Screenshot at Apr 28 18-04-06Rachel Byrk 23 yaşında.

Rachel Byrk 23 yaşında bir oyun yapımcısı.

Rachel Byrk 23 yaşında trans bir oyun yapımcısı.

Bu üç cümleden sonuncusunu okurken kaşınız kalktıysa eğer, içinizde ufak bir vicdan muhasebesine girmenizin zamanı gelmiş demektir. Çünkü küçük bir andır, sana tuhaf gelen şey, seni tereddüt ettirir. O an, içinden bir şeyler yitirirsin ama bunun farkında bile olmazsın. Rachel Byrk’ın trans bir birey olması eğer bu tereddüte, bir saniye için bile sebep oluyorsa, bu ciddi bir sorundur.

Rachel Byrk adını ne kadar kişi biliyor bilmiyorum, bende bugün öğrendim. Kendisi Gamecube ve Wii emulator topluluklarında oldukça popüler biriymiş. Pek çok zorlu sistemi yaratması ve bunların çalışmasını sağlamasıyla isim yapmış genç bir kadın.

Trans bir birey olmasından mütevellit, bulunduğu topluluklarda sözle tacize ve siber saldırılara uğramış, tacizler bitmemiş, farklı boyutlarda ve farklı aralıklarla devam etmiş. 4chan’dan gelen ve Gamergate mentalitesinden alıştığımız tarzda “Kendini öldür” mesajları, bu genç insanı bir noktadan sonra öyle bir hâle getirmiş ki, sonunda intihar etmiş.

Rachel’ın hikayesi, Gamergate hadisesinde başka bir boyut. Byrk’ın üzerine gelindiği kadar yıllarca oyun endüstrisinde bir sürü insanın, genel olarak kadının ve azınlıkların üzerine gelindi. Assassin’s Creed’in yapımcısı Jade Raymond’ın Ubisoft müşteri kitlesine oral seks yaptığı karikatürler olsun, Zoe Quinn olayları olsun, aslında uzun süredir anonim maskesinin getirdiği rahatlıkla kendisinden farklı olanı dışlayan bir topluluktan söz ediyoruz.

2077859-jade

Gamergate topluluğu oyunculardan oluşuyor fakat oyuncuları bu bağlamda alıp “misojen bir topluluk” olarak değerlendirmek, çok doğru değil. Çünkü bu bir genelleme. İnsanoğlu zamanın başından beri kendinden farklı olanı dışladığı için, ben bu davranışı sadece Gamergate topluluğuna sınırlayıp, buradan ilerleyerek bir çözüme ulaşacağını düşünmüyorum.

Öte yandan, her topluluk kendisini birazcık da olsun düzeltirse, “little little in the middle” mantığı ile bir yere varılabileceğine de -belki naif bir şekilde- gönülden inanıyorum.

Peki bu mantıksız öfke, bu tehditkar iletişim şekli, bütün bunların kaynağı ne? Geek kültürünün derinliklerinde neden bu kadar karanlık duygular yatıyor ve bunların sebep olduğu trajediler incelendiğinde, neden bunun karşısında kalanlar, hedef olanlar ve zarar görenler, bu kadar güçsüz görünüyor?

Öncelikle bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Anonim olmak bu linç kültürü içinde sadece bir araç. Anonim olma durumunu kaldırdığımız zaman, yine aynı hisler orada, yine aynı canavarlık, aynı zarar verme isteği mevcut. Sadece bu sefer dışarı vurulmuyor. İçte kalıyor.

Screenshot at Apr 28 18-11-10

Zamanı 80’lere, 90’lara döndürelim, oyun kültürünün erkek egemen ve çok küçük bir azınlık tarafından benimsenen bir hobi olduğu zamanlar. Henüz oturmuş bir geek kültürü yok fakat ortada en azından oturmuş bir arketip var. Oyun oynayan insan, fantastik – bilim kurgu tadında filmleri, kitapları da seviyor, çizgi roman okuru da olabiliyor ve genel olarak birbirini besleyen bu dallar üzerine hobilerini, yaşamsal alışkanlıklarını kurabiliyor.

Ortada böyle bir geek iskeleti var ve bu insanların %80 kadarını ateşleyen en önemli element, hobilerine dahil edebilecek insanların azlığı sebebiyle sosyal olarak izole bir dünyaları olması. Burada bahsettiğim şey Amerikan filmlerinin bol bol pompaladığı “başarısız geek” stereotipi değil. Her ne kadar bu stereotipin pompalanması söz konusu geek kitlesinin özgüvenine büyük bir darbe vurmuş olsa bile, ortada daha gerçek bir sorun var; bu insanlar kendilerini bildiklerinden beri hobilerini paylaşacak başkalarını bulmakta sıkıntı yaşıyorlar ve bu sebeple birdenbire patlayan geek kültürünün yoğunluğuna çok tepkililer.

Tehlikeli cümleler kurduğumun farkındayım, beni “Gamergate” savuncusu olarak bellemeden önce sadece durumun kaynak sebebinin ne olduğunu açıklamaya çalıştığımı hatırlayın, zira desteklemek ve olanı söylemek arasında büyük bir fark var.

Şöyle düşünün, çok yoksul bir ailenin ilk çocuğusunuz. Çok zor bir hayat yaşamışsınız, elde ettiğiniz şeyleri, yendiğiniz zorlukları ve alıştığınız gerçekliklerin apoletini omzunuzda taşıyorsunuz. Sonra birden bire aileniz parayı buluyor ve ikinci kardeşiniz doğuyor. Sizin sahip olmak için çaba gösterdiğiniz şeylerin içine doğuyor, efor yok, çaba yok, sadece orada bulunması yetiyor. Bu noktada, yavaş yavaş o “tereddüt” noktası oluşmaya başlıyor ve beslendiğinde çok hastalıklı şeylere dönüşebilecek bir dünya görüşü filizleniyor.

gamergate-featured

Burada önemli bir nokta var; sizi siz yapan şeylerin ne olduğu ve bu şeylerin sizi ele geçirmesine ne kadar müsaade ettiğiniz. Sonuçta dört bir yanı tüketim metalarıyla dolu bir toplum düzeni var ve en nihayetinde sizin üzerinizde kontrolü olması gereken şey bunlar değil.

İşin ne kadar büyük boyutta sıkıntılı olabileceğini ve aynı şeyleri seven insanların nasıl kendi içinde bile bölünebileceğini çok güzel bir örnekle açıklayayım. Rol Yapma Oyunları oynayanlar arasında, masaüstü rol yapma oyunları oynayanlar ve bilgisayar üzerinden rol yapma oyunları oynayanlar vardır. Masaüstü klasmanında, World of Darkness oynayan bir kitle vardır. World of Darkness oynayan kitle içinde yeni World of Darkness hayranları ve eski World of Darkness hayranları olarak ayrılır. Dahası, bu kitleler yine kendi içinde “Vampir sevenler”, “Mage sevenler” olarak farklı farklı bölünür.

Genele baktığın zaman, aynı hobiyi paylaşan bir grup insanlar bunlar aslında. Hobilerinin kapladığı yer onları otomatikman azınlık yapıyor. Buna rağmen bölünüyorlar, kendi içlerinde ciddi ciddi tartışıp, sadece kendileri gibi olanlarla birlikte bu hobiyi icra etmeyi tercih edebiliyorlar.

jade_comic

“Kabileleşme” muhabbeti, genetiğimizde var maalesef. Anlayamadığımız şey, hepimiz aynı ateşin çevresinde ısınıyoruz, aynı yerden kestiğimiz vakit kanıyoruz, aynı havayı soluyoruz, o halde neden damarlarımızda aynı kan akarken birbirimizi bu kadar ötekileştiriyoruz? Hem de bu kadar basit şeyler üzerinden?

Sorun, gamergate topluluğunun misojen yaklaşımları da değil. Sorun bundan daha büyük. Çünkü aynı örneği alıp, insana uyarladığın zaman gerçekten ürkütücü bir durum çıkıyor ortaya.

İnsanoğlu bir tür. İnsanoğlu kendi içinde kadın erkek diye ayrılıyor, kadın erkek, kendi içinde farklı ırklara ayrılıyor. İşin içine din, dil, ırk giriyor, bölündükçe bölünüyoruz, azaldıkça azalıyoruz ve birbirimize acı çektiriyoruz.

Peki ama değişemez miyiz? İlla birileri genelden daha farklı diye, göze batıyor diye, acı çekmek zorunda mı? Bu bağlamda değişik olanı yüceltmek, değişik olanı yermek kadar zararlı. Peki ama yapılması gereken ne? Yapılması gereken kabul etmek, farklılığın, alışılmışın dışında olanların, her zaman kötü olmadığını kabullenmek. Tolere etmek. 

Dünya üzerinde sadece iki cinsiyet olmadığı gibi, sadece tek bir dinde yok. Tek ırk olmadığı gibi, tek insan da yok. Bu kadar yalnız değilken, bu kadar farklılıklar ve yeni şeylerle çevriliyken, nasıl nefret etmeyi başarabiliyoruz, nasıl kilometrelerce öteden farklı kıtalardan birbirimize zarar verebiliyoruz? Sanki aynı ateş bizi ısıtmıyormuş gibi…

Rachel Byrk, Gamergate tehditlerinden yorulmuş olabilir. Hayatında yer alan başka sebeplerden intihar etmiş de olabilir, Rachel Byrk’ın intiharının ardında pek çok farklı element olabilir. Mümkün. Trans bir bireyin, sadece gamergate tehditlerinden dolayı intihar edeceğine inanmak, zamanında sigaranın zarar vermediğine inanmak gibi bir şey. Bu kadın kim bilir ne kadar zor bir hayat yaşadı, kim bilir ailesi dahil kaç yerden baskı gördü, ayıplandı, yargılandı.

Ama kabul edilmesi gereken şu; kimse bunlara göğüs gerip, güçlü olmak zorunda değil. Kimse onlara yöneltilen ayrımcı yorumlara, nefret söylemlerine karşı kalın bir deri geliştirmek zorunda değil. Kimse bunlara alışmak zorunda değil. 

Fakat bu söylemleri yapanlar, çevrelerinde onlara dokunmayan farklılıkları yargılamamak ve onları kabullenmek zorunda. Rachel Byrk’ın trans bir oyun yapımcısı olması, kaş kaldırılmaması gereken bir durum olmak zorunda. 

Ve en nihayetinde, bir oyun yapımcısının ölüm haberi, “trans olduğu” için değil, ölüm haberi olduğu için haber niteliği taşımak zorunda

Yazar

If I ever woke up with a dead hooker in my hotel room, Matt would be the first person I'd call.

2 Yorum

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.