Şimdi eğri oturup doğru konuşalım; herkesin kendince günlük yaşantının bunaltan ve monoton yoğunluğundan kaçmak için tercih ettiği birtakım yangın çıkışları var şu hayatta. Kimisi yatağında sıcacık battaniyenin altında çok sevdiği kitabını okurken, kimisi leziz yemek denemeleri yaparak ruhunu dinlendirir; kimisi de son ses müzik açıp kendine terapisel bir vakit ayırır. Her kişiliğin farklı bir tercihi oluyor anlayacağınız üzere. Bu bazı kaçış tekniklerine ek bir başka tür de var ki, inanın kendimce uygulamayı en beğendiğim terapisel dinlenme çeşitlerinden biri diyebilirim şahsen. Peki ne mi? Sonuna kadar pis mizah!

Günlük yaşantının getirdiği sıkıntılar yediden yetmişe her türlü yaş aralığını farklı etkiliyor, haliyle de her yaş aralığı bu sıkıntılardan farklı şekillerde kaçıyor. Benim “unut ve kısa süreli mutlu ol” taktiğim de, kafa yormanızı gerektirmeyen ve keyifli vakit geçirten, kısa süreli kara mizah filmlerinden doğuveriyor aslında.

Kendinizi pis, kara ve leş mizahın kollarına bırakın arkadaşlar! Tiksinerek gülmenin mazoşistik hazzı, inanın anlatılmaz yaşanır…

Not: Filmler müstehcen, argo içerikli ve birtakım ırksal farklılıklar üzerinden yapılan esprilerle dolu olabilir. Bu tür şeyler canınızı sıkıyorsa, pek keyif almayabilirsiniz; uyarmadı demeyin.

 

1) Harold & Kumar: Guantanamo Körfezi’nden Kaçış (2006)

MV5BMTQ0MTg1MTE0M15BMl5BanBnXkFtZTcwMjU1NDk2MQ@@._V1_SX1500_CR0,0,1500,999_AL_

Öncelikle belirtelim, Harold ve Kumar’ın ilk macerasını ele alan film bu değil ne yazık ki. 2004 seneli Beyaz Saray temalı filmleri sonrası, Guantanamo Körfezi’nden kaçışlarını ele alan bu yapım, devam filmi aslen. Fakat yine de ilk filmi kesin ve kat-i suretle bilmenizi gerektiren çok mühim detaylar olmadığından, doya doya ikinci filmden de başlayabilirsiniz seriye.

Klişelerle dolu komedi filmleri, genelde kendi yaptıkları işlerle dalga geçince çok daha övgü toplarlar. Harold ve Kumar karakterlerinin de yaptığı bir bakıma bu. Stereotipik kişiliklerin (Asyalı, titiz, düzenli, aklı başında / Hintli, pis, pasaklı, hovarda) bir araya gelerek yine aşırı bilindik hikayesel örgülerle aslında ne kadar eğlenceli dakikalar geçirtebileceğine bu filmde şahit olmak mümkün. Tabii ırkçı esprilerin suratınıza kürekle atıldığı ve son derece “pis” mizahın odakta yer olduğunu eklemezsek, içimizde kalır.

Bir buçuk saatinizi kafa yormadan, rahatça uzandığınız koltuğunuzda tiksindirici mizah ile geçirince inanın bize insanda sinir stres kalmıyor. İş yerindeki Leyla Hanım onu demiş, haftaya patron sizden rapor istemiş, ertesi güne bitmesi gereken tuğla ağırlığında ders kitabı ve yığınla ödev varmış… Hiçbiri o bir buçuk saat içinde size uğramıyor bile!

 

2) Ted (2012)

Adsız

Masum bir çocuğun oyuncak ayısı olarak konuya giriş yapan Ted’in, inanılmaz bir şekilde yetişkinlerin pis hayatına uyum sağlayan ve hiç de eski masumiyetine dönmeyen hal ve tavırlarıyla bu film bir bakıma zaman geçirmelik kategorisinde.

Ted’den aynı anda hem tiksinmenizi hem de bir bakıma samimiyet duymanızı sağlıyor bu yapım -gerçekten nasıl oluyor bilmiyorum ama… Hatta her iddiasına varım ki, kaprislerini çekeceğiniz bir insan arkadaş yerine, her haliyle kabullenmek zorunda olsanız da eğlencenin dibine vurabileceğiniz oyuncak ayı bir arkadaşınız olması, muhtemelen çoğunuzun aklından geçiyor olacaktır bu film sonrası.

 

3) Röportaj (2014)

interview

Bu konuda hiç mi hiç objektif olamayacağım, kimse kusuruma bakmasın ama söylemem gereken bir şey var: Ben bu adamların yaptığı her işe bayılıyorum! Seth Rogen, James Franco ve diğer saz arkadaşları olarak adlandırabileceğimiz (birçoğu This Is The End filminde var zaten) o spesifik güruh, inanın bana dünyanın en leş filmini yapsa dahi bir şekilde kendini sevdiriyor. Komediyse komedi, pis mizahsa pis mizah, leşlikse leşlik… Hepsi var ve her biri de de Seth Rogen’ın o öpülesi kokuşmuş kara mizah dolu zeki kafasından çıkıveriyor genel anlamda.

Kuzey Kore’nin ciddi anlamda akıl sır erdiremediğimiz o şımarığımsı diktatörü Kim Jong-un ile bir röportaj yapmak üzere Amerika’dan dünyanın öbür bir ucuna giden iki kankanın hikayesi aslında The Interview. Ama çoğu filmde en leş rollere imza atan Seth Rogen’ın bu sefer biraz daha doğru kararlar atan kişi ve James Franco’nun da aksine sırf canı istedi diye işleri berbat etme konusunda bir usta olan ve duygusal bağlarıyla filmin zirve noktalarını deneyimlettiren tipi canlandırması, bir bakıma sizi farklı bir klişeden eğlendiriyor diyebiliriz. Peki ırkçı, pis ve sonuna kadar müstehcen espriler yine var mı? E tabii, artık o Allah’ın emri arkadaşlar. Bu ikiliden özellikle Seth Rogen olunca o tür şakalardan kaçmak mümkansız gibi bir şey yani.

Yine de adamlar işini biliyor, izleyin yani. ‘Cause baby you’re a firework!

Yazar

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.