Merhaba herkese! Korkunç bir Cadılar Bayramı geçiriyorsunuzdur umarım. Az önceki cümleyi gerçekten yüzde yüz iyilikle kurdum, yanlış anlaşılmasın. Bu yılki Cadılar Bayramı’nda da bol bol korku hikâyeleri okuyup, dinleyip, yazmanızı dilerim. Çünkü ne demişler, Cadılar Bayramı hikâyelerine inanmayalım fakat hikâyesiz de kalmayalım! Ya da öyle bir şeyler işte.

Bu ayki dosya yazımda edebiyat içinde geçen Cadılar Bayramı tasvirlerinden bahsedeceğimi söylemiştim. İlk olarak Allison Gross’tan bahsettim. O ilk etapta sözlü edebiyat ürünü iken sonraki etapta yazıya geçirilmişti, bu sebeple tam olarak ne zaman yazıldığını bilmiyorduk. Bugün bahsedeceğim efsane de aynı Allison Gross gibi sözlü edebiyatın bir ürünü fakat hiç yazıya geçirilmemiş olmasına karşın Allison Gross’tan çok daha yaygın. O kadar yaygın ki, biz bile hâlâ biliyor ve anlatıyoruz.

Karanlıkta aynaya üç kere bakıp Bloody Mary dersen, aynadan fırlayan korkunç Mary senin gözlerini oyar!

Bloody Mary ritüelinden bihaberseniz size gecenin bir yarısı fısıldayarak korkunç şeyler anlatıp sizi korkutmaya çalışan uyuz arkadaşlarınız yok demektir. Öyleyse ben bugünlük sizin uyuz arkadaşınız olup bu Bloody Mary meselesinin ne olduğunu anlatacağım. Mumlar yakıldıysa, peluş hayvancığımıza sarıldıysak anlatmaya başlıyorum.

Bloody Mary adındaki, lanetli bir ruh, her Cadılar Bayramı’nda insanlara musallat olur. Aynalarda gezinen, suratı kanlar içinde kalmış bu ruhun nereden geldiği de bilinmez, sıradaki kurbanının kim olacağı da. Zira bu ruhu çağırmak size kalmıştır. Onu çağırmak için karanlık bir Cadılar Bayramı akşamında aynadaki yansımanıza bakarak üç defa Bloody Mary demeniz yeterli. Bloody Mary böylece aynadan çıkıp sizi öldürecek, öldüremezse de süründürecektir!

Bu hikâyenin bazı versiyonlarında Bloody Mary daha nazlı, üç kere değil on üç kere söylemenizi istiyor. Bazılarında da çekingen, Mary gelene kadar ismini tekrarlamanız gerekiyor. Bazı versiyonlar bu kadar spesifik değil, Mary’nin yalnızca Cadılar Bayramı’nda değil her gece aynalarda dolaştığını ve sizi ziyaret edebileceğini söylüyor. Bazı versiyonlar ise gerçek bir ritüel havası yakalamaya çalışıyor: Mum yakılması gerektiğini, odada başka kimsenin olmaması gerektiğini söylüyor. Hazır Cadılar Bayramı kapımızdayken hepsini denemek lazım. Hey, hâlâ burada mısınız yoksa denemeye mi gittiniz?

Aynaların Mistik Gücü: Captromancy

Aynaya bakarak bir şeyleri çağırma ya da dileme ritüeli bayağı eski aslında, Antik Roma ve Yunan’a kadar dayanan bir geçmişi var bu ritüelin. Catoptromancy ismindeki bu ritüel, tam da düşündüğünüz gibi, bir aynaya bakarak cevaplar arama yoluyla gerçekleşiyor. Cevap aramak derken kastettiğim şey çoğunlukla kehanetler oluyor fakat çok basit sorular bile olabiliyor, sahip oldukları hastalığı yenip yenemeyeceklerini soran insanlar bile var. Kehanetlerde ise kahinler, kristallere veya aynalara gözlerini dikip geleceği tahmin ediyorlar. Hatta Scriptores Historiae Augustae’ye göre, Roma Imparatoru Julian Apostata’nın ölümü capotromancer kahinler tarafından öncesinden tahmin edilmiş. Çok ilginç değil mi? (Kaynak şurası)

Bloody Mary efsanesinin kökenleri belki de gerçekten de bu kadar eskidir, bilemiyoruz. Aynalara bakarak geleceği tahmin edebilen insanlar olduğunu gören halk elbette aynalardan korku hikâyesi yazar, değil mi? Gün gelir de bu hikâyenin izini sürüp kökenine ulaşırsak ve Capotromancy ile alakası yoksa çok üzülürüm, çok da şaşırırım; insanlık olarak dönüp dolaşıp aynı şeyler üzerine kurgular uydurmak gibi bir huyumuz olduğuna bir kanıtımız daha olur elimizde. Baksanıza, yıllardır aynalara takmışız. Kırık aynanın kötü şans getirmesi bile hâlâ yaygın olan bir batıl inanç.

Peki Kim Bu Bloody Mary?

İşte orası hakkında da kesin bir şey yok. En güçlü adayımız İngiltere ve İrlanda kraliçesi Mary Tudor zira kendisinin tahta geçtiği vakit Protestanları idam ettirdiği, bazılarını idam etmekten de beter şekilde öldürttüğü biliniyor. Cadılar Bayramı olduğu için kanlı detaylara girmekten çekinmeyeceğim: Tahtta olduğu beş yıl boyunca 280’den fazla Protestan’ı canlı canlı yaktırdığı biliniyor arkadaşlar. Bu yüzden halk ona “Kanlı Mary” anlamına gelen Bloody Mary ismini veriyor. Fakat hikâyenin kaynağının gerçekten de bu olduğuna inanırsak Protestan değilseniz bir sıkıntı yok gibi. Bloody Mary efsanesinin başkarakteri Mary, din de mezhep de ayırmıyor. Eh, belki de Mary Tudor’un ruhu yaşarkenki hâlinden daha acımasızdır, bilemeyiz.

Bir diğer adayımız da “Kanlı Kontes” ismiyle bilinen Elizabeth Báthory. Bir seri katil olduğunu söylersem bu hikâyenin başkarakteri olmaya daha uygun olduğunu ilk etaptan anlarız diye düşünüyorum. Fakat bununla da bitmiyor, Elizabeth Báthory ayrıca gençliğini korumak için genç hizmetkarını öldürüp onun kanı ile banyo yapıyor. Bitti sandınız değil mi? Hayır, devamı var: Bütün bunların üzerine de altı yüz küsur bakire kızı öldürüp onların kanını da banyo yaparken kullandığı söyleniyor. Seri katil olduğu bir gerçek, kendisinin gerçekten de altı yüz kadar kadını öldürdüğü bilinse de onların kanını banyo suyu olarak kullanıp kullanmadığını gerçekten bilmiyoruz, yalnızca söylentilerden ibaret. Yine de tüyler ürpertici, değil mi? Elizabeth Báthory’nin bir diğer ismi de “Kontes Drakula.” Sebebini anlamışsınızdır.

Üçüncü adayımız da Mary Worth veya Mary Worthington. Fakat onun hikâyesi maalesef ki diğerleri kadar ilgi çekici değil, onu söyleyebilirim. Zira kendisi hakkında pek bir şey bilmiyoruz. Salem Cadı Mahkemeleri esnasında cadılıkla suçlanıp yakıldığını biliyoruz yalnızca.

Sizi böyle sıkıcı bir hikâye ile terk eder miyim? Asla! Mary Worth ile ilgili bundan daha ilginç olan açıklamayı şurada gördüm ve çok ilgimi çektiği için paylaşmak istiyorum: On dokuzuncu yüzyıl İrlanda’sında kara büyüden etkilenen insanları bu büyünün etkisinden kurtarmak için, büyüyü yapan cadıyı bulup alnını kesici bir alet ile birkaç defa çizerek kanatırlarmış. Büyücünün kanının, yaptığı büyüyü tersine çevireceğine inanılırmış çünkü. Belki de Bloody Mary efsanesi buradan doğmuştur. Mary gerçekten de Mary Worth’tür, bir cadıdır, ölmeden önce onun alnını da çizmişlerdir. Belki de Bloody Mary, ona ithafen ortaya çıkmış bir efsanedir.

Bloody Mary efsanesi işte böyle. Ne derece gerçek olduğu tartışıladursun, ben böyle bir efsanenin yirmi birinci yüzyılda hâlâ kulağımıza geliyor olmasını çok ilginç buluyorum. Ne kadar acayip değil mi ya: Siz de bu kurguyu biliyorsunuz, on dokuzuncu yüzyıldaki bir çocuk da muhtemelen biliyordu. Bu arada, yukarıda anlattığım asıl hikâye zamanında yazıya geçirilmemiş olsa da Bloody Mary’den etkilenilerek yazılmış bir sürü edebi eser mevcut olduğunu da belirteyim.

Eh, böylece artık dostlar arasında doğruluk mu cesaretlilik mi oynarken birine Bloody Mary’i çağırttığınız zaman kimden bahsediyor olduğunuz hakkında bir fikriniz olmuştur. Bu arada ben karanlıktaki yansımamdan korkan küçük bir tavuk olduğum için bu ritüeli hiç denemedim, siz denediniz mi? Mary geldi mi yanınıza? Kimmiş, öğrenebildiniz mi, gerçekten Elizabeth Báthory miymiş?

Author

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.