Günden güne yenilerinin eklendiği kadına şiddet vakalarında ister susmayı tercih edelim, istersek de konuşmaya karar verelim, bir şey değişmiyor. Bu toplumda yaşayan bireyler olarak, daha da ötesinde dünya vatandaşları olarak taraf olmaya devam ediyoruz. Ben kendi adıma şurada da görebileceğiniz gibi konuşmaya karar vermiştim çünkü yapabileceğim şeylerin arasında bu vardı.

Çoğundan haberimizin bile olmadığı vakalar bir yerden patlak verip insanlar bunlar hakkında konuşmaya başladıklarında; büyük bir çoğunluk haklı olarak toplumun büyük bir kesiminin takip ettiği Türk dizilerinde, Türk filmlerinde resmedilen kadın – erkek ilişkilerine bakıyorlar.

tumblr_ndt5t5DkwE1r784mfo1_1280

Herkesin bu konuda söyleyecek bir sözü var, açıkçası benim nedenlerini saymama da çok gerek yok; bu dizi ve filmlerde kadınlar, kendilerine en kötü senaryoda tecavüz eden, orta hallisinde şiddet gösteren, en iyi senaryoda ise hakaret eden veya aşağılayan erkek tiplemelerine delilercesine âşık ediliyorlar. Üstüne sıklıkla da normali bu, toplumda olması gerekeni bu, tecavüze uğrayanın tek şansı tecavüzcüsüne âşık olmakmış gibi; erkeklerin kıskançlıktan en çok şiddet göstereni kadını en çok seveniymiş gibi yansıtılıyor. Tutmamız gereken bir uç da burası diyerek biraz da bundan bahsedelim istedim hep birlikte.

En baştan uyarmam lazım: Geçen sefer bu konuda yazdığımda dediklerimi tekrarlıyorum, hala suçu sadece birilerinde ya da sadece bir şeylerde aramıyorum. Öte yandan hala konuşmanın, tepki göstermenin ya da hak savunmanın sadece belirli birilerini ilgilendirdiğini düşünmüyorum. Hepimiz bir ucundan tutmak zorundayız.  Olabildiğince gerçeklere bağlı kalarak dizi ve filmlerdeki bu kötü temsilin bir çeşidine, töre olgusunun işlenişine değinmeye çalışacağım.

besik-kertmesi_717745

Türk Dil Kurumu’nun da katkılarıyla çoğunlukla gelenek, görenek, örf ve adet gibi kavramlarla aynı anlamda kullandığımız töre, aslında bu kavramların hepsini kapsayan ve hepsinden de daha ağır yaptırım gücüne sahip olan bir sözcük. Bu geniş anlamıyla töre, Türk kültüründe yasa hükmünde olan çoğunlukla yazısız kuralların bir bütünü anlamına geliyor. Bunlar bir anda oluşturulmuş kurallar değiller, ulusun tecrübelerinden yola çıkarak kabul ediliyorlar.

Eski Türk devletlerinin temelinde kağanın yetkilerini, kağanın halka karşı olan görevlerini, halkın sorumluluklarını belirleyen kuralların tümüne töre adı veriliyor. Kağan devletin başına geçince devleti tanrı adına töreye uygun olarak yönetmek zorunda ve hem kağan hem de tüm halk töreye uygun hareket etmek mecburiyetinde. Ancak törenin sadece devlet yönetimi ile ilgisi yok, toplumsal ve bireysel hayatı düzenleyici tarafları da var. Yani töre hem hukukla hem de din ve ahlak gibi diğer kavramlarla ilişkili.

Fakat yazının sonunda vereceğim bu konu üzerine yapılan bir araştırmada da belirtildiği şekliyle son yirmi yılda gerek medyada gerekse de yazının odak noktasını oluşturan dizi ve filmlerde törenin bu kapsayıcı anlamdan sıyrılmış olarak kullanıldığını görüyoruz. Çeşitli medya araçları vasıtasıyla bize sunulan içeriklerde töre artık sadece kadın bedenini ve kadın üzerinden tanımlanan bir namus algısını ifade edecek şekilde kullanılıyor.

435x287-asmali-konak-1541061270757_900x600

Yüzyıllardır toplumun hayatını düzenlemek konusunda yaptırım gücü olan bir kavramın, yüzyıllardır insanların saygı duymak ve uymak durumunda olduğu, kabullendiği bir kavramın anlamının sadece buraya indirgenmesi de hâliyle toplumun bütün bireylerinin -hele de yeni baştan yetişmekte olan nesillerin- bu kavrama bu algıyla bakmasına neden oluyor.

Şu an şöyle bir şey diyebilirsiniz, toplum iyi eğitim alsa, bunlara itimat eden olmaz. Haklı da olursunuz ama koca bir toplumun eğitim düzeyi beş günde veya beş yılda çözülebilecek bir şey değil. Bize, en acilinden, kanayan yarayı durduracak ilk yardım gerekiyor, bunu kabul etmemiz lazım.

Şunu da söyleyebilirsiniz, toplumda herkes aynı derecede bu kavramlara bağlı değil veya toplum bütünüyle bu konuda bilgisiz değil. Gene haklı olursunuz ama toplumun bir kısmının diğer kısmına baskı kurarak muktedir olmasını istemek de, toplumun hangi kısmının bu konuda daha haklı olduğuna karar vermek de hoş şeyler değil.

Bir de şunu söyleyebilirsiniz, o veya bu, kim ne düşünürse düşünsün önemli değil, hukuk kuralları diye bir şey var ve bunlar kimin ne dediğiyle alakalı değil. Bir kez daha haklı olursunuz ama hem yeni yasalar çıkartılırken hem de var olan yasalar uygulanırken net olmayan durumlarda toplumun belirli konulardaki tutumlarına dikkat edilmek zorunda olunmasını da gözden kaçırmış olursunuz.  Bu yüzden, özellikle sosyal medya baskısının etkili olduğu zamanlarda bin defadan daha fazla tecrübe ettiğimiz gibi toplumun kavramları algılayış biçimi her zaman önemlidir.

1509541103090

Töre kavramının kadın, namus ve cinayet kavramları ile bir arada kullanımının artmasında ana akım medyanın, dizi ve filmlerin büyük bir yeri var. Gündeme sürekli bu şekilde yansıtılan kavram, haliyle, bu üç kavramla birlikte kullanılınca olumlu anlamlarından sıyrılıp tamamen olumsuz anlamlar taşımaya başlıyor. Yalnız bunu derken ister haber bülteni sunucusu olsun, ister dizi senaristi olsun, isterse de film yapımcısı, herhangi birisinin tek başına töre kavramını haybeden ortaya çıkarttığını ima etmeye çalışmıyorum. Toplumun kültürel belleğinde ve hayatında uzunca zamandır yeri olan bir şey bu.

Ancak ister ilgi çektiği için, ister tepki gösterildiği için, ister iyi niyetlerle dert anlatmak için olsun bu kavramın sürekli olarak kadını, sürekli olarak kadın üzerinden tanımlanan bir namusu, sürekli olarak kadınları bunların ışığında öldüren insanları belirtmek için kullanılması da oluşan yanlış algıyı yaymaya ve kanıksatmaya devam ediyor. Hatta belki de her şeyden çok yaygın ve etkili olarak yapıyor bunu.

Yılan Hikâyesi, Beşik Kertmesi, Asmalı Konak, Zerda, Sıla… Birbiri ardına sıralanan bir silsile hâlindeki, odak noktasını kadın üzerinden tanımlanan törenin oluşturduğu ve çok da fazla reyting alan, gündemde kalan diziler bunlar.

Biz Ay Dede’nin “Dabi dabi” deyişini hatırlayıp gülüyoruz belki ama diziyi izlerken beşik kertmesiyle evlenmeyi reddeden Elmas’ın tarafını hiç tutmadık. Ferdi, beşik kertmeliğini, köyün soyunu devam ettirmeyi bırakıp yine Elmas’ın karşısına çıkabilirdi ama böyle olmadı, Elmas’a sürekli ‘görevi’ hatırlatıldı. Sonunda Elmas bir şekilde yola getirildi ve beşik kertmesiyle evlendi.

yılan-hikayesi4

Biz Memoli’nin “E be köylü kızı” deyişini hatırlayıp gülüyoruz belki ama kan davası nedeniyle evlendirilen iki genç başlattı o diziyi. Erkan, kan davasını Zeyno’yu gerdek gecesinden sonraki gün terk ederek devam ettirdi, Zeyno içinse Erkan’ı bulup namusunu temizlemek şarttı. Zeyno yeni hayatında mutlu olabilirdi ama öyle olmadı, geri dönüp kendisini ‘kirlettiğini’ düşündüğü Erkan ile evlendi.

Asmalı Konak, Zerda, Sıla gibi dizilerde, başlangıçta, başroldeki kadınlar üzerinden törenin reddedilmesi gerektiği gibi bir ileti veriliyordu. Bu kadınların hepsi okumuş ve güçlüydü, hep ezberden söylenen bastırılmış ve cahil kadınlar değillerdi. Ama yine de hepsi de başroldeki erkeğe ve bu erkeklerin temsil ettiği töreye boyun eğdirildi. Bu erkeklerin hepsi köy ağasıydı ve Sıla ile birlikte izleyen herkes de otoritesiyle tecavüz eden Baran ile Sıla’nın evlenmesini normal karşıladı.

Töre kavramını kadın, namus ve cinayet ekseninde işleyen yapımlar bunlarla sınırlı değil elbette, daha yakın tarihte mesela Behzat Ç’nin beş bölümünde töre, cinayet sebebi olarak verildi. Ben örnekleri yazının sonuna koyduğum araştırma içerisinden seçtim, sizler devamını oradan okuyabilirsiniz yahut orada olmayanlarla da genişletebilirsiniz. Bu kadarı derdimizi anlatmaya yetmiştir diye düşünüyorum.

SILA2

Araştırmanın sonuçlarından da biraz bahsederek yazıyı bitirmek istiyorum: Medya ve dizilerde töre kavramının asıl anlamından uzaklaştırılarak kadın, namus ve cinayet ekseninde olumsuz bir biçimde verilmesi; yüzyıllar öncesinden kalma bu kavramın ortadan kaldırılamaz, bireylerin kesinlikle sorgulamadan uymak zorunda oldukları ve toplumdaki tek işlevinin kadınların öldürülmesine meşru bir dayanak oluşturmak olan bir kavram olarak algılanmasına sebep oluyor.

Bunun yanında bu durum, törenin yani kapsayıcı toplumsal kuralların sadece Türkiye’ye ait olduğu, ataerkil yapının sadece töre sebebiyle hâkim olduğu, törenin erkeklere kadın üzerinde hâkimiyet kurma yetkisi verdiği gibi eksik ya da tek yönlü çıkarımlara varılmasına da neden oluyor.

Daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi, kadınların şiddet görmesinin, taciz ve tecavüze uğramasının, eşit sayılmamasının ve aşağılanmasının tek suçlusu sadece birileri veya bir şeyler değil. Pek çok bileşen var ve hepsi kendi çapında etkili. Eğer bir çözüm bulunacaksa da bu tek başına sadece birilerinin veya bir şeylerin sorumluluğunda olmayacaktır.

Yazımız özelinde kısa vadede kanayan yarayı dindirmek için; toplumu derinden etkileyen ve yön verme gücüne sahip olan medya, iletişim kanalları, dizi ve filmlerde, toplumun kültüründe büyük bir yeri olan ve toplumun saygı duyduğu töre gibi kavramların içini boşaltmamak iyi bir başlangıç olabilir diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

Kaynak
  • Nagihan Çetin, 1990 Sonrası Türkiye’de Oluşan Töre Algısında Kitle İletişim Araçlarının Rolü, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul, 2018
Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.