O kamçıyı biz de biliriz…

Charlie Hebdo Katliamı ile (katliam diyelim, adını koyalım ürkek olmayalım) 2015’e gene yoğun şaşkınlık ve endişe ile başlamış olduk. Kimi ifade özgürlüğünün uzun namlulularla taranmasından, kimi radikal İslam’ın Batı’nın güvenlikli duvarlarını aşmasından ötürü dehşete düştü. Olaylar bu kadar kanlı sonuçlanmasaydı bile bir mizah dergisine yapılan saldırının Geekyapar ve bir dolu sitenin gündemine düşmesi muhtemeldi ve gerekliydi. Türkiye’de insanları şaşırtan politika dışı basında bu olayın konuşulması oluyor ya, aslında şaşırtıcı olan bizimkisi gibi bir ülkenin her şeye rağmen susmaya gösterdiği inatçı ve insanüstü çaba…

c1

Türkiye’de Charlie Hebdo acısı neden mi daha dikkatle incelenmeli? Haydi biraz tarih karıştıralım.

Türkiye’de okur kitle mizahı sever, mizah dergilerini öyle ya da böyle edinir. Popüler kültürünü mizah dergileri üzerinden bu kadar yoğun besleyen çok ülke yoktur muhtemelen. Bu durum satışlara nadir yansır, orası ayrı bir mesele. Gırgır, Limon, Leman, Penguen ve Uykusuz gibi örneklere aşinasınızdır muhtemelen. Peki 1946 yılında basılan Markopaşa’yı bilir misiniz? Yakın tarihimizle ilgili değilseniz cevabınız muhtemelen olumsuz olacaktır. 1946-47 yılları arasında Sabahattin Ali’nin editörlüğünde yayınlanan bu dergi yayınlanan 22 sayısıyla yerli yayın tarihine adını kazımayı bilmiştir. Muhalif kimliğinden ötürü defalarca kapatılan Markopaşa, sonrasında Merhumpaşa, Malumpaşa, Yedi-Sekiz Hasan Paşa, Bizim Paşa gibi bir dolu isimle yeniden çıkarılmıştır.

a1markopasamizahgazetesi5

Ülkemizin Markopaşa geleneğine ve Sabahattin Ali’ye armağanı ise aylar süren mahkumiyetler, işsizlik ve yurtdışına çıkış yasağı gibi bir dolu hamle olur. 1948 yılında Sabahattin Ali, Ali Ertekin isimli bir eski asker (ve Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti görevlisi) tarafından milli hisleri tahrik ettiği gerekçesiyle başı ezilerek öldürülür.

Mahkumiyet? Dört sene, ama birkaç hafta sonra aftan yararlanıyor Ertekin… Bu kısım aklımızda bulunsun.

1993’e geliyorum. Markopaşa’nın bir başka yazarına değineceğim: Aziz Nesin. Ateist söylemleri ve sert üslubuyla her daim düşmanları bulunan Nesin, Sivas’a Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin konuğu olarak gelir. Gidişatı hakkında bir dolu kaynak bulabileceğiniz Madımak Yangını 35 insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanır.

Madımak hakkında çok fazla konuşmak bana düşmez, Sabahattin Ali’nin cinayeti gibi tamamen kolektif bilinçte sönümlenmeye bırakılmış bir olay olmadığı, tanıklık eden insanlar hala yaşadığı ve adalet savaşını canlı tuttukları için için konuyla alakalı sayısız dökümana bugün rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Sivas Katliamı mevzusunda ısrarla muhafazakar basın mağdur tarafın yananlar değil,  yargı sürecinde yılları geçen zanlılar olduğunu iddia etmektedir. Arada bu söylem halkın tahrik edildiğine de bağlanmakta, eğer tepkiler artarsa olay daimi joker kartı olan “dış güçlerin oyunu”na bağlanmaktadır.

c2c3

Bu olay ile ilgili benim en can alıcı bulduğum an, dönemin Refah Partisi  Belediye Mecls Üyesi Cafer Erçakmak’ın itfaiye merdivenlerinden inen Aziz Nesin’i hedef göstermesi, sonra da onu merdivenden düşürmeye çalışmasıdır. Olayın hemen ardından Interpol tarafından yangının faili olarak aranmaya başlanan Erçakmak’a yıllar boyu ulaşılamaz. Kendisinin 2011 yılında gene Sivas’ta kalp krizinden öldüğü açıklanır Şu ajanlık filmlerinin gözde teşkilatı Interpol’ün Sivas’taki adamı 18 sene Sivas’ta bulamaması gibi bir durum gerçekleşmiştir anlayacağınız.

Tarihimizden benzer olaylar çoğaltılabilir ancak ucuz melodrama yaptığımı iddia edenler olabileceğinden ötürü burada bırakıyorum. 2000’lerin ortasında Cumhuriyet Gazetesi bombalanışı ve gene bir  “değer tahriki” bahanesiyle kurşunlanan Hrant Dink başta olmak üzere bu ülkede basına yapılan sayısız saldırıyı ve öldürülen faili meçhul sayısız gazeteciyi de hatırlatmak istiyorum. Mizah gazeteciliğini içeren vakalar olmadıkları için detaya girmeyeceğim.

Yukarıda bahsi geçen olaylar bu ülkenin neden Charlie Hebdo olaylarını sanki köşe sokağımızda gerçekleşmiş gibi benimsemesi gerektiğini gösteren hatırlatma notları. Hatırlatmak önemli, ama öte yandan bunları hatırlatmak zorunda kalmak da ayrı bir acı verici. Bunları Türkiye’de çevresine duyarlı hiç kimseye söylemek zorunda kalmamalı. Türkiye’de gazeteci katli artık geleneksel bir hal almışken, artık bu konuda kanayan yara her kuşağın gözlemleyebildiği bir durum iken gene de bu coğrafyanın insanı  gerçekleşen bu katliamı açık bir eziklik ile  (sırf saldırganların müslüman olduğu bilgisinden ötürü) haklı bir gerekçeye oturtmaya çalışıyor.

Katliamlar bazı açılardan birbirinden ne kadar farklı da olsa, Türkiye’den çıkan gürültüsü bol bir sesin izlediği yol Sivas zamanları ile aynı; çizimlerle gelen tahrike sığınmak, katliama karşı tepki gösterenleri geçmişte başka olaylara karşı duyarsızlıkla suçlamak, tüm bu stratejiler işlemeyince ise olayı komplo teorileri ile muğlaklaştırmak. Örneğin video görüntülerini internet kafede seyredip “saldırganın yürüyüşü aynı MOSSAD üyelerininkine benziyor, burada kesin İsrail’in parmağı var!” diyen teorici abileri ve ablaları kutlamamak elde değil.  MOSSAD’ın, planlarındaki gizli pürüzleri Şen PC İnternet Kafe’de daimi mesai yapan yurdumun keskin YouTube seyircilerinden gizleyebileceğini düşünmesi bile büyük hata zaten.

c4

Uzun lafın kısası ben kendi çapında bir yazın emekçisi olarak 80 yaşındaki bir çizerin üzerine boşaltılan mermilerin sesini ister istemez duyuyorum. Bunu duymamam mümkün değil. Çünkü daha evvel de duydum. Şu an ülkemdeki irili ufaklı tüm mizah dergilerinde de çalışanların kulaklarında bir çınlama olduğuna eminim. Bana duyduğum sesin yersiz bir korkudan ibaret olmadığını ve bu ülkede benzer bir durum yaşansa benzer bir katliamın çok daha büyük bir destekle gerçekleşebileceğini gösteren tüm internet kullanıcılarına teşekkürü bir borç bilirim. Charlie Hebdo’nun Boko Haram’ın yarattığı dehşetten daha çok konuşulması tam da bu sebeptendir işte.

Önce gerçekleşen katliamın karşısında mı arkasında mı durduğumuzu netleştirelim, ondan sonra tartışırız gerçek İslam’ın ne olduğunu, neden basının bu konuda diğer haberlere kıyasla daha çok konuştuğunu. Planlı plansız, “büyük oyunun parçası” ya da münferit, fark etmez. Geçtiğimiz günlerde olan şey katliamdı, infazdı. Gece “bugün de İslam’ın yanlış tanıtılmasına karşı yeterince avukatlık yaptım” diyerek rahat uyuduğunuz sürece bu mesele sadece İslamofobi üzerinden yürüyecektir. Siz dehşeti görmeyi kabul ettiğinizde insanlar anlar zaten neyin gerçek olduğunu neyin olmadığını.

Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.