Size de zaman zaman filmlerde hep aynı hikâyeyi izliyormuşuz gibi geliyor mu? Art arda çıkan aynı türde beş tane dizi izlediğinizde mesela, aynı olay örgüsünü farklı bölümlerde anlatan tek bir dizi izliyormuş hissine kapıldınız mı hiç? Hem sadece romantik komediler gibi “Esas oğlan esas kıza âşık olur ve olaylar gelişir” senaryosundan bahsetmiyorum, birkaç istisna, birkaç kült film, birkaç beyin yakan senaryo haricinde, diğer türlerde de yok mu böyle bir şey?

Süper kahramanları düşünelim mi? Bir tane kahramanımız var, kahraman kalıplarının şuradaki önceki yazısında anlattığımız olaylar başına geliyor ve güçlerinin farkına varıyor. Önce güçlerini reddediyor ve bir ufak varoluş krizi yaşıyor. Sonra çoğunlukla bilge bir adam veya sevdiği bir kadının yardımıyla güçlerini kabul ediyor ve iyilik, doğruluk, dürüstlük adına; itlik, puştluk, hergelelik yapanları dövüyor. Arada sırada “Ben kahraman değilim he, adam da öldürürüm, insanları sırtlarından kancalarla duvarlara da asarım” triplerine girenler çıkmıyor değil tabii ama netice olarak yine itleri, puştları, hergeleleri dövmeye varıyoruz.

wolverine

İlla süper kahraman düşünmeyelim mi dediniz? Siz de haklısınız. Alın bu olay örgüsünü, en sevdiğiniz dizilerden birkaç tanesine koyun. Kahramanı doktor yapın, dedektif yapın, yazar yapın. Adam dövmeyi değiştirin, ister hastalıklara tedavi bulmaya, isterseniz de cinayeti işleyeni tespit etmeye çevirin. İtlik, hergelelik yapan insanları, ister kahramanın ailesine zarar vermek isteyen mafya babalarına dönüştürün, ister kıskanç eski sevgililere. Elimizde kalan, aynı şey oluyor.

Sadece olay örgüsü açısından da değil, çekimler, kurgu, seçilen müzik türleri, sahne düzenleri ve bazen karakterlerin mimiklerine kadar aynı şeyleri farklı yerlerde izliyoruz. Yanlış anlamayın, benim bununla ilgili büyük bir sorunum yok. Zaten ‘hikâyesi olmak’ ile ‘hikâye anlatıcılığı’ dediğimiz şeyler arasındaki fark burada devreye giriyor. Her şeyin bir hikâyesi vardır ama çok azı bu hikâyeyi bizi etkileyecek şekilde sunabilir.

Benim bu yazıdaki derdim, tıpkı kahramanlarda olduğu gibi, anlatımlar açısından da bazı kalıpların bulunduğunu söylemek. Tabii, bütün anlatı kalıplarını burada, tek bir yazıda açıklayabileceğimi iddia etmiyorum. Bir tanesiyle yetineceğiz.

Anlatım Kalıpları

Başlıkta anlatım kalıpları dedik diye lütfen “Serim – Düğüm – Çözüm” gibi bir şablon beklemeyin. Bu sıralama illa ki var, yazı yazarken “Giriş – Gelişme – Sonuç” diyoruz. Bahsettiğimiz başka bir şey.

Anlatım kalıplarının ortaya çıkışı da kahraman kalıplarıyla aynı zamanlara, yani 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarına denk geliyor.  Meşhur, çünkü ardı ardına yeni icatların bulunduğu, yeni bilimsel teorilerin geliştirildiği, psikoloji, sosyoloji vb. pek çok disiplinin bilimsel olarak kabul edilip en iyi ilk örneklerini verdiği yüzyıl bu yüzyıl. Ayrıca dünya genelinde siyasal ve sosyal olarak büyük değişimlerin yaşandığı da bir dönem. Bilim, sanayi, teknoloji, sanat, kültür, siyaset, ekonomi; her yandan sistemli ve bugün yaşadığımız düzeni kuran atılımların gerçekleştirildiği bir dönem.

Bütün bu değişmelerin ortasındaki bazı araştırmacılar, kimlik arayışlarının bir sonucu olarak o güne kadar toplumları yetiştiren, büyüten ve besleyen anlatıları da ele alıyorlar. Herkes kendi alanından yaklaşıyor olaya hâliyle. Psikologlar, psikolojik çıkarımlar için; tarihçiler, tarihi bilgilerin algılanış ve aktarılışı için, sosyologlar veya antropologlar ise insanlığın ve toplumların yaşadığı değişmeleri inceleyebilmek için bu metinlere bakıyorlar. Ortaya çıkan tabloda, bu anlatıların hepsinde ortak noktalar bulunuyor. İşte anlatım kalıpları da bu ortak noktaların bir toplamını oluşturuyor.

Axel Olrik

axel olrik

Axel Olrik, anlatılar arasında anlatım bakımından birtakım ortak noktaların olduğunu tespit eden ve bunları bir kalıp şekline dönüştüren araştırmacılardan biri. Olrik’in bağlı olduğu bilimsel ekolün çıkarımlarına göre, dünyadaki bütün kültürel unsurlar, ilk olarak belirli bir yerde ortaya çıkıyor. Sonrasında ise savaşlar, ticaret anlaşmaları, göçler gibi çeşitli yollarla dünyanın her yerine yayılıyorlar. Bu yüzden de birbiriyle hiçbir şekilde bağlantılı olmayan toplumlarda bile aynı inançlar, aynı değerler ve aynı kültürel unsurlar bulunabiliyor. Bu unsurların arasında epik ve fantastik karakterli anlatılar da yer alıyor.

Pek çok anlatıyı inceleyen Danimarkalı araştırmacı diyor ki, herhangi bir kimse uzaktaki bir halkın edebiyatını okuyunca, bu halk hakkında hiçbir şey bilmese bile, hikâyeleri tanıdık bulacaktır. Suya atılan bir taş gibi dalga dalga yayılmışlardır çünkü.

Olrik’in konuyla alakalı bir başka görüşü de insanların arasında süper organik bir bağlantı oluşu. Gözle görülmeyen ama varlığını tecrübe edebileceğimiz bir ortak bilince bağlanıyoruz. Bu ortak bilincin de belirli bir işleyişi var, yüzyıllar boyunca oluşturulmuş belirli kurallar, belirli yaklaşımlar ve algılayış biçimleri var. Bir yerden sonra, zincirleme reaksiyon ile ortak bilincin hikâyeleri, kendi kurallarını kendileri oluşturmaya başlıyorlar. Kısaca ne yaparsak yapalım, bir hikâye anlatmaya başladığımız zaman ister istemez bu ortak bilince bağlanıp, belirli yasaları takip ediyoruz.

Epik Yasalar

axel olrik- books

Halk Anlatılarının Epik Yasaları veya Epik Kanunlar Teorisi isimleriyle de bilinen bu kalıp, 1909 yılında Axel Olrik tarafından geliştirilmiş. Daha doğrusu, Danimarkalı araştırmacı, anlatılar arasındaki ortak noktaları değerlendirip, ilgililere açıklamış.

Her ne kadar Olrik, anlatıları halk edebiyatından seçmiş ve kuramını da bu anlatılar üzerine şekillendirmiş olsa da özellikle popülerde yazılan-çizilen neredeyse her şeyin mitlere, destanlara veya masallara yönelmesi sebebiyle günceldeki ürünler de bu kanunları takip ediyor. Madde madde örnekleyerek gidelim mi, ne dersiniz?

1. Giriş ve Bitiriş Kuralı

Anlatıların belirli bir başlangıç ve bitiş şekli vardır. Birdenbire başlayıp, aniden sona ermezler. Hikâye durağandan coşkunluğa doğru gider, sonra coşkunluktan tekrar durağana doğru seyrederek biter.

Bir sonraki bölüme insanları heyecanlandırmak için olmadık yerlerde biten dizi bölümleri için bu kuralın geçerli olmadığını veya devam filmi gelecek olan yapımların bu kurala uymadığını düşünebilirsiniz. Ancak anlatılan hikâyenin sonu, sezon finali değil, dizinin veya film serisinin bitişidir.

2.Yineleme Kuralı

daenerys targaryen

Benzer durumları anlatmak için her seferinde aynı detayların uzun uzun anlatılması veya filmlere uyarlarsak aynı sahnelerin tekrar tekrar çekilmesi işi zorlaştırır. Dolayısıyla anlatılarda benzer durum ve olaylarda aynı tanımlamalar, sözler ve tasvirler kullanılır.

Steve Rogers’ın üç film sonra benzer bir durumda tekrarladığı “I can do this all day”ini, Sheldon’ın Bazinga’sını, Dr. House’un Vicodin ile ilişkisini, Daenerys Targaryen’ın ne zaman zorda kalsa etrafı ateşe verip küllerin arasından çıplak çıkmasını bu kurala örnek verebiliriz.

3. Üçleme Kuralı

Yineleme kuralıyla bağlantılıdır ama burada yinelen şeyin üç kere olması önemli. Üç kardeş vardır, üç engel vardır, üç aşamalı bir plan gerçekleştirilir vb. gibi. Bu kuralın önemli bir noktası da, çoğunlukla üç kardeşin üçüncü ve en küçüğünün başarıya ulaşması.

Masallardaki üç elmayı filan zaten hepimiz biliyoruz, o yüzden yine daha güncel ürünlere bakalım mı? Harry Potter’da Ölüm’den kurtulan üçüncü ve en küçük Peverell kardeşti, Danerys’in üç ejderhası var, Lannister’lar da üç kardeş. Lannister kardeşlerin en zekisinin de Tyrion, yani en küçük kardeş, olduğunu ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım.

4. Sahnede İkilik Kuralı

Anlatılarda olayların yaşandığı sahnelerde, olayların odak noktasında sadece iki kişi yer alabilir veya sadece bunlar konuşturulur. Geri planda daha fazla kişi varsa bile, silik kalırlar, çok konuşturulmazlar.

Sit-comlarda çok ciddiye alınmamaları vesilesiyle güldürü unsuru olarak kullanılan karakterleri bu kural ışığında değerlendirebiliriz. Çok daha geniş bir karakter kadrosu bulunan eserler örneğinde ise sahnede pek çok kişiyi görürüz ama olaylar genellikle aralarından ikisinin konuşmaları veya karşıtlıkları üzerine şekillenir.

5. Zıtlık Kuralı

batman-joker

Anlatılarda kahramanın karşısında kuvveti ona yakın veya denk bir düşman bulunur veya anlatılarda bulunan iki tip, birbirine zıt tiplerdir.

6. İkizler Kuralı

Hem gerçek ikizlerden, hem de geniş bir bakış açısıyla aynı rolde iki kişiden bahseden bir kural bu. İçinde ikiz karakterlerin bulunduğu her örneği buraya dâhil edebiliyoruz. Aynı rolde iki kişi deyince, kapsamımız daha da genişliyor tabii.

Esas oğlanın meyil verdiği iki kız da girer bu kurala, Azor Ahai olduğu düşünülen iki kahraman da.

7. İlk ve Son Durumun Önemi Kuralı

Anlatılarda bir sahnede bir sürü karakter ve nesne varsa, bunların arasından sadece en önemlisi öne çıkarılır. Asıl vurgulama da genellikle en son gelen kişi üzerinedir.

Örnek olarak bir düğüne son anda gelen davetlileri veya savaşın gidişatını değiştirmek için birdenbire ortaya çıkan destek kuvvetlerini verebiliriz.

8. Anlatımda Tek ve Düz Çizgililik Kuralı

Anlatılarda iki olay karşılaşmaz. Eksik kalan bir olay varsa, geri dönüş yapılmaz. Geçmişte olan bir olayın kesinlikle belirtilmesi gerekiyorsa, kısaca geçirilir. Pek çok yapımda kullanılan flashback sahneleri, tam olarak bu kuralı karşılıyor. Ön planda anlatılan büyük olay dışında bir de yan hikâye anlatılıyorsa eğer bu iki hikâye birbirini destekleyecek yahut tamamlayacak şekilde kurgulanır.

9. Kalıplaştırma Kuralı

friends

Anlatılarda zaman, mekân, olay ve karakterler açısından kalıplaşmış özellikler ve ifadeler bulunur.

Friends’teki çirkin şişman adam, HIMYM’deki Ananas, Yennefer’in leylak ve Bektaşiüzümlü kokusu, Harry Potter’ın kehaneti, Matrix’in beyaz tavşanı, John Wick’in kalemle adam öldürmesi vb. pek çok şeyi buraya alabiliriz.

10. Büyük Tablo Sahnesi Kuralı

Anlatılarda bazı sahnelerde bütün kahramanlar bir araya getirilir ve anlatı doruğa ulaştırılır. Buradaki olaylar hayali, görkemli ve/veya şaşırtıcı olmalıdır. Bu sahne aynı zamanda insanların zihninde kalan en önemli bölümdür.

Kızıl Düğün diyorum, başka da bir şey demiyorum.

11. Anlatı Mantığı Kuralı

inception topaç

Anlatının kendine özgü bir mantığı vardır. Ortaya konulan temaların, konunun ana hatlarını etkilemesi gerekir. Bu mantık doğal dünyanın mantığı ile ölçülemez, anlatının kendi içinde değerlendirilir.

Tardis’in Doktor ve yol arkadaşlarını her nasıl oluyorsa sürekli olayların gerçekleşeceği yere ve zamana götürmesi, Inception’un rüya içindeki rüyaları, Intersteller’daki gelecekten gelen uyarı gibi örnekler, bu kuralı yansıtır.

12. Entrika Birliği Kuralı

Bu kuralı iyi bir şekilde uygulayabilen yapım diğerlerine göre daha az. Çünkü kural, anlatının içindeki entrikaların, sağlam bir şekilde kurgulanmış olmasını ifade ediyor. Böylelikle olaylar, beklenen sonucu veriyorlar.

Günü geçirmek için yazılmış senaryoların, insanın zekâ yaşıyla dalga geçmek için öne atılan fikirlerin veya zaten kendi kendini ciddiye almayan yapımların bu kurala uymasını beklemiyoruz.

13. Epik Birlik Kuralı

Entrika Birliği Kuralı ile bağlantılı olarak, anlatılardaki bütün anlatı unsurlarının olaylar yaratmasıdır.

Bir yerden bir kayıp kardeş çıkıp geliyorsa, olaylar bu kardeş üzerine şekillenir. Çehov’un dediği gibi, bir sahnede silah görünüyorsa, o silah patlar.

14. İdeal Epik Birlik Kuralı

doctor who farewell

Anlatı içindeki kahramanlar, aralarındaki ilişkileri aydınlatmak için bir araya toplanırlar.

Küsler barışır, sırlar meydana dökülür, insanların hala-yeğen olduğu ortaya çıkar, kurbanın yakını katille yüzleşir veya Doktor, “Rose Tyler…” diye cümleye başlar vb.

15. Dikkati Baş Kahraman Üzerine Toplama Kuralı

Olaylar baş kahramanın veya başrol oyuncularının çevresinde geçmelidir.

Zannetmiyorum ki bu kuralla çelişen herhangi bir yapım olsun. Belki arada bir iki sahne veya 20 bölümde 1 bölüm olabilir ancak bütüne baktığımızda hikâyeler baş kahramanlarla ilgilidir.

Anlatılar, evrensel düzeyde toplumları anlamak, insanın zihnini ve ürettiklerini anlamlandırmak açısından büyük önem arz ederler. Bu anlatıları doğru şekilde anlayıp gözlemleyebilmek için de tabii pek çok yöntem ortaya atılıyor. Bizim örneğimizde Axel Olrik, Sage ismiyle nitelendirdiği epik karakterli anlatılara yönelik incelemelerde bulunuyor ve toplumların yarattığı anlatılarının birbirlerine olan benzerliğini Epik Yasalar ile açıklamış oluyor.

Elbette her yöntem her ürünü kapsamayabilir, istisnaları ayrı tutuyoruz. Ancak aranızda kurgu hikâyeler yazmaya-çizmeye meraklı olanlarınız varsa Epik Yasalar’a bir göz atsın derim. Zira gerek güncelde gerekse de arka taraflarda kalan güzel hikâyelerin büyük çoğunluğu bu kurallara uyuyor.

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.