Korku edebiyatı denildiğinde akla gelen en önemli isimlerden birisi şüphesiz H.P. Lovecraft’tır. Nereden tanıdığınızı hatırlamıyorsanız ama adı tanıdık geliyorsa izin verin size şöyle bir hatırlatayım; bir eseri var ki üzerine oyunlar mı çıkmadı, filmler mi çekilmedi, şarkılar mı yazılmadı… Cthulhu’nun Çağrısı adındaki bir eser bu. Korku edebiyatının en değerli eserlerinden. Cthulhu dediğim de şu ahtapota benzeyen, yeşil renkli, güçlü tip var ya, hatırladınız mı, o işte.

Oyunundan da bahsedeceğim, müziğinden de, her şeyinden bahsedeceğim yavaş yavaş ama şimdilik daha geniş bir başlangıç yapalım diyorum. Cthulhu mitolojisine dışarıdan bakalım, kamera arkasında neler dönmüş onları öğrenelim. Bu kocaman evren nasıl oluşmuş, nasıl genişlemiş ve nasıl kendini hâlâ bıkmadan okutturuyor, bir bakalım.

Lovecraft’ın Hayatı

Image result for hp lovecraft

Öncelikle diğer tüm sanatçılar gibi, H.P. Lovecraft’ın da bir sanatçı olarak yaşamını incelemek istersek onun kişisel görüşlerini bir kenara bırakmak zorundayız zira kendisinin bugün çoğumuzun desteklemediği türden görüşleri olduğu bilinen bir gerçek. Lovecraft için -en azından bu yazı boyunca- trajik bir hayat yaşamış, kalemi güçlü olan bir yazar diyelim, olur mu?

Freud gibi incelemiyoruz kendisini, o yüzden çocukluğuna inmeyeceğim çok. Sanatçı kimliğinden bahsedeceğim. Şuradan başlayalım: Lovecraft’ın hayatı henüz o büyürken değişmeye başlar. Başlarda zengin bir ailenin çocuğu iken babasının akıl hastanesine yatması ve üzerine de annesini kaybetmesi, onun, maddi anlamda çöküşüne neden olur. Üstüne üstlük daha lise yıllarında minik bir öğrenciyken nöbetler geçirmeye başlamıştır. Henüz yirmi üç yaşındayken “Weird Tales” adındaki bir edebiyat dergisinde paralı yazar olarak çalışmaya başlayan Lovecraft, kariyerine, merkezinde insanlar ve insanların duydukları kaygılar olan, doğaüstü elementlerle süslenmiş öyküler yazarak başlar. Profesyonel yazarlık kariyerine yirmi üç yaşında başlamış olsa da tam bir yazar denebilir kendisi için zira hayatı boyunca hep edebiyatla iç içe olmuştur. Zamanının çoğunu evde veya okulda, burnu kitaplara gömülü olarak geçirir.

Bütün bunlara rağmen yaşarken hak ettiği değeri görmeyen sanatçılar kervanında o da yer alır. Van Gogh gibi, Paul Gauguin gibi, hatta edebiyat çevresinden örnek vermek gerekirse Franz Kafka ve John Keats gibi. Bu noktada Alexander Pope‘un bir sözü aklıma geliyor:

Belirli bir kürede mükemmel olmaksa amaç,
Ne fark eder, önce, sonra, orası, burası?
Bugün burada kutsanmış olanın,
Bin yıl önce başlamıştır yolculuğu.

Alexander Pope, İnsan Üzerine Bir Deneme

H.P. Lovecraft, mektup yazmayı seven bir sanatçı olduğu için sürekli mektup yazar. Hatta hayatının bazı anlarında sırf mektup yollamaya para ayırmak için yemek yemediği bile olur. Hikâyelerini satarak en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak kadar fakirleşir zamanla.

Kanser olduğunu öğrendiğinde ise çok geçtir; hastaneye yattıktan yalnızca bir ay sonra hayata veda eder. Bir de şunu not etmek lazım ki birçok kaynak, Lovecraft’ın ölüm sebepleri arasında fakirliği de sayar. Hayatının belli kısımlarını hem depresif ve duygusal krizlerle hem de bunlar dışındaki sağlık sorunlarıyla geçiren Lovecraft, henüz gençken, kırk altı yaşındayken ölmüştür ve ölüm döşeğinde eli kalem tutamayacak hâle gelene kadar yazılar yazmıştır.

Peki zamanında değeri bilinmeyen H.P. Lovecraft nasıl günümüzde böylesine büyük bir isim oldu? İşte bunu da sürekli mektuplaştığı arkadaşlarına borçlu demek yalan olmaz.

The Lovecraft Circle

Image result for lovecraft and frank belknap long

Bizim internet arkadaşlıklarımız var ya, hani birbirimizi asla görmeden çok çok yakın arkadaşlar olabiliyoruz, işte Lovecraft’ın da aynı şekilde mektup arkadaşlıkları vardı. Döneminin yazarlarıyla mektuplaşıyordu sürekli. Aralarında mektuplaşmalar dönse de bazılarıyla tanışmamıştı bile.

Robert Block, Clark Ashton Smith, Robert E. Howard, Frank Belknap Long ve August Derleth isimli beş yazar arkadaşı, Lovecraft’ın oluşturduğu mitolojiye özellikle ilgi duyuyorlardı. Duydukları bu ilgi o kadar büyüktü ki Lovecraft’ın bu edebi çevresine “The Lovecraft Circle” ismi verildi ve bu ekip, yazar öldükten sonra bile evren üzerine emek vermeye devam etti.

Cthulhu Mitosu

Image result for cthulhu mythos

Cthulhu Mythos‘u yazarken Lovecraft, özellikle kabuslarından ilham alırdı. Evet evet, kabuslarından. Bir de büyük babasının o küçükken ona okuduğu korku öykülerinden. Edgar Allan Poe okuyarak büyüyen birisi için farklı bir gelecek düşünülemezdi muhtemelen. Lovecraft ayrıca bir astronomi meraklısıydı ve gökyüzünü izlemeyi severdi, bu yüzden bazı kaynaklar onun eserlerine de yansıyan nihilist düşüncelerini, bu koskocaman evrende minicik bir kar tanesi olduğumuzu fark etmesine bağlar.

Yazarımızın oluşturduğu bu mitos, ölümünden sonra da genişleyerek devam eden koskoca bir evrene dönüşür. H.P. Lovecraft hiçbir zaman doğrudan bir evren kurmak ve bunu temellendirip üzerine hikâye yazmak gibi çalışmalar yapmamıştır. Yazdığı yazılar genelde bir evren kurma kaygısı gütmeden birbirine gönderme yapan hikâyelerdir fakat arkadaşlarının bu evrene duydukları ilgiden haberdar olan Lovecraft, kendi kurduğu evreni genişletmek üzerine onları cesaretlendirir, onlar da öyle yaparlar. Lovecraft öldükten sonra bile yavaşlamazlar, yepyeni karakterler yaratıp onlara öyküler yazmaya devam ederler. İşte onların yazdıkları bu öykülere biz şimdi Cthulhu Mythos diyoruz. Zaman içinde Stephen King‘in de aralarında bulunduğu birçok yazar da dâhil olur bu evrene, bize de tadını çıkartacak bir sürü hikâye kalır.

Lovecraft’ın dostluk kurduğu yazarlar arasında özellikle August Derleth’ten bahsetmek gerekiyor zira kendisi Lovecraft öldükten iki yıl sonra, yani 1939 yılında, sadece Lovecraft’ın hikâyelerini basmak için Arkam House adında bir yayınevi kurar. Lovecraft’ın mirasını sürdürmek amacıyla onun geride bıraktığı notları ve mektupları da düzenleyip yayınlamaya başlar. Şimdilerde “Cthulhu Mythos” adını verdiğimiz bu mitolojik evrene ismini verir. Tabii ki eleştirilir, hatta hâlâ eleştirilmeye devam ediliyor; Lovecraft’ın yazdıkları üzerinden para kazandığını söyleyenler, Lovecraft’ın kurduğu evren üzerinde değişiklikler yapmasını eleştirenler yok değil. Tüm bunlara rağmen şöyle bir gerçek var ki eğer Derleth olmasaydı muhtemelen hiçbirimiz Lovecraft’ın kurduğu Cthulhu evrenine şimdiki gibi hâkim olamazdık.

Cthulhu Mythos, incelemesi ve keşfetmesi en zevkli evrenlerden biri. Lovecraft da hakkında okuması en ilginç insanlardan biri. Eğer yaşadığı vakit hak ettiği şöhrete kavuşsaydı elimizde nasıl öyküler olurdu kim bilir. Hiç Lovecraft okumadıysanız bir yerden başlamanızı şiddetle öneririm diyorum, burada ayrılıyorum sizden. Bir sonraki yazıya kadar, elveda!

Yazar

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

1 Yorum

  1. Çok ilginç, arkadaşlarının bitmeyen ilgisi ve onore etmesi çok ilginç. Her ne sebeple olursa olsun adının yaşamasını sağlamışlar, ne hoş.

Leave a Reply to Emrah Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.