Garry’s Mod’un yaratıcılarının yeni oyunu Rust, an itibariyle Alfa fazında. Rust’ta açtığınız her oyun, yeni bir hikâye. Bizim hikâyelerimiz de burada.

 

Doğdum. Dickens vari bir doğma değil bu, gerçekten de doğdum. Ana ekrandan sunucu seçtim, oyuna girdim. Elimde bir taş var. Bu taşla ne yapıyorum?

maxresdefault

İlk tepki önümdeki ağaca vurmak. İçgüdülerim beni yanıltmıyor, ağaç bana “Wood” veriyor. Yaklaşık 10 tane topladıktan sonra Craft ekranımı açıyorum. Başımı sokacak bir kulübe yapmak için 50 adet Wood’a ihtiyacım var. Minecraft’tan edindiğim tecrübeler sağ olsun, gece başımı sokacak bir kulübe yapmak bir numaralı önceliğim oluyor. Zor bela bir kulübe yapıp, bir kayalığın üzerine koyuyorum. Şimdi buna bir de kapı yapmalı…

Kapı için yine Wood lazım. Eyvallah, başa gelen çekilir. Yine vuruyorum taşımı ağaçlara. Ağaçlar önümde telef oluyor resmen. Doğa katili gibi kesiyorum hepsini. Maşallahı var taş da çok yavaş yani. Yaklaşık bir 20 dakikada tüm işlem sonlanmış oluyor, derme çatma sığınağım kullanımıma hazır. Büyük bir seremoniyle kapıyı açıyorum, içeri giriyorum, kapatıyorum. Ee? Şimdi n’apıyorduk?

Gece oldu ama benim yemek bulmam lazım. Karnım gurulduyor resmen. Az ileride bir koruluk var, oraya gitmeyi akıl ediyorum. Ediyorum da, Rust‘ın geceleri Minecraft’ınkilere benzemiyor. Öyle şirinli, yıldızlı, romantikli değil bu. Zifiri karanlık ulan! İleride bir domuz görüyorum, vuruyorum kıçına kıçına taşla. Ben vuruyorum o kaçıyor, ben vuruyorum o kaçıyor. En sonunda yere yığıyorum. Cesedine vura vura et, kumaş, yağ ve kan elde ediyorum. Ne yapacağım bunlarla hiçbir fikrim yok. Ama çok açım, eti yemek zorundayım.

2014-01-28_00001

 

Ağzıma attığım gibi öğürmeye, can kaybetmeye başlıyorum. Bir an panik oluyorum, envanterimdeki tüm etleri ağzıma tıkıyorum. Ben tıktıkça öğürme artıyor. İstifra ede ede can vereceğim resmen burada, reva mı bu? Gecenin karanlığı iyice çökerken başı kesilmiş tavuk gibi koşuyorum, bir yandan da bütün yediklerim çıkıyor resmen. Diğer oyuncuların kulübelerinin arasında koşarken birden kendimi zor bela sağa atıyorum. Çıkan ses, kısa ömrümde duyduğum son şey oluyor.

Ne hikmetse oralarda gezen bir zombi, zaten zayıf düşmüş bedene bir pençe indiriyor, Rust’taki ilk hayatım son buluyor. Daha öğrenecek çok şey var.

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.