“Bakınız Amerika. Teknolojisiyle her şeyiyle. 1907’de 361…”

osm1

Bu hafta yaşamakta olduğumuz süreç hakkında beylik laflar etmeyeceğim. İçimde üzüntü de bol, öfke de. Bir o kadar da dehşet içindeyim, ama dehşetim yaşanmakta olanlara değil, geçmişe dair. Bu ülke maden kazası fikriyle  2014’te tanışmadı. İki yüz yıllık resmi/gayriresmi madencilik tarihimizde kazaların kaç aileyi boğazladığını, bizim ise ne kadarını öğrendiğimizi düşünün. Türkiye’de gerekli tüm önlemlerin alınmasını beklemek zaten en büyük fantezilerden biri iken, tüm kazaların kayıt altına alındığına inanmamızı kim bekleyebilir ki?

2010’lu yıllar ile doksan sonrası doğumluların kendi imkanlarıyla politikleşmeye başladığı bir çağa adım attık. Bu kuşağın sosyal medya üzerindeki hakimiyeti, Soma’daki katliam gibi gerçeklerin gündemden düşmemesini sağlıyor. Aynı zamanda geçmiş kuşakların en temel meseleleri de bu genç kitle tarafından yeniden keşfediliyor. Maden kazaları, madencilik, işçi sınıfı gibi kavramlar yakın zamana kadar orta sınıfın gençleri için “marjinal”, “artık sadece kısıtlı bir kitlenin savaşını verdiği”, “modası geçmiş” konular idi. Görülen o ki, bazı sorunlar çözülmeden hiçbir şeyin modası geçmiyor.

Osmanlı'da madenciler
Osmanlı’da madenciler

Bu haftaki okumamız, hayatında artık madenciliği de bir mesele edinmesi gerektiğini düşünenlere gelsin. Bu akşam derin bir nefes aldım ve yazının başında belirttiğim geçmişe dair korkulardan ötürü, Türkiye’de madencilik tarihi hakkında neler okuyabileceğimi soruşturmaya başladım. İlginçtir ki, tarihçi olmayan benim gibi birinin  konu hakkında okuyabileceği kitaplar oldukça kısıtlı. Türkiye’de madenciliğin teknik gelişimi, Osmanlı döneminde madenlerin gayrimüslimler tarafından sahiplenilmesi ya da el değiştirilmesi gibi konular hakkında bir kısım eser bulunabilirken, madencilerin yaşam koşulları hakkında eldeki kaynaklar işçi romanları ve hikaye derlemeleri ile sınırlı. Gene de araştırmacı ruhları besleyecek türden bir çalışma da yok değil, sadece ilk bakışta fark edilmesi biraz zor.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Madenciler ve Devlet: Zonguldak Kömür Havzası, Amerikan tarihçi Donald Quataert’in 2006 yılında yazdığı, 2008 yılında da Boğaziçi Üniversitesi Yayınları tarafından Türkçe yayınlanan son kitabı. 1822-1920 tarihleri arasındaki yüz yıllık dönemi inceleyen araştırma, kara elmasın kuzeydeki memleketinde işlerin eskiden nasıl yürüdüğünü anlatan kapsamlı bir eser.

Akademisyenlik hayatı boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun geçirdiği ekonomik süreçleri ve işçilerin çalışma koşullarını incelemiş olan Quataert, bu araştırmasında öncelikle dönemin madencilik şartlarını anlatıyor. İşin niteliğinin, işçilerin nasıl seçildiğinin ve ücretlerin diğer ülkelerle karşılaştırmalı analizini yapan kitap; maden işçilerinin sosyal hayatlarına, köyleriyle olan ilişkilerine de değiniyor. Kitabın elli sayfalık bir kısmı ise 19 yüzyılda yaşanan maden kazalarına, alınan güvenlik önlemlerine ve kazazedeler hakkındaki hikayelere/ifadelere ayrılmış. Kitabın bu gündemle en ilişkili kısmı aynı zamanda Quataert’i en çok zorlayan kısımlardan,  çünkü Osmanlı Dönemi’nde de kazaların büyük kısmının kaydı tutulmamış.

Untitled

Resmi sayılar göz önüne alındığında, sanayi devriminin bu en ateşli yükseliş yıllarında (“tüm teknolojisiyle, her şeyiyle”) Amerika’da maden kazalarında gerçekleşen ölümlerin sayısı Osmanlı’nın ölümlerinden çok yüksek. Ancak ortada Osmanlı’nın arşivleme sistemine karşı bir güvensizlik olunca bu fark çok da bir anlam ifade etmiyor. Buna rağmen Quataert’in elindeki kayıtlar, belli yıllar özelinde bakıldığında Osmanlı’daki maden ölümlerinin oransal olarak Avrupa ve Amerika’yı katlayabildiğini, kaza sıklığının ise Osmanlı’da diğer ülkelere kıyasla 5 ila 25 kat fazla olduğunu söyleyen sayılara sahip.

Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti üzerine pek çok araştırma yapan ve akademide Donald Paşa olarak da tanınan Donal Quaebert 2011 yılında kansere yenik düştü. Yazarın bu son kapsamlı kitabı şüphesiz konu hakkında araştırma yapan pek çok genç akademisyene önemli bir rehber eser olacak. Halbuki bazı şeylerin geçmişini öğrenme arzusunu barındırmak için ille de tarihçi olmaya gerek yok. İlginiz, fırsatınız olursa Osmanlı İmparatorluğu’nda Madenciler ve Devlet kitabını edinin. Görülen o ki bu tarz kaynak kitaplara önümüzdeki günlerde daha pek çok kez ihtiyaç duyacağız.

Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.