Simülasyonlar hakkındaki son yazımın odak noktasını belirlemek benim için zor oldu. Neticede sosyal bilimlerin son yüzyıllarda ortaya atılmış en önemli teorilerinden birini, ne çok soyut kalarak ne de çok sapıtarak anlatmaya çalıştığım için zorlanmaya hakkım var ve bir son nokta koyacaksak dördüncü yazıyla, ilgi çekici bir yerde bitirmeliyim. Baudrillard’ı bir kere daha karıştırırken Apocalyps Now gibi bir filmden yola çıkmak, belki bu ilgiyi çekmek için iyi bir nokta olurdu; belki reklamların simülasyonun işleyişindeki yerini, en az beşinci kez burada ben betimlesem daha kolaydı ya da mesela Yahudi Soykırımı üzerine çekilmiş dizileri bu temada toparlayıp, başımı belaya sokabilirdim. Bunların hiçbirini yapmadım, belki olduğundan daha az ilgi çekecek ama neticesinde daha mala davara faydalı bir şeyden bahsetmeye karar verdim: Haberler!

Özellikle bizim şu an içerisinde olduğumuz gibi, haber kanallarının bağımsızlığının sık sık sorgulandığı, habercilerin dürüstlüklerinin tartışıldığı; diğer kanadıyla işini yapan habercilerin hürlüğünün tehdit altında olduğuna dair seslerin yükseldiği bir dönemden geçiyorsak, daha faydalı bir şey bulmak zorlaşıyor. Hem illa meslek ve uğraşla ilgili de değil durum; hepimiz bir sürü, bir sürü de canımızı sıkan haberle karşı karşıyayız her gün ve hepimizin de bunlarla ilgili bazı güçlü fikirleri var. Dünyadan ve çevremizden haberdar olabilmek için onlara mecburuz. Bununla beraber, bir yandan da bir gruptan, özellikle canımızı sıkan haberlerin, canı sıkılan gruba göre anlamı değişse de, gündeme getirilmesinin daha kötü olduğunu söyleyenler; diğer bir gruptan ise, yine canı sıkılan grubun kim olduğuna göre anlamı değişmekle birlikte, haberlerin nasıl sunulmasının daha iyi olduğunu tartışanlar var. Ben de bu yazıda, Baudrillard’ın haberlerin simülasyon ile ilişkisine yönelik yazdıklarına, kendimden katarak cevap vermeye çalışacağım.

Açılışı, şu güzel cümleyle yapacağım: “Her geçen gün daha çok haber ve bilgiye karşın giderek daha az anlamın üretildiği bir evrende yaşıyoruz.” Bu cümle çok güzel çünkü naçizane okuduğunuz bu sayfalarda, gerek haber gerek başka türden yazılar yazan bir insan olarak, kendim de bu cümlenin içerisindeyim. Hayır, ‘yazdıklarım o kadar da şey değil‘ diyerek yersiz bir alçakgönüllülük yapmaya çalışmıyorum ama bu cümle de sanki nitelikle ilgili değil. Altı ay önce, bence geekyapar.com içerisinde mükemmel bir yazı kaleme almıştım fakat onun üzerinden altı ay ve daha fazla yazı geçti, her gün geekyapar.com’da bir aşağı bir yukarı, böyle yazılar ben ve yazar arkadaşlarım tarafından yazılmaya devam etti. Buraya geekyapar.com gibi olabilecek, daha iyi olabilecek veya olamayacak bir sürü medya platformunu da eklerseniz, meselenin nitelik olmadığı daha anlaşılır hâle geldiği gibi; aynı zamanda cümledeki “anlam üretmek” de bir başka kapı açıyor sanki. Ama bu bahsi daha fazla uzatıp konuyu dağıtmayacağım.

Bıraktığım yerden alayım sözü; her gün üretilen bilgi ve haberin sayısı artıyor ancak üretilen anlamın sayısı azalıyor. Bunu muhtemelen ilk defa duymadınız, daha da kötüsü, duyduğunuz yerler de genelde zamanın gözde tabiriyle “boomerlar”ın ağzıydı. Olsun, Baudrillard, yanlış bir kullanım olmayarak bir “boomer” zaten. Bu yazı özelinde biraz boomerlığa katlanmanızı rica ediyor ve sizi, bu cümleyi ciddiye almaya davet ediyorum. Buradan sonra, üç varsayım devreye giriyor.

Haberler anlam üretirler ancak kendileri dışarısındaki sebeplerle bu anlamın kaybolmasını engelleyemezler.

Bu sebeplerden biri, ardı ardına gelen otuz farklı haberin bulunması olabilir. Otuz haberden biri, salgında yeni sokağa çıkma yasaklarının başlangıç ve bitiş saatleri olsun. Diğeri, ticaret bakanının kendi şirketinden sağlık bakanlığına maske tedarik etmesiyle ilgili bir son dakika gelişmesi olsun. Bir sonraki haber; memleketin x ilinde, y kadar yerinden bıçaklanarak öldürülen bir kadınla ilgili geliyor. Hemen ardından, sitemizin ilgi alanlarını da unutmadan; Witcher dizisinin ikinci sezonunun ne zaman yayınlanacağı haberi, ana sayfada yerini alıyor. Bitmiyor; gündemdeki, tam sayısını ifade etmenin sıkıntı yarattığı kadarlık milyar dolar nerede pankartlarıyla ilgili bir haberle güne devam ediyorsunuz. Bu şekilde uzayan bir listede, hemen hepsi önemli olup okunan, toplumsal yerini üstlenmiş bir insanın bilmesi beklenen haberlerin arasında, anlam kaybolabiliyor.

Bir başka sebep de artık aynı haberin otuz farklı şeklini gördüğümüz için duyarsızlaşıyor olmamız olabilir. Az önceki örneklerden biriyle devam edelim; ülkenin X yerindeki Y sayıda bıçak yarasından hayatını kaybeden kadını bugün, Z yerindeki T sayıda bıçak yarasından hayatını kaybeden kadını da dün yahut aynı gün içerisinde okumuştuk zaten, değil mi?

Haberin, anlamla hiçbir ilişkisi yoktur bu yüzden anlam üretmek onun görevi değildir.

Haberin anlamla hiçbir ilişkisi yoksa haber, bir başka şeye ait olmak zorundadır, bir araçtır sadece. Bunu kabul edebiliriz sanırım. Biz geekyapar.com’da mesela, Google ne kadar aksini istese de haberi, kendimize aracı kılıyoruz. O zaman siz haberden ne anlıyorsanız, haberin amacı da odur demek durumundayız. Girişte de zaten bu durumdan, hangi canı sıkılan gruba dâhil olduğunuza göre değişen senaryolardan bahsetmiştik.

Ama bu varsayımı kabul edersek -buraya biraz dikkat vermenizi rica ediyorum- bu varsayım doğru ise haber sayısının artması ile anlam üretiminin azalması arasında hiçbir ilişki kalmıyor. Çünkü haberin anlamla hiçbir ilişkisi yoksa ve anlamı biz veriyorsak; anlam sonradan ortaya çıkan bir şeydir ve neticesinde herhangi bir insan, herhangi bir habere, herhangi bir anlam verebilir. Dolayısıyla ortada bir anlamsızlık kalmazdı.

Haber, anlamı doğrudan yok ya da nötr hâle getirir.

Haberler, kasıtlı olarak, tabiatları gereği anlamı yok ediyorsa, haberler arttıkça anlamlar da azalacak demektir. Bizim kabul edip etmememizden bağımsız olarak, belki de aradaki ilişkiyi açıklamak için en doğru yaklaşım bu diyebiliriz.

Nitekim Baudrillard da bu üçüncü varsayımı en ilginci olarak niteliyor. Ancak ortada şöyle bir sorun var; bu üçüncü varsayım yani haberlerin anlamı yok ettiği varsayımı, haberlerle ilgili şu an kabul edilen her şeyin tam tersini iddia ediyor. Çünkü bizler, en başından haberlerden haberdar olmaya çok fazla anlam yüklüyoruz. Gündemde olan bitenlerden haberdar olmayanları anti-politiklikle, anti-sosyallikle, en iyi ihtimalle de ben-merkezcilikle itham ediyoruz. Haklı olup olmadığımız, başka bir tartışmanın sorunu.

Bu üç varsayım ve haberin ne işe yaradığı ile ilgili Baudrillard’ın bulduğu cevap ise, haberin kendi ürettiği içerikleri yok etmesi olmuş. Orada da kalmamış haber, iletişimi ve toplumsallığı da yok etmiş. Bunu da elimden geldiğince açıklayarak yazıyı bitireceğim.

Ona göre haber, gerçekten iletişim kurmak yerine, iletişim oyunu içerisinde; anlam üretmek yerine, sahneye bir şeyler koyuyor ve bu anlam üretme oyunu içerisinde kaynayıp gidiyor. Ve bu da neticesinde yazımızın konusu olan simülasyona bağlanıyor.

Ana akım ve yavaş yavaş alternatif medyada, ekranlarda gördüğümüz, haber niteliği taşıyan içerikleri şöyle bir düşünelim. Röportajlar, yani yönlendirilerek sorulan sorulara alınan cevaplar var; programların konuşmacılarına konuşma hakkı tanımalar var; bugünden bakarsak clubhouse’dan, insagram tv’den sohbete katılmalar var. Bunlar gibi pek çok şekilde, dört bir yanımız bu türden bir içerik, bir iletişim, bir haber ağıyla sarılmış durumda. Seyretme arzusu, bir noktadan sonra seyredilecek şeyin sahneye konulmasıyla bir kısır döngüye dönüşüyor. Biz buna Twitch yayıncılarıdır, Youtube’a geçen habercilerdir falan çoğaldıkça “yeni medya” diyoruz ama bu, bayağı bayağı geleneksel medyaya dönüşün bir basamağı hâline geliyor. Yeni medyada herkes, her birey, içerik üreticisi olup iletişime katılabilecekken yeni medya, geleneksel medyanın bir simülasyonunu sunarak ona dönüştüğü için, bu vaatler gerçekleşmiyor. Yine hangi fenomenin takipçisi yani reytingi fazla ise onun anlamlarını görmüş oluyoruz.

Neticesinde ise hem haber kanalları hem haberciler hem de yeni medyanın kahramanı fenomenlerle ilgili olarak “Yalan söylediklerini biliyorum ama herhalde o kadar da değil” cümlesine varıyoruz. İşin kötüsü, şuraya veya şuraya tıklayarak ulaşabileceğiniz yazılarda da değindiğim üzere, kendini gerçek gibi göstermeye çalışan en tehlikeli şey yalan değil. Fenomenler, bu bağımsız platformlar aracılığıyla eleştirel düşüncenin, bizi, bunca anlamsızlık ve yalan üretiminin kitlelerin aptal ve/veya naif olduğu gibi bir önyargıya ikna etmesine razı geliyoruz. Bu önyargı, bizim simülasyonu ayakta tutmamızın sebebi oluyor.

Baudrillard burada bitirmiyor ama ben burada keseceğim. Belirli bir derdi -özellikle de size kendisinin üzerinde durduğu medyalardan biri olan bu sayfalardan seslenen biri olarak- bu simülasyonun bir unsuru, bir dişlisi olarak anlattığımı düşünüyorum. Bu dosyanın çeşitli yerlerinde vurguladığım, Baudrillard ile olan sevgi ve nefret ilişkim, neden ondan bir yandan nefret edip bir yandan da bu sayfalara dört yazıyla taşımaya çalışacak kadar şevkle okuduğum, ortaya dökülmüştür böylece.

Simülasyon teorisi,  ne matematikçilerin, fizikçilerin uğraştığı şekliyle test edilebilir veriler sürüyor önümüze ne de Matrix’in bir kısmıyla aldığı, Matrix’e kaynaklık etmesine rağmen filmden etiyle kemiğiyle nefret edecek Baudrillard’ın anlattığı kadar basit şeylerden bahsediyor. Bu noktadan sonra size sadece kendisinin eserlerini okumanızı şiddetle tavsiye edebilirim. Muhtemelen kaliteli bir komplo teorisini takdir edebilenlerdenseniz, kendisine âşık olacaksınız. Yok değilseniz de, en kötü ihtimalle bencileyin, bir sevgi-nefret ilişkisi içerisinde ama yine de kendisini konuşabilmek için insan ararken bulabileceksiniz kendinizi.

Bu dosyanın bitişiyle biraz daha farkında, biraz daha dip köşe dikkat ederek hayatı yorumlamamak, insanı anlamaktan başka bir temennim yok. Umarım okuyan birkaç kişi için de faydalı olmuştur. Sonraki dosyalarda görüşmek üzere!

Yazar

Hayvan dostu, tevriyesine rağmen biraz yalnız; doktora öğrencisi, ismiyle müsemma ve çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için bakınız: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.