Vahşi zamanlar geçiriyoruz. Daha doğrusu rutindeki vahşet artık bize de ulaşır oluyor. Bu sabah tüm Türkiye’nin konuştuğu Özgecan Aslan cinayeti hakkında internette gezinip bir yandan da yoğun kar yağışında neşe bulmak için kar topu oynayan iş arkadaşlarımı seyrederken, sırf bir esnafın camına atılan kartopundan ötürü can veren gazeteci Nuh Köklü’nün haberine denk geldim. Kafada bir sürü soru ve bu tür havalarda kar lastiğinin önemi üzerine minibüsçülerle yapılan sayısız sohbetin ardından eve geldiğimde komşu mahallemde (Çengelköy) bir kadın cesedinin çöp konteynırında bulunduğunu öğrendim.

1

Bu üç olay arasındaki tek bağ zamansal yakınlık değil, tasviri belki de bir doktora tezi olacak bir sosyolojik analizi üç dört satıra sığdırma cüretini göstermeyeceğim. Ama bu üç olaya kahrolanlar ile kayıtsız kalanlar arasında ciddi bir uçurum varsa, öyle ki iki kesimden alınan herhangi birer şahsın aynı masada beş dakika bile oturması mümkün değilse, burada çözümünü bekleyen bir denklem de var demektir.

Editörlerimiz Yiğitcan Erdoğan ve Mert Günhan zaten çokça konuştu bu meseleler hakkında. Ben bu kısa blog yazısında onları (ve kendimi) tekrardan fazlasını yapmayacağım sanırım. Bir yanımız gerçekleşen olaylara karşı büyük bir kızgınlık duyarken bir yanımızda da eskiye nazaran daha ışıltılı bir umut parçası var, bunu itiraf edelim. Önceki kuşaklarımıza kıyasla daha hızlı bilgiye erişebilir, bunu yayabilir haldeyiz. Vahşice öldürülen ilk kadın değildi Özgecan; ama kendi karanlık sonunu paylaşan tarihteki onca insan arasında ilk kez bu kadar hızlı benimsenen, ve adaletin simgesi hâline gelen o oldu.

Objektifi genişletelim. Bir ay kadar evvelki Charlie Hebdo katliamı, bir sene öncenin Soma Katliamı, dünyanın öbür ucunda Boko Haram’ın yaptıkları, IŞİD’in terör eylemleri… Bu vahşetlere gösterilen tepkilerin güçlü ve sürekli yapısındaki temel sebep, gerçekleştikleri ülkelerindeki en büyük facialardan olmaları değil, artık bu çağda görünürlüğün çok daha kolay sağlanabilir olması, sosyal medyanın güçlü bir araç olmasından dolayıydı.

2

Ancak sosyal medyanın ne olduğunu bilmemiz gerekiyor. O Frodo’nun akıl danıştığı Gandalf değil, şehri karanlıktan temizleyecek Batman de değil. O bir “araç”, ve sağlayabildiği şey “görünürlük”. “Farkındalık” meselesi ise çok daha ayrı bir mevzu

Bir yandan yüzlerce yılın temel sosyal sorunlarının (kadına, medya emekçisine ve işçiye vahşet) artık daha güçlü bir dilden konuşulmasını olumlu buluyorum. Biz bu sürece yıllar önce Münevver Karabulut cinayetinde girebilirdik, ancak olayın kriminal cazibesinde kendimizi kaybedişimiz toplumsal boyutunu değerlendirme isteğimizi gölgeledi. O dönemi hatırlayın, gerçekleşen vahşet çok daha farklı bir dil, bir anlatı üzerinden konuşuluyordu. Biraz olsun ilerleme katetmişiz, umutlanabiliriz. Öte yandan bazı ürkütücü sorulara da elimizi vicdanımıza koyup cevap vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Tüm bu gerçekleşen vahşi cinayetler arasında nasıl oldu da Özgecan haykırışın temeli oldu? Nasıl oldu da geçtiğimiz cumartesi günü tüm soğuğa rağmen Kadıköy’de öyle büyük bir kalabalık toplanabildi? Neden Özgecan “görünür” oldu?

Çünkü 20 yaşındaki bu genç kadın sosyal medya bireyinin kendiyle özdeşleştirebileceği biriydi. Üniversite öğrencisi, psikoloji lisansı okuyan, ekonomik olarak belli bir sınıfsal konumun rengini veren bir bireydi. Gazetelerin üçüncü sayfalarında rastgeldiğimiz namus, töre, takıntılı eş cinayetlerinin kafamızda canlandırdığımız kurbanları gibi değildi. Bu yüzden sosyal medyada benimsenişi bir köyde öz amcasının tecavüzüyle can veren on dört yaşında bir çocuğunkinden çok daha hızlı oldu. Ya da yeni yılın ilk günleri kendini köprüden atarak intihar eden Eylül Cansın’ınkinden…

3

Belki önceki paragrafım sert ve saldırgan gelecek birilerine, ancak biz şu an başlamış olan farkındalık aşamamızı ancak bu itirafı kendimize yaparak ilerletebiliriz. Birilerini kendimizden sayarken birilerini görmezden gelebiliyoruz. Hatta büyük çoğunlukla yaptığımız bu. Geçmişi geriye almak artık mümkün değil. Önemli olan eskiden gösterilen kitlesel duyarsızlığı kabul edip aynı hataları yapmamak.

Ancak belki de şu işin kritik kısmı sosyal medyanın devrim getirmeyeceğini idrak etmek. Devrimi getirenler sosyal medyayı da kullanacaklar ama tek başına dünyayı bir araçtan düzeltmesini beklemek naiflik olur. Çekiçler bina kuramaz. Bizim artık farkındalığımızı güçlendirmek için tepkiselliği “öğrenmemiz” gerekiyor. Bugün kadın cinayetlerine yıllardır sesini çıkarmışlar ile, işçi katliamlarında sevdiklerini yitirenler ile, yıllar boyu “ya sabah arabamın altında ben de bomba bulursam?” diye düşünen gazetecilerle konuşmamız gerekiyor. En azından yıllardır yapılan onca yürüyüşe, yeni bir dünya çabasıyla yapılan onca eyleme sırf yakınlarında olduğumuz için değil, mesafe ne olursa olsun kalkıp geldiğimiz için katılmamız gerekiyor.

Yani tepkiselliği “hobi” değil; bir iş, ter döktüren bir uğraş olarak görmemiz gerekiyor.Her gün internette paylaştığımız tepki mesajlarını yazma ve okuma süresinin sokakta geçirdiğimiz zamandan az olması gerekiyor. Yoksa tüm bu tepkisellik sadece “trend” olarak kalmaya mahkum olur.

Kimisi “Niye bu sitede böyle yazılar yazıyorsunuz?” diyor, ben diğer yazarlar gibi kızmıyorum bu tarz sorulara. “Kimse daha önce yazmadı ki?” diyorum. Kimse Marvel, DC tartışanların da kadın cinayetlerine tepki duyabileceğini düşünmedi. Kimse Grim Fandango’dan keyifle bahseden insanların faili meçhul cinayetlere üzülebileceğini hayal etmedi. Biz belki de biraz bunun çabasından böyle ilginç bir toprakta tarıma başladık. Ne meyve alacağız zaman gösterir.

4

Sonuçta eskilerin dediği gibi: “You must gather your party before venturing forth…”

Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

7 Yorum

  1. Sitenizi zaman zaman takip ediyorum.Öncelikle yazarlarınız gerçekten çok başarılı bazen ilgimi çekmeyen konularda bile anlatımlarından dolayı okuduğum yazılarınız bile oluyor.Bu yazınız ise tamamen gerçekliği yansıtan ve bazı şeyleri dank ettiren bir yazı olmuş ellerinize sağlık..

  2. Antalyada yaşıyorum. Bugün kötü haberlerimize bir yenisini ekledik şehirce. Hemen okulumun yan sokağında meydana gelen bir olay. 3 kişi bir ticari aracın arkasında bir kıza tecavüz etmiş. 12 şubatta meydana gelmiş olay basına yeni sızdırılmış. Bu tarih Özgecanın yaşadığı trajediyle aynı tarih. Sadece bildirmek istedim. Yorum yapabilecek gücüm yok.

  3. Gelen tepkileri “neden geek olan adam bunları söylüyor” şeklinde değil, “neden geek konular için açılmış bir sitede bunlar paylaşılıyor, geekyapar buranın adı, siyaset mekanı değil” diye şeklinde göz önünde bulundurmalısınız fikrimce. Buna katılıp katılmadığıma emin değilim, anladığım kadarıyla burayı her türlü düşüncenizi paylaştığınız bir blog gibi kullanıyorsunuz, fakat düşünceleriniz belli konular üstünde daha yoğun olduğundan siteye de “geekyapar” bir hava hakim. Ama ikincisi için gelip ilkiyle de karşılaşan insanların da hak payı var gibi gözüküyor. Dediğim gibi benim net bir fikrim yok konuda ama bence bir açıklık getirmek istiyorsanız bu şekilde değerlendirmelisiniz.

    • haklı olabilirsin purple ace, ancak dünya üzerinde bile popüler kültür siteleri politik olandan kendilerini eskisi kadar uzak tutamıyor. ferguson olaylarında geekyapara benzer siteler sessiz miydiler? Araştırmak lazım.Türkiyede ise sinema, tarih, bilim, edebiyat kısaca her alanda bir ideolojik hakimiyet savaşı hakim, yaşamın içinde olan her şey bu sebeple politikleşiyor, konuşulmaya değer oluyor.

      ben siteyi geeklikle değil sosyal medya ile özdeşleştirmeyi önemli buluyorum. sosyal medyada olan şeyler bizi etkiliyor, belki şu meşhur “geek kültür”” beğenilerini de bu sossyal medya gene belirliyor. O yüzden bu medya türü ile ilişkili her yazı iyidir, hoştur kanımca. sanırım sitede geek kültürle alakalı içerik yetersizliğinden yakınan ya da varsa bu yetersizliği gündem yazılarına bağlayan kimse yoktur.

      kar topu savaşından kan dökülen topraklarda bazı yayın formatları da zamanla şekil değiştirebilir. sıkıntılı değil, bilakis belki de gerekli bir durum…

      • Evet ben de bi süredir düşünüyorum, bu yüzden fikrim olmadığını söyledim, zira şimdi biraz daha net bi görüşüm var yazının da üstüne. Hem onların sitenin yazarı olarak onlara kalmış bir karar olması, hem de gerçekten de belki de gerekli bile olan bi durum olması mantıklı gözüküyor, zira kişisel olarak da hoşuma gidiyor yazıları. Ama bu yüzden de emin olamıyorum, eğer hoşuma gitmeseydi nasıl hissederdim bilemediğim için. Güzel noktalara değinmişsin teşekkürler yanıtın için, aslnda yazarlar da görürlerse cevap verirlerse sevinirim, merak ediyorum onların da görüşlerini konudaki..

        • kimbilir, belki de o gizemli yazarlar uzaktan bir yerden bizleri izliyorlardır. believe in miracles…

  4. Çağrı Yılmaz Cevap ver

    içinde yaşadığımız ülkenin sorunları (ve çözümleri) hakkında düşünmeyi ve sorgulamayı, “POLİTİKA YAPMAK” adı altında zararlı bir şeymiş gibi lanse etmek, 12 eylül sonrası travmanın doğal bir sonucu. hatta bu yaklaşım hem iktidarlar tarafından (çatlak sesleri bastırmak için), hem de yönetilenler tarafından (hayatta kalma refleksi olarak) kabul gördü. “aman siyasete bulaşma evladım, güzelce oku doktor/mühendis ol” diye diye yetiştirilmiş nesilleriz sonuçta. bu yüzden -sitenin içeriği her ne olursa olsun- “niye böyle yazılar yazıyorsunuz” diyenleri de anlamak lazım, bilinçaltlarında o korku var.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.