İnsanlık tarihinde uygarlığın akışını değiştiren çok önemli icatlar ve keşifler var. Birbirimizin arkasından konuşmayı öğrenmemiz, ateşi kullanmaya başlamamız, yazıyı buluşumuz, ilk bilim kurgu öyküleri, elektriğin yaygınlaşması ve PlayStation’ın icadı bunlardan sadece birkaç tanesi. Tabii ki tüm bu önemli gelişmeler arasında ulaşımda katedilen mesafeler de medeniyeti oldukça ileri taşıyor. Buharlı gemiler, motorlu taşıtlar, bir türlü yaygınlaşamayan hava gemileri ile onların yerini alan uçakların yanı sıra insanların yaşamlarına en fazla nüfuz eden ulaşım türlerinden birisi de demiryolları ve onların üzerinde giden trenler. Arkasında iz bırakan salyangozlar gibi ilerleyen trenler, ulaştıkları yerlere uygar dünyayı taşıma sözü veriyorlar. Verdikleri bu sözü ne kadar tutuyorlar, orası tartışılır ama bu ulaşım araçlarının bizim geçmişimize ve geleceğimize olan tartışılmaz etkilerine gelin şöyle bir bakalım.

Raylı sistemler ve trenler yakın çağda her ne kadar birlikte düşünülse de demiryollarının tarihi trenlerden daha eskiye uzanıyor. Biz ne kadar demiryolu desek de rayların ilk kullanıldığı zamanlarda demirden yollar görmek biraz zor. Ağaçtan veya taştan yapılan bu sistemlerde ilkel vagonlar ve arabalar hayvanlar veya insanlar tarafından çekiliyordu. Babil’den beridir devam eden bu kullanım gittikçe yaygınlaşmaya başladı ve madenlerde önemi giderek arttı. Özellikle Almanya, İngiltere ve Fransa’da gelişen bu raylı sistemlerin gerçekten demirden yollar haline gelmesi, demir üretiminde kullanılan yöntemlerin ucuzlaşmasıyla gerçekleşti. Yine de buharlı trenlerin icadından sonra bile raylı sistemlerde hayvanların kullanımı devam etti. Trenlere kıyasla hayvanlar çok daha temizdi ve göz korkutmuyordu. Tabii hayvanların beslenmeleri, hayatta tutulmaları gerekiyordu. Bir noktada yoruldukları ve dinlenmeye çekildikleri için sürekli kullanılamıyorlardı.

Belki demiryollarının Avrupa’da zaten yaygın bir şekilde kullanılması onlara trenlerin gelişiminde bir itici güç verdi, belki de trenlerin gelişimi ile demiryollarına daha fazla bir önem verilmişti. Yine de lokomotifler tarafından çekilen sayısız vagon, çok geçmeden batı ülkelerinde sıkça görülen bir manzara olmaya başladı. Bu demirden ejderhaların güç kaynağı olarak ilk başta kömür kullanılsa da farklı ülkelerde farklı alternatifler de kendini gösterdi. Almanya’da elektrikle ilerleyen tramvaylar denendi, Amerika’da gaz ile çalışan araçlar geliştirildi. Çok geçmeden bütün uygar dünyaya demirden ağlar örülmüştü. Medeniyet bu çelikten halatlar üzerinde mi ilerliyordu yoksa onlarla mı kuşatılmıştı, bunu zaman gösterecekti.

Demiryolları ve trenler uzak diyarlar arasındaki mesafeleri yok edercesine kısalttı, kocaman bir gezegeni küçülttü. Tüccarlar ticaretlerini daha hızlı yaptılar, orduların kolları imkânsız mesafeleri aştı, postalar daha kısa sürede insanların eline ulaştı. Tabii ki demiryolları sadece bir araç değildi, bazı insanlar için amaçtı. Demiryolu şirketleri doğdu. Bu şirketler yediler, yayıldılar, büyüdüler ve daha fazla yediler. Metal pullarıyla gezegende sürünen devasa yılanlar gibi hükümlerini ilan ettiler. Kükredikleri zaman koca şehirler titredi, püskürdükleri ateşin dumanları gökleri kapladı.

EPSON scanner image

Raylı sistemler sadece yük vagonlarını ve askeri birlikleri taşımadı. Demiryolları şehir sokaklarına da girdi, kalabalık mahallelerin altından geçti. Büyük kentlerde “metropol hatları” kuruldu. İlk kez on dokuzuncu yüzyılda Londra’da kurulan bu hatlar daha sonra kısalarak “metro” adını aldılar. Metropollerin sıkışmış trafiğinde saatlerce süren mesafeler bu hatlarda ilerleyen trenler ile dakikalara indirildi. Metro istasyonları sadece ulaşım için de kullanılmadı. Savaş zamanlarında hava saldırılarından şehirlileri korurken, soğuk savaş zamanında da olası bir nükleer saldırıya karşı sığınak görevi görmesi için tasarlandı. Teknoloji ilerledikçe metro ulaşımı da değişti ve en sonunda insansız ilerleyen trenlere binmeye başladık. Belediyeler tarafından sponsorluk almış gibi konuştuğumu biliyorum ama toplu ulaşımın olmadığı bir yerde doğup büyüyünce tüm bu olay hâla bir bilim kurgu eserinin içinden çıkmış gibi görünüyor.

Trenler ve demiryolları sadece somut varlıkları ve yüzeysel katkıları ile kalmadı. Bu ulaşımın üzerine kültürler kuruldu, mitler türetildi. Çelikten solucanlar, insanların şarkılarına, öykülerine, anılarına girdiler. Doğunun mistik diyarına giden mucizevi kapılar oldular, büyük şehirlerden kırsal kesimlere sevgililerden mesajlar getirdiler, ekonomik kaynakları olmayan küçük yerleşimler için bir umut oldular. Yeri geldi bu vagonlarda cinayet vakaları yaşandı, yeri geldi hayalet trenler insanları korkuttu, yeri geldi ulusal marşların içine işlediler. Son yüzyıl içerisinde bu varlıklar yaşamımızın vazgeçilemez bir parçası oldular ve onlar olmadan bir gelecek düşünebilmek biraz zor. İçinde bulunduğumuz şu günlerde manyetik rayların üzerinde veya vakumlu tüplerin içinde ilerleyen trenler üzerinde konuşulduğunu da unutmazsak bu araçların geleceğimizde baskın bir şekilde yer almaya devam edecekleri kurşun geçirmez bir gerçek.

İşte yirmi birinci yüzyılın beşte birini geride bırakmışken kendimizi bulduğumuz yer bu. Demirden halatlarla örülü bir dünyanın içinde, birbiri ardına son hızla ilerleyen trenlerin arasında. Gelecek yazılarda hem demiryolları üzerine temeli atılan kurgusal bir dünyayı inceliyor hem de bu ulaşımın ülkemiz yaşamında yarattığı etkilere göz atıyor olacağız. O zamana dek ise, kendinize iyi bakın, ben bu durakta iniyorum.

Peki bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Bu çelikten canavarlar bizleri tükete tükete bitiriyor mu yoksa mucizevi araçların içinde bütün hızımızla geleceğe doğru mu ilerliyoruz?

Yazar

Gelin size bir hikaye anlatayım...

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.