Siz de duymuşsunuzdur, tarih boyunca türlü türlü dolaplar çeviren sinsi isimleri, kendilerine bir servet çalan hırsızları, koca koca devletlerin hazinelerini, miraslarını, eserlerini yürüten hokkabazları… İnsan denen varlık açgözlü olduğunda, gerçekten akla sığmayacak boyutlarda oyun döndürebiliyor. Yasalarda buldukları boşluklardan, insanların saflıklarından, felsefe ve inanç düzenlerinin yarattığı şartlardan yararlanan bu insanların, tanıdıkları hiçbir sınır yok.

Bu yazının konusu ise pek değerli geekler, bu yazarın memleketi olan Kıbrıs’ta çevrilmiş çok ilginç bir dolap ve bu tezgahın kurucusu olan farklı bir kişi. Bu kişi kendisine bir ev, gemi, para, eser veya ganimet yürütmeyi yeterli bulmamış. Hayır hayır, bu kişinin gözü, çok daha yukarılardaymış. Bu kişi, milleti dolandırıp kendisi için bir ülke, hatta bir imparatorluk yürütmüş. Gelin size, Kıbrıs’ın dolandırıcı imparatoru Isaac Komninos’un hikâyesini anlatayım.

Komninos ismi pek yabancı gelmeyebilir çünkü Bizans tahtına oturan soylardan birisi Komninos Hanedanı’ydı. İmparatorluk makamına sahip olmuş isimlerden birisi de Isaac Komninos’tu ama bu, bizim hikâyemizin kahramanı olan Isaac değil. Isaac, sonraki Komninos imparatorlarının birisinin uzaktan bir akrabasıydı ve Tarsus Valisi olarak görev yapıyordu. Bu görevin başındayken imparatorluğun komşularından birisi olan Ermeni Krallığı’na savaş açtı ve aynı hız ile düşman askerleri tarafından ele geçirildi. Kendi hanedanı fidye için gereken miktarı ödeyip onu serbest bıraktırmayınca da değerli Isaac’imiz yıllarca esaret hayatı yaşadı.

Yıllar sonra Isaac’in akrabalarından birisi Bizans İmparatoru’nu, onun daha fazla esaret hayatı yaşamaması gerektiği konusunda ikna etti. Fidye için gerekli miktarlar, çeşitli zengin bireylerden toplandıktan sonra Ermeni Krallığı, kahramanımızı serbest bıraktı. Peki, Isaac ne yaptı? Fidye için gönderilen bedelin kalan kısmıyla kendisine paralı askerler tuttu ve gemiyle Kıbrıs’a geçti. Kader denilen kavram ilginç bir şeydi ve Kıbrıslılar için farklı farklı oyunlar oynuyordu. Isaac sahte bir belge çıkartarak yerel yönetimin kendisine boyun eğmesini sağladı ve adanın hükümdarı oldu. İmparator ise onun hizmetine geri dönmediği için Isaac’in serbest bırakılmasını isteyen ve buna yardımcı olan insanları yakalatıp zindana attırdı. Bu insanlar aradan çok geçmeden idam edilecekti.

Peki, Isaac sonra ne yaptı? Şu ana kadar iyi bir hanedan üyesi, vali veya komutan olamamıştı ama belki başka konumlarda daha iyi bir performans sergileyebilirdi! Adaya geldikten sonra burada, İstanbul’dakinden ayrı bir patriarşi kurdu ve bu patriarşinin kendisini İmparator ilan etmesini sağladı. Artık Kıbrıs denen adanın bir imparatoru vardı! Tabii bu imparatorun imparatorluğunu kabul eden de sadece yine bu Kıbrıs halkıydı. Isaac, çok acımasız bir şekilde sürdürdü imparatorluğunu. Soylular soylarından, zenginler servetlerinden oldu. Sokakları dilenciler ve serseriler doldurdu. Isaac çaldı, yağmaladı, katletti, tecavüz etti. Küçük bir imparatorluğun küçük bir imparatoruydu. Hiçbir zaman önemli bir şeyler başaramayacak küçük bir insandı.

İşte böyle küçük bir imparatorluğun da kısa bir hayatı olacaktı. Birkaç yıl sonra, Üçüncü Haçlı Seferi başladı. Bu sefere katılan güçler arasında Aslan Yürekli olarak da bilinen İngiliz Kralı Birinci Richard da vardı. Sefer sırasında Richard’ın hem kız kardeşini hem de nişanlısını taşıyan bir gemi, büyük sıkıntılar yaşadı ve iki kadın da kendilerini Kıbrıs’ta buldular. İşte durum böyleydi, hem İngiliz kralı olan hem Haçlı güçleriyle sefere çıkan hem de “Aslan Yürekli” olarak anılan Richard’ın çok değer verdiği iki kadın, Kıbrıs İmparatorluğu’na düşmüştü. Peki, Isaac ne yaptı? Tabii ki bu iki kadını da esir almaya karar verdi. Bütün iyi niyeti, hoşgörüsü ve bilgeliğiyle iki esirini kötü şartlar altında yaşattı. Doğal olarak Richard’ın aslan yüreği de adayı öylece ele geçirip kız kardeşini ve nişanlısını kurtardı. Isaac ise onun esiri oldu.

Isaac yıllarca Avrupa’da oradan oraya savruldu durdu ve en sonunda zehirlenerek öldü. Bu verimli hayatında bir de kızı olmuştu. Kızı da babası gibi Avrupa’da bir oraya bir buraya savrulup durdu ve en sonunda babasının izinden gitmeye karar verdi. Babasından kalan meşru haklara dayanarak Kıbrıs’ı geri alacak ve orada mutlu bir yaşam sürdürecekti. Bunun için Dördüncü Haçlı Seferi’ne katıldı ama Dördüncü Haçlı Seferi’nin pek çok hedefi gibi, bu çaba da üzücü bir şekilde başarısızlığa uğradı. Kız ve ailesi, babasının izlerini tersine takip ederek, onun bir zamanlar esir alındığı Ermeni Krallığı’na kaçtılar.

Kıbrıs bundan sonra pek çok kez el değiştirecekti ve en nihayetinde bu genç yazar da Isaac’in bir zamanlar imparatorluğunu ilan ettiği topraklarda, yeni dolaplar çevirmek üzere doğacaktı.

Tarihte boyutları, yapıları, kavramları, değerleri, ilkeleri tartışılan pek çok imparator ve imparatorluk vardır ama Isaac ve onun sahiplendiği imparatorluğun yeri, benim için ayrı. Bir gün derste, üstünde yaşadığım toprakları, bir kağıt parçası ile dolandırarak alan birisini duyunca tabii ki yüzümdeki ifade de olduğu gibi değişmişti ve bu dersi de asla unutamadım. Peki, sizin yüz ifadenizi olduğu gibi değiştiren tarihi detaylar var mı?

Yazar

Gelin size bir hikaye anlatayım...

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.