Bu anı gerçekten çok ama çok uzun zamandır bekliyordum pek sevgili geekler, ne yalan söyleyeyim. Evet, nihayet vakit geldi: American Gods‘ın ikinci sezonu resmen başladı! 2017’den bu yana çöl sıcağında kurumuş bir boğaz misali hasret kalınan su gibi American Gods‘ın yeni sezonunu gözlüyorduk ve artık sonunda bu susuzluğumuzu giderebileceğiz!

Bu yazıda, daha önceki bazı yazılara bağlantı vereceğim, eğer bahsettiklerimi daha iyi anlamak istiyorsanız onlara göz atmanızı öneririm. Zira hepsini tekrar uzun uzun açıklamam demek, okurken sizi fazla yoracağı anlamına geliyor.

Sanki Hiç Gitmemişiz Gibi

mv5bowu4otjjmmitzwm0nc00nwu4lwjkmzetodliyzg3odzizdqzxkeyxkfqcgdeqxvynjc5mjg0nju._v1_sy1000_cr0017761000_al_

İlk sezonun sonunda, tam da bıraktığımız yerden giriş yapıyoruz ikinci sezonun ilk bölümüne. Sanki hiç ara vermemişiz; onca süredir American Gods açlığı çekmemişiz gibi adeta… Ancak yine de Starz, iyi niyetli düşünüp unutanlar vardır diye koskoca sekiz bölümün ufak bir özetini de bölüm başına eklemeyi ihmal etmemiş; sağ olsun.

Hatırlarsanız ilk sezon finalinde Easter’ın o efsanevi güç gösterisi ile Bay Wednesday’in “Ben Odin’im ulan!” diye kalıbını basışı gibi bazı görsel şölen minvalindeki sahnelerde vardı. Hatta bu sırada Media, Mr. World ve Technical Boy’un tam da Easter’ın evindeki kutlama sırasında yedikleri dayaklar, asla unutulmayacak türdendi. Zaten bu bölümü de, (birkaç ay evvel yayınladıkları kısa videonun birebir aynısı olan sahne burası) Technical Boy’un sürdüğü bir limuzinden yamulmuş suratıyla çıkan Mr. World’ün Black Briar denilen gizli merkezde çevireceği birtakım işlerden evvel “Media’yı bul, velet.” sözüyle açtık. Hikayesel olarak çok fazla vakit geçmemiş olduğundan dolayıdır ki; sanki hiç ara vermemişiz de, başlayacak olan savaşın ağır adımlarını hala dünkü gibi hissediyormuşuz gibi bir etki yaratıyor.

 

Kayadaki Ev’e Hoş Geldiniz!

house-on-the-rock

Son izlediğimiz bölümde bizim ekibin kafasında zaten Kayadaki Ev’e gitmek vardı. Hatta onlar haricinde Bilquis’in de kendi isteğiyle bu mekana vardığını bir sahne olarak görebiliyorduk. Şimdi ise onca yol tepilmiş ve Kayaki Ev’e varılmış olarak olaylara dalıyoruz. Peki neresi burası, ne cacığı var aslında?

Şöyle anlatayım; Kayadaki Ev, Alex Jordan tarafından yapılmış ve gerçekte var olan bir mekan. Burası Amerika’da yer alan ve her gün daha da fazla turist çeken özel bir yer. Bizzat kitaptan alıntı yapılarak anlatılan Kayadaki Ev’in hikayesi de, buraya dair birtakım bilgiler edinmemize yardımcı oluyor. Bay Wednesday’in bu sözleriyle anlıyoruz ki, burası bir mabet; yani bir bakıma öyle.

Anlatılan hikayede Alex Jordan’ın bile neden o tepede böyle bir şey inşa ettiğini, ama insanların sürekli olarak burayı ziyarete geldiğini öğreniyoruz. Hatta “mantıklı bir Amerikalı adam olarak” diye tanıtılan Jordan’ın, bu mekana gelenlerden para almaya başladığından da söz ediliyor. Damlaya damlaya göl olur mantığıyla ufak kuruşları bile değerlendiren bir Alex Jordan yani bahsettiğimiz mesele. Eh, insanlar gelmeye devam ettikçe de bu ilgi çekici yapıya her geçen gün farklı bir şeyler eklenmeye devam etmiş, böylelikle de iki taraf da birbirini sürekli olarak yükseltecek şeylere sebebiyet vermiş.

Peki bu Kayadaki Ev’i bir çeşit mabet kılan nedir? Kayadaki Ev, sembolik bir tanrı aslında bakarsanız. Hatta daha doğrusu inandığınıza dair bir kanıt. Tıpkı Jordan’ın neden bir kayanın üstüne inşa ettiğinin sebebini bilmemesi gibi insanlar da neden bir tanrıya ya da tanrılara spesifik olarak tapındığını ilk başta bilemeyebilir. Kayadaki Ev, inşa edilmeye devam edildikçe daha çok turist çektiği gibi, inanç sistemleri de aynı şekilde tarafına birilerini çekme eğilimindedir. Eh, buradaki sembolizmin en bariz noktası da şudur ki, para kazancı ile daha da gelişen Kayadaki Ev eşittir dua ve tapınma ritüelleri ile güçlenen tanrılarımız.

 

Argus’un Gözlerini Ver Bize Kıymetlimis!

1_PHyVPvmU4h15qJ-or9tTrg

“O da neymiş?” diye soranlar için hemen belirteyim: Mr. World’ün, Black Briar’da konuştuğu bir amcadan istediği şeyler bu Argus’un gözleri. Argus kim, gözleri ne işe yarar diye kafanızda soru işareti oluştuysa eğer, meraklanmayın; biz bunu açıklamak için buradayız.

Argos, veya Argus Panoptes, Yunan mitolojisinde yüz adet gözü olan bir devdir. Panoptes ismi “her şeyi gören” anlamındadır ve Argus’un görüş kapasitesini açıklar. Ekidna’yı öldürmek gibi bazı korkutucu görevler üstlenen Argus, Hera’nın hizmetkarıdır. Fakat gel gelelim bir seferinde Zeus’un ilişkiye girdiği Io isimli nimfeye gözcülük etme görevinde çuvallamış, Hermes’in uyutması sebebiyle görevini tamamlayamamıştır. Zaten büyülenip uyuyakaldıktan sonra Hermes, kendisini öldürmüştür. Zaten Hera’nın sembolü olan tavus kuşunun kuyruğundaki sayısız göz deseni de, Argus’a ithafendir.

Mr. World’ün, Black Briar’da “Bana Argus’un gözlerini ver.” diye şekeri elinden alınmış bir çocuk misali ortalığı yıkması da, Eski Tanrılar’ı takip ederek bu savaşta avantaj kazanma isteğinden geliyor. Herkesi, her şeyi ve her yeri görmek ve tüm bunlar üzerinde tam kontrol sağlama arzusu da sembolik olarak Argus’un gözleri üzerinden başarılı bir şekilde aktarılmış böylelikle.

1 2
Yazar

Geekyapar'ın yeni editoryal işler amiri. Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.