Geçenlerde internete bir resim düştü malumunuz; Viggo Mortensen, Elijah Wood, Dominic Monaghan, Orlando Bloom ve Billy Boyd bir araya gelmişler, bir restoranda çatallar ve bıçaklarla fantastik poz veriyorlar. Her birinin gözündeki kıllar kadayıf kıvamına gelmiş, hepsi Yüzüklerin Efendisi filmlerini çektikleri 16 aylık muhteşem süreçten beri kariyerlerini başka yerlere sürmüşler. Ama işte bir aradalar, beraberler.

Ve işin en keyifli yanı, bir arada olmalarının sebebi Viggo Mortensen‘in Captain Fantastic’teki küçük LotR hayranı rol arkadaşına sürpriz yapmak istemesi. Ortada bir doğum günü partisi var, doğum günü çocuğu Yüzüklerin Efendisi hayranı, masada da Aragorn var. Mortensen “Bakayım kimi çağırabiliyorum” diye başlayıp, Fellowship’in bu kadarını toplamış oraya. Yıllar geçmiş, araya Oscar’ı, televizyonu, şöhreti, onlarca filmlik başka başka kariyeri girmiş. Ama “şıp” dedin mi beşi bir araya gelebiliyor işte.

Bundan feyz alıp, Lord of the Rings’in muh-te-şem boxset’inde bulunan bir ekstra özelliği aradı tekrar gözlerim. The Fellowship of the Cast. Tamamen filmin ana kadrosunun, başrolünden dublörüne kadar birbirleriyle olan ilişkilerini anlatmaya ayrılmış 35 dakikalık bir segment. Baştan aşağıya birbiri hakkında samimiyetle iyi hisseden bir prodüksiyon ekibinin, birbirine tatlı tatlı aşk hikayeleri döşemeleri. Üstelik bunların kamera arkası görüntüleri, müthiş fotoğrafları, harika röportajları… İzleyince içimden yukarıya doğru bir sıcaklık kapladı, size de anımsatmak istedim.

Burada iki şeyi fark edeceksiniz. Birincisi, kadronun çoğunluğu gerçekten birbirlerine, bir seviyede, rolleri gibi davranmışlar. Sean Astin gerçekten de genç ve deneyimsiz Elijah Wood‘a bir ağabey olmuş, kapıda kalmış, çilingiri Astin çağırmış. Billy Boyd ve Dominic Monaghan gerçekten de setin haylaz en iyi kankaları olmuşlar, birbirlerinden taş sektirmeler, vodvil rutinleri uygulamalar… Liv Tyler ve Cate Blanchett‘ten bir bahsedişi var mesela kadronun, gerçek bir Elf kraliçesi ve prensesinden söz ediyorlar sanırsınız. Beri yandan, Viggo Mortensen hem dublör ekibinin, hem Fellowship’in gerçek lideri olmuş mesela. Ve öylesine bir içselleştirmek, öylesine bir yerleşmek ki, Sean Bean‘den “silah arkadaşımdı” diye bahsetmek yani; düşünün. Her şey olması gerektiği yerde. Hayat sanatı taklit etmekte.

İkinci fark edeceğiniz şey ise şu, Lord of the Rings serisinin zaten aksi bir kalitede çıkması mümkün değilmiş. Bir buçuk yıla yakın süren prodüksiyon, Yeni Zelanda koşullarında derbeder çarpışan, dublöründen ışıkçısına, kameramanından aktörüne bir amaç için savaşan insanlar, birbirini bu kadar seven bir ekip… Efsaneden aşağısı olması, zaten mümkün değilmiş. İyi ki de olmuş. İyi ki de çıkmış.

Ee, ne diyorsunuz? İzliyor muyuz bu akşam bir tur daha Lord of the Rings?

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.