Dizilerde, filmlerde veya kitaplarda bilim insanlarını genelde ”çılgın bilim insanı” olarak adlandırdığımız belli bir kalıp içinde görürüz. Victor Frankenstein ile başladığı söylenen bu tipleme, dizi yapımcılarının da film yapımcılarının da kitap yazarlarının da bol bol faydalandığı bir tiplemedir zira genişletmesi o kadar güzel ve zevklidir ki yazarlarımız yaratıcılıklarını konuşturabilirler, böyle bir fırsatı geri tepmek istemezler. Belli başlı karakteristik özellikleri olan bir modeli, kilden heykel yaratırmış gibi gibi şekillendirerek apayrı insanlara dönüştürürler. Biz de bu karakterlerin bu bahsettiğimiz belli başlı standart modeller üzerinden yaratıldığının farkında bile olmayız.

Bir keresinde ilk izlenimler üzerine gördüğüm bir derste hocanın bizden bir bilim insanı tasvir etmemizi istemesini hatırlıyorum: Cevaplar tam da aklınıza geldiği gibiydi. Dağınık saçlar, beyaz önlük, abartılı tavırlar, trajik bir öykü… Bu bahsettiğim model bizde öylesine yerleşmiş ki farkında olmadan benimsemişiz.

Bir giriş yaptık madem biraz daha açalım bu modellemeyi. Kimdir bu tiplemeler, ne yaparlar? Çılgın bilim insanları, etik kavramını göz ardı ederek delice deneyler yapan, zaman zaman insan üreten, zaman zaman da zaman yolculuğu yapan, paralel evrenlerde sağa sola koşturan bilim insanlarıdır. Deneylerinin çılgınlığı yüzünden almışlardır zaten bu lakabı. Çok büyük ihtimalle hikâyenin yan karakteri değillerdir, yan karakterlerse de yeterince çılgın değillerdir. Kötü de iyi de olabilirler ama önemli olan hikâyede önemli bir yer tutmalarıdır. Eh, çılgın karakterler sonuçta, takdir edersiniz ki iyi karakterler olduklarında da bu genelde ters teper. Yaptıkları şeyleri ne kadar iyi niyetlerle yaparlarsa yapsınlar kötü sonuçlar doğurabileceğini görmezler ve yanlışlıkla da olsa hikâyedeki kötü karakterin yerine geçebilirler. Ya da anti-hero olurlar işte, siz ne derseniz artık. Bu tiplemelerin genelde trajik bir hayat hikâyeleri vardır, aklınıza gelmeyen tecrübeler edinmişlerdir ve biz de yaptıkları delice şeyleri bu tecrübeleri göz önünde bulundurarak açıklarız.

Bugün bu çılgın bilim insanı klişesini örneklerle inceleyelim, ortak özellikler bulup çıkarımlar yapalım dedim. Hiç düşünmediğimiz uçlardaki karakterleri ortak paydalarda buluşturacağım, bu karakterlere farklı noktalardan bakmaya çalışacağım. Ekstrem örnekler üzerinden gidelim de biraz eğlenelim diyorum!

Dr Doofenshmirtz

Lütfen bu tipleme aklıma ilk olarak Dr Doofenshmirtz’ü getirdiği için dalga geçmeyin. Ya da geçin ya, ben geçtim. Ama bakın, dinleyin, Doofenshmirtz iyi bir örnek: Phineas ve Ferb’ün bir bölümünü bile izlemiş olmanız yeter bana hak vermek için. Dr Doofenshmirtz, çılgın bilim insanı tiplemesinin en saf örneğidir diyorum. Diziye adını veren karakterlerden biri olmasa da dizinin ana konusunu ilerleten en önemli karakterlerden diyebiliriz onun için. Üstüne üstlük, dizinin kötüsü olmasına rağmen anti-hero özellikler de taşıyan birisi zira Perry’i “alt etmeye” çalışmasına rağmen defalarca ölümden kurtardığını da gördük. Peki, trajik bir hayat öyküsü?

Trajik hayat öyküsü ondan sorulur canım! Dr Doofenshmirtz doğduğunda “ailesi ortada yokmuş”. Evet, kendi doğumuna annesi bile gelmemiş. Bunun nasıl olduğunu sormayın lütfen, yalnızca kabullenin. Biz öyle yaptık. O büyürken hep abisinin gölgesinde kalmış, nispeten daha garip bir çocuk olduğu için de hiç arkadaşı da olmamış. Doof da “Balloony” adındaki bir balonu en yakın arkadaşı edinmiş, ta ki o da patlayana kadar. Trajik hikâye dendiğinde Dr Doofenshmirtz üzerine tanımam arkadaşlar. Üç eyalet bölgesini kontrolü altına almak istemesinin başlıca sebepleri de bu trajik hayat öyküsünden parçalar oluyor genelde. Kötü bir yaşam geçirdiği için bilime dönmüş, kendisini bu alanda geliştirdikçe geliştirmiş ve şimdi bir şeyler başarabilmek istiyor, bir nevi geçmişini alt etmeye çalışıyor– Bu yolda yaptığı şeyler her ne kadar delice olursa olsun. Çünkü o bir “çılgın bilim insanı.”

Rick Sanchez

Evet, burada Dr Doofenshmirtz ve Rick Sanchez’in ortak noktaları olduğunu iddia ediyorum, var mı ötesi? Var aslında, okumaya devam edin bence. Rick Sanchez’in geçmişi hakkında pek bir şey bilmiyoruz aslında. Diziden önce uzunca bir süre kızından uzakta yaşadığını biliyoruz, Jerry’i pek sevmediğini biliyoruz, Morty’e de evlenmemesini öğütlediğini… Kalbinin birçok kez kırıldığını ve kendisinin de kalp kırdığını biliyoruz. Hep bölük pörçük bilgiler yani. Evin içindeki nispeten daha “sakin” hayattan uzaklaşıp garajda kendi işiyle meşgul görüyoruz onu genelde. Rick’in geçmişi diğerlerine kıyasla daha gölgede bırakılmış olmasına rağmen bildiğimiz minik bilgilerle onun eski hayatının çok da parlak olmadığını öğreniyoruz diye düşünüyorum. Zaten bunu anlamak için çok da uzağa bakmaya gerek yok aslında: Rick’in hayata karşı nihilist bir bakış açısına sahip olması da evrende edindiği tecrübelerden olduğu kadar o gölgede kalmış geçmişinden de kaynaklanıyor elbet.

Kendisi dizideki iyi karakterlerden biri olmasına rağmen yaptığı kötü şeyler, tartışmasız, onu bir anti-hero kılıyor. Ağzı bozuk, alkolik birisinin eline portal silahı verirseniz o da paralel evrenlere gidip dünyayı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakır, yanlış mıyım? Durum böyle de olsa karakter gelişimini göz ardı etmek mümkün değil. Dizi süresince ultra-düşüncesiz bir insandan yalnızca düşüncesiz bir insana geçtiğini görüyoruz, muhtemelen çoğumuz da bu yüzden seviyoruz zaten bu diziyi. Dizide birçok defa geçmiş hayatından insanları ziyarete gidip orada yaşadığı maceralarla hayatını tehlikeye atmasını izliyoruz. Bir düşününce; bunun aynısını Dr Doofenshmirtz de yapıyor. Motivasyonları arasındaki fark şurada: Rick Sanchez gerçek hayattan kaçarken Doofenshmirtz, istediği gibi yaşayamadığı hayatın intikamını almak istiyor. Çok, çok fazla yönden farklı olsalar da karakter tiplemesi olarak birbirlerine ne kadar benzediklerini görüyorsunuz, çok ilginç değil mi?

Walter White

Kabul ediyorum, en çılgıncası bu oldu. Çılgın bilim insanı olarak düşünmezsiniz Walter White’ı, değil mi? Yani, adam esasında ailesi için her şeyi göze alan bir ev babası. Başlangıçta her şeyi ailesine daha iyi bir yaşam sunmak için yapıyor. Sonrasında işler değişiyor elbette, elinde tuttuğu (metamfetamin üretebilme) gücünün getirdiği üstünlük kompleksi devreye giriyor, artık işin boyutu değişiyor. Ailesine bakmaktan ziyade bir hakimiyet kurma derdine giriyor. Buna rağmen Walter White diğerlerinden çok daha farklı bir model. Kimya öğretmenliği yapan, hakim olduğu bu konu üzerine de ortalamanın üstünde bir bilgiye sahip, bu konuda harekete geçmekten korkmayan trajik bir kahraman, nispeten iyi niyetlerle nispeten kötü şeyler yapan ve… Bir dakika ya?!

Yalansa yalan deyin! Yalnızca Rick Sanchez’e değil, onun ilham alındığı Doc Brown’a bile baksanız Walter White ile kıyasladığınızda inanılmaz farklı iki karakter görürsünüz tabii, buna bir lafım yok. Fakat, karakterin kişiliğini ve bizde uyandırdığı hisleri bir kenara bıraktığımızda Walter White’ı da çılgın bilim insanı kategorimize kolayca yerleştirebiliyoruz. Dıştan farklı da olsalar, esasında aynı model üzerine kurulu bu karakterler: Yüzlerce yıllık klişelerin üzerine yani. Ne kadar da ilginç, değil mi? Walter White’ı, Rick Sanchez ve Dr Doofenshmirtz gibi iki birbirinden farklı karakterle aynı kutuya işte böyle koyuyoruz.

21. yüzyıldayız, bu klişeler ise en azından üç yüzyıl öncesinden kalma. Durum böyle olunca yazarlar elbette artık karakterleri yaratırken bu modeller üzerinden gitmemeye bilinçli bir şekilde gayret ediyorlar. Buna rağmen bu tipleme yazarların zihninde de bizim zihnimizde olduğu gibi derinlemesine yerleşmiş, öyle ki ortak noktaları tutup çıkarttığımızda elimizde birbirinin aynısı modeller kalıyor. Bu modelleri iskelet olarak kullanıp üzerlerine karakter oluşturmaktan kaçamıyorlar. Karakterlerin farklılaşmasını sağlayan kısım, yazarın başarısı işte. Eğer Rick Sanchez’e bakıp Doofenshmirtz’ü görmüyorsak, Doc Brown’a bakıp onu Walter White ile kıyaslamaktan geri duruyorsak, o başarılı yazarların sayesinde.

Var mı aklınıza gelen başka çılgın bilim insanı? Varsa lütfen yorumlara alalım, ne kadar farklı karakteri kıyaslarsak o kadar eğleniriz çünkü. Işık sizin üzerinizde artık. Portal silahımı da aldım, gidiyorum ben. Hadi görüşürüz!

Yazar

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.