Shakespeare dosyasında son haftaya da gelmiş bulunmaktayız sevgili geekler, hayırlı uğurlu olsun. Madem son hafta ve son Shakespeare dosyası diyerekten giriştiğim bu özel yazının konusunu biraz daha geek damarlarınıza kan verecek bir alana çekmek istedim. Bilmem ne dersiniz: Bir adet Tolkien sosu kaplı Shakpesare keki alır mıydınız efendim? Dört maddede Tolkien’ın Shakespeare’den esinlendiği değişik Macbeth göndermeleri yazımıza hoş geldiniz o halde!

Ama elbette gelin bu iki köklü İngiliz edebiyatı yazarı arasındaki hususa biraz değinelim her şeyden önce. Mesela J.R.R Tolkien’ın açık açık William Shakespeare’den neden hoşlanmadığına; ama her şeye rağmen ondan etkilendiği alanlar olduğuna…

Evet, sahiden; Tolkien Shakespeare’den pek haz etmiyormuş vakti zamanında. Oxford Üniversitesi’nde profesörlük yaptığı sıralar, ders verdiği İngilizce sınıflarında Shakespeare’e karşı yoğun bir ilgi gösterildiği konusunda düşünceleri varmış. Dengeli bir dil ve edebiyat dersinin antik ve orta çağ metinlerine dayanması gerektiği konusunda ısrarcı olan Tolkien, Geoffrey Chaucer’dan sonra yazıp çizilen çoğu şeye o kadar da dikkat edilmemesinin uygun olduğu kanısındaymış. (Chaucer’ın etkin olduğu yıllar ise 14. yüz yıl içerisinde bulunmakta)

Tolkien kafa olarak daha çok İngiltere’nin kendi asıl destansı mitolojisini yeniden yaratmaya yatkınmış. Anglo-Sakson kökenlere sahip olan İngiltere’nin aynı zamanda Nordik ve Keltik mitolojilerinden de etkilenilerek yaratılan birçok edebi karakteri ve hikayesi bulunmakta. Asıl mitik kökenlere dönüş yapmak isteyen Tolkien’ın görüşü, işte tam burada Shakespeare ile çatışmakta bir anlamda. Zira Shakespeare, Anglo-Sakson mitolojik ögelerinden daha uzakta bir görüş ve yazım tarzı benimsediğinden ötürü, Tolkien’ın bizzat etkilendiği o orta çağ fantazi dünyasına bir hayli zıt düşüyor denebilir.

J.R.R Tolkien bu 16. yüz yıl şairini eleştirme hususunda, ardında kanıtlar bırakarak göçüp gitmiş. Bizzat kendisinin kaleme aldığı mektupların birinde William Shakespeare için “budalaca” gibi ithamlarda bulunurken, diğerinde de “samimiyetle hoşlanmadığını” belirtmiş. (Edebiyatçı adamın hali başka, söverken bile kibar; centilmenlik ondan sonra ölmüş valla) Bu konu üzerine birçok akademisyenin ve araştırmacının aslında oldukça fazla miktarda bulgusu ve tezi mevcut. Fakat gel gelelim en bilindik sebeplerden biri olan bu İngiltere’nin köklerinden uzaklaşma meselesi, Tolkien’ı kendi edebiyatının Kelimelerin Adamı’ndan soğumasına sebebiyet vermiş. Yine de…

Yine de diyorum, çünkü burada ilginç bir olay var: Tolkien, Shakespeare’den hoşlanmadığını ve onu bir şekilde aptalca bulduğunu belirtse de, ister istemez bu şairden etkilenmeyi başarmış. Elbette ki bir şeylerden etkilenmemek ya da tamamen sıfır ve tertemiz bir sayfa açtığını hayal ederek ürün ortaya koyduğunu düşünmek düpedüz saçmalığın daniskası; bu nedenle de Tolkien’ın birilerinden etkilenmiş olması hususu o kadar da garip gelmesin siz okurlarımıza. Burada önemli olan nokta, etkilendiği ve eserlerinde bizzat referanslarla yaşattığı kişinin William Shakespeare olması. Tüm olay bu. Ne kadar sevmeseniz de, iyi bir şairin/yazarın iyi yönlerini almanız için size konulan hiçbir engel yok; ki Tolkien’ın da esinlenerek yarattığı o dehşetengiz Orta Dünya’da böyle esintiler görmek hiç de iştah kapatıcı değil doğrusu.

Peki ne dersiniz, tüm bu irrite edici bulunan özelliklerine rağmen, Tolkien’ın referans verircesine Shakespeare’den esinlendiği o dört farklı Macbeth unsuruna bir bakalım mı?

1) Marş Eden Ağaçlar ve Yitip Giden Zalimler

Ent_army

Bu belki de Yüzüklerin Efendisi’nin Macbeth ile olan ilişkisinde bilinen en klişe ögelerinden biridir. Shakespeare’in Macbeth’inde yer alan ve kehanete göre yürümeleriyle birlikte Macbeth’in hükümdarlığının sarsılacağı gerçeğinin temelinde yer alan Birnam Ormanı, aslında hiçbir zaman tam anlamıyla yürüyen ağaçlardan oluşmadı. 

Macbeth’teki üç cadının kehanetleri üzerine kendine kibirli bir yaşam çizgisi çizen trajik kahramanımızın, ölmek ve de iktidarını kaybetmek gibi birtakım korkuları mevcut tiyatro metninde. Bu konuda tam anlamıyla kendi saflığına ve kibrine yenik düşüp cadıların çelişkili sözlerine inanmayı seçen Macbeth, “Birnam Ormanları’nın Dunsinane’e geldiği vakit” yalnızca büyük bir sıkıntıya gireceğini düşünmektedir. Sonuçta ağaçların yürümesi teknik açıdan imkansız bir durum ve Macbeth de buna inanarak kehanete yenik düşüyor tam da burada. Peki Shakespeare’in bu trajedisinde yürüyen ağaçlar nasıl karşımıza çıkıyor? Aslında basit: Macbeth’i tahttan indirebilmek için kaleye doğru marş eden askerlerin, ağaç dallarıyla kendilerini kamufle etmeleri sonucu ortaya çıkan “yürüyen orman” görüntüsü, bu inanışı açıklıyor bir bakıma. Aslında hiçbir zaman kökleri toprağa bağlı olan ağaçlar yürümedi, sadece öyle görünmesi insanlar tarafından sağlandı.

Yürüyen ağaç imajı, Tolkien’ın aklında oldukça iyi yer etmiş olmalı ki, Orta Dünya külliyatında yer verdiği ırklardan biri olan “entler” için böyle bu özelliği uygun görmüş kendisi. Yürüyebilen, konuşabilen ve de savaşabilen bir ırk olarak karşımıza çıkan ent ırkı, bilinen en klişe Shakespeare göndermelerinden biridir. Aynı zamanda entlerin de İki Kule’de Isengard’a doğru yol aldıkları bölümler, Macbeth’in kalesine doğru yol arşınlayan askerlerin birebir kopyası. Her iki eserde de, zalim bir yöneticiyi baştan indirme gibi bir çaba mevcut; biri Saruman iken diğeri Macbeth. E akıbetleri de aynı senaryo ile kesişiyor: Her ikisi de mücadelelerinin sonunda ölen kısım olmayı başarıyor.

1 2
Yazar

Geekyapar'ın yeni editoryal işler amiri. Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.