1940 yılında, New York şehrinin The Bronx mahallesinde dünyaya geldi George Romero. Baba tarafından Kübalı, anne tarafından Litvanyalıydı. Çok küçük yaştan itibaren sinemaya çok düşkündü. 1951 yılında ona “Ya demek ki bu sanat dalında farklı açılardan deney yapılabiliyor” dedirtecek olan The Tales of Hoffmann’ı izledi, ilham aldı. Görsel medyanın gücünü özümsedi o filmi izleikten sonra. 1960’da üniversiteden mezun oldu. Birkaç kısa film işi yaptı, birkaç reklam çekti, bir iki TV işi denk geldi. 1960’larda arkadaşlarıyla birlikte Image Ten şirketini kurdu. 1968’de ilk uzun metraj filmini çekti.

Yorgan döşek 100 küsur bin dolar bütçesi vardı. Televizyonun hâlâ “şeytan aleti mi lan” diye irdelendiği dönemdi. İnternet daha biliminsanlarının gözünde bir parıltıydı. O küçük korku filmi 30 milyon dolar bütçe elde etti, devam filmleri geldi. Night of the Living Dead idi filmin adı. Bir tür, bir tarz, bir akım değil; bir klişe yarattı. Ondan sonra gelen tüm zombi filmleri, ya Romero’nun işini kopyaladı ya da Romero’nun işini temel alarak farklı bir yere uzandı.

Lucca Film Festival 2016

Amerikalı yönetmen, geçtiğimiz gece kanserle verdiği mücadeleyi kaybetti. 2009 yılında vatandaşlığını alarak taşındığı Ontario, Kanada’da, 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. Hakkında şöyle bir beyan verildi ki, biz daha iyisini söyleyebileceğimizi düşünmüyoruz.

Efsanevi sinemacı George A. Romero, 16 Temmuz Pazar günü, en sevdiği filmlerden The Quiet Man’in müziklerini dinlerken hayatını kaybetti. Yanında eşi Suzanne Descrocher Romero ve kızı Tina Romero vardı. Uykusunda, huzurlu bir biçimde öldü. Vefatından önce akciğer kanseriyle kısa ama zorlu bir mücadele vermişti. Arkasında sevgi dolu bir aile, pek çok arkadaş ile birlikte zamanın imtihanına karşı durmuş ve durmaya da devam edecek bir sinemacılık mirası bıraktı.

 

Kim Romero’nun vefat ederken neyi dinlediği detayını dünyaya duyurmanın önemli olduğunu hissetti bilmiyorum, ama her kimse, gerçekten teşekkürler. Romero kadar film düşkünü, film piri, film geek’liğinin hem bayraktarı hem de atası olan bir adamın en sevdiği filmlerden birinin müziği eşliğinde ölümsüzlüğe taşınmış olması gerçekten kusursuz bir imge. Usta için de gerçekten kusursuz bir final.

Toprağı bol olsun. Filmleri cümlemize bir ömür keyif olmaya, renk olmaya devam edecek.

Author

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.