Çocuk – I

Çocuk uyandığında bir böceğe dönüştüğünü fark etmedi. Çünkü bir böceğe dönüşmemişti. Klişe bir hikâyenin içinde olduğunu da bilmiyordu. Çocuk uyandığında sadece aç olduğunu hissetti. O kadar açtı ki önüne gelen ilk yenebilen şeyi düşünmeksizin yiyebilirdi. Etrafına baktığında bir ahırda olduğunu fark etti. Hayvanların olmadığı, terk edilmiş bir ahır. Samanlıklar, at pislikleri, kara sinekler, güğümler, hep o aynı klişeler. Aklına at pisliğinin veya samanların organik olduğu geldi. Aklına gelen bu fikir midesini bulandırdı ve öğürmeye başladı.

Derhal oradan çıkma girişiminde bulundu. Bunu yapmak için gözleri kapıyı aradı. Kocaman kapının kilitli olduğunu gördü. Kilidi eliyle bir ileri bir geri ittirmeye koyuldu. Asma kilidin o kadar da sağlam olmadığını gördü ve kapının sağ tarafında duran bir levyeye gözü ilişti. Ne kadar garipti. Sanki birisi onun oradan çıkmasını istiyordu. Ama bu riski göze alacak kadar açtı. Ardından levyeyi alıp birazcık zorlayarak kapıyı açtı. Kocaman kapı, kendinden beklenmeyecek bir hafiflikle açılıverdi. Sanki ebadı kadar ağır değil gibiydi. Aslına bakarsanız çevreyi biraz daha salim kafa ile incelediğinde fark etti ki sanki hiç birşey gerçek değildi. Dekor gibi duruyordu, öylesine koyulmuş, bir şey anlatmak ister gibiydiler. Kapıyı açtığında güneş ışığının çok yoğun bir şekilde ısı ve ışık yaydığını fark etti. Sanki dışarı çıktığında biri ile karşılaşmayı umuyordu.

Ancak kimse yoktu çevresinde. Biri vardı sanki eskiden beri beraber olduğu. Güven duyduğu. Ancak ne kim olduğunu hatırlayabiliyordu ne de ismi aklına geliyordu. Dikkatli düşününce kendi ismini de bilmediğini anımsadı. Sanki ona ait olmayan hatıralara sahip çıkmak ister gibi hatırlamaya çalışıyordu ama gerçek gün ışığı gibi gözlerini alıyordu: onun ilk hatırası az önce uyandığında hissettiği açlıktı. Çok geçmeden yaşından beklenmeyecek bir bilgelikle bu açlığın, karın açlığından ileri gelmeyebileceğini düşünmeye başladı.

barn-sunlight

Ahırın yanında var olan küçük bir kulübenin varlığını fark edince biraz daha mutlu oldu. Mutsuz değildi ama sanki hissiz gibiydi. Şimdi ise adına “mutluluk” koyduğu bir hisse sahipti. Bu sanki onun ilk defa başına geliyordu. Kulübeye koştu. Kapısını açtı. İçine baktığında bağlantısı olmayan bir telefon ve bir kaç adet oyuncak gördü. Çocuk oyuncakları gördüğünde mutluluğu ikiye katlandı. Bir adet kurmalı araba vardı ancak kurma mekanizması çalışmıyordu. Pilleri olmayan bir konuşan bebek buldu.

Kutusundan hiç çıkmamış bir oyuncak daha ilişti gözüne. Kutusunu açtığında onun hiç kullanılmamış eski model bir pırpır uçağı modeli olduğunu gördü. Yanında bir adet kağıt ve kağıdın ucunda ip vardı. İpin ucundaki kanca, uçağın arkasındaki yuvarlak deliğe uyabilsin diye yapılmış gibiydi. Bu denklemi çözdükten sonra katlı olan kağıdı açarak uçağın arkasına taktı. Kağıdın üzerinde çeşitli şekiller vardı. Bunun ‘yazı’ olabileceğini düşündü ancak okuması olmadığını fark etti. Eğer başarılı bir taklit yeteneği olduğunu bilseydi çocuk, size kağıtta yazan şekilleri anlatabilmek için şu harflerin şekillerini çizecekti: Ya seni yazan adamsa.

Çocuk hiç vakit kaybetmeden sanki içgüdüsel bir hareketmiş gibi elindeki uçağı, dışarı çıkıp var gücüyle havaya fırlattı. Uçak rüzgarın etkisi ile havalandı, bir daha da yere inmedi. Şaşkındı çocuk. Gitmişti uçak. Bense bütün bunları yazıyordum. Bir yazar olarak değil, bir deli olarak. Çocuksa sanki bunun farkındaymış gibi, gökyüzüne baktı ve bağırdı: Tekrar görüşeceğiz!

Belki de çoktan delirmiştim!

Yazar

Amaç; yazmaktır. Amaç; dünyayı değiştireceğine dair bir iki kadeh tokuşturmaktır. Amaç; amacını eninde sonunda aşacaktır. Sırf yazabildiğim için; yazarım. Böyle bir becerim olduğundan değil…

1 Yorum

Leave a Reply to Geekimsi Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.