“Doğu’da Alp savaşçı demekti; oysa Batı’da karanlık, uçurumlu dağlar…”

sayfa 21

murat-basekim-karanlik-cag

Yazar Murat Başekim’in kitabına biraz vefasızlık suçum var. Mayıs 2016’da yayınlanan eseri ancak Ağustos başı bitirebiliyorum. Araya işler girmeseydi bir solukta bitirecektim oysa. Geç olsun güç olmasın diyor, bu güzel esere elimden gelebilirse hak ettiği eleştiriyi yazıyorum. Bakalım yazı bizi nerelere götürecek.

Yerli fantastik edebiyat takipçileri Başekim’i tanıyor olsa gerek. Hacettepe İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitimini tamamlamış ve edebiyatın gerek çevirmen gerek yazarlık ayağında kalem oynatmış Başekim Türkiye’de okumaktan büyük keyif aldığım nadir fantazya yazarlarından. Beş adet basılı kitabı olan yazarı ilk olarak İletişim Yayınları’ndan çıkan Hayal-et Hikayeleri kitabı ile tanımış, bu kitabı da Geekyapar sayfalarında tanıtmaya çalışmıştım. Daha sonra Demir Dövme Hikayeleri ile bu kitapta başladığı şehir fantezisini devam ettirmiş ve ilgili gözlere yerli edebiyatın en keyifli ve sıradışı kahramanlarından Demir’i kazandırmıştı. Şimdi ise Olasılık Yayınlarından çıkan Karanlık Çağ ile Başekim bizi 776 kışına, bir kılıç ve büyü (ing. Sword and Sorcery) macerasına sürüklüyor.

Avar Türkleri’nin Orta Asya’da efsaneler yazdığı çağ bitmek üzeredir ve Batı’da yükselen Carolus Magnus Şarlman büyük ordusuyla tarihi şekillendirmeye hazırlanmaktadır. Kavminin çöküşü yaklaşırken ömrünün ellinci yılını tamamlayan savaşçı Alp Çungar gençliğini yitirmekte olmanın idrakıyla ciddi bir krize kendini hapsetmiştir. Kavmin ve Çungar’ın yaşlılık dolu günleri bir gün Emevi elçi Asaf’ın yanında getirdiği küçük orduyla çıkagelmesi ile yeni bir hikayeye yelken açar. Emeviler Şarlman’ın yükselişini engellemek için Avarlarla bir antlaşma yapmak ve iki yüz kişilik karma bir ordu ile Frank köylerini yağmalamak istemektedirler.

Bu karma ordunun da deneyimli ve farklı dillere hakim bir savaşçı eşliğinde kumanda edilmesi gerekmektedir. Asabiyetinden ötürü kavminde artık tepki toplayan Çungar bu sebeple bu mevki altında Batı’yı yağmalama göreviyle sürgün edilir. Çungar bu işi sevmemektedir. Vatanından bu yaşta ayrılma zorunluluğu bir yana, Emevilerin gönderdiği genç elçi Asaf’ın karakterinden hiç hazzetmemekte, ve onu şüpheli bulmaktadır. Kısa sürede yolculuk başlar ve sayfalar geçtikçe görülür ki Çungar’ın şüpheleri boşuna değildir; Emevilerin gerçekten gizli bir planı vardır. Elçi Asaf’ın amacı köy yağmalamaktan çok öte, dünyanın dengesini, hatta gramerini değiştirecek niteliktedir.

nL4bCttN

Bir Türk savaşçı üzerine macera yazmak zorlu bir iş. Yerli popüler kültürün bu konudaki başarıları temel olarak Malkoçoğlu/Karaoğlan türevleri üzerinden yürür, temelde milliyetçi duygulara seslenmeyi amaçlar. Yazar bunu amaçlamasa bile kolektif bilincin okuru götüreceği yer ister istemez orasıdır. Murat Başekim’in tarih ve çeşitli mitolojiler üzerindeki hakimiyeti ise bize daha farklı bir kapı açmayı başarıyor. Başekim gelenek olarak bu ekolü değil tamamen bir zamanların Weird Tales’i ile öne çıkan Kılıç ve Büyü öykülerini hedef alıyor.

Hatta spesifik olursak elimizde yerli bir Conan denemesi bile var diyebiliriz (Kitabın ilk sayfasındaki harita bunu net bir şekilde gösterir nitelikte). Ancak Başekim’in karakteri Alp Çungar Conan gibi bir yarı tanrı değil. Yaşlılığı onu ister istemez buruk kılıyor. Zaafları ve özlemleri onu tanrılıktan insanlığa getirir cinsten. Bu sebeple Asaf’ın gençlik üzerine durmak bilmez tacizlerine maruz kalıyor ve kılıcının yanında zihniyle de savaşmaya alışması gerekiyor.

Karanlık Çağ’ın asıl ilginç ve Başekim’e özgü olduğunu gösteren kısmı ise Batı ile Doğu arasında sıkışıp kalmış buruk Türk kimliği. Yazarın bu fikri meselesi ettiğini diğer kitaplarına göz atmış olanlar görecektir. Hayal-et Hikayeleri ve Demir Dövme Hikayeleri’nde başı binbir türlüü beladan kurtulmayan Demir de Almanya’da yaşayan ve bir gün eliine geçen Malleus Maleficarum ile cadı avcılığına başlayan bir gurbetçi Türk idi. Onun yaşadığı kültür şoku daha kara mizah tonu ile Doğu/Batı çatışmasını işlerken Karanlık Çağ’da daha melankolik bir yapı söz konusu.

Kitap her ne kadar ilk başta işin Doğu ayağını tekin olmayan bir düşman olarak gösterse de zamanla Çungar’ın Asaf ile kurduğu bağ bir şekilde sempati kurulabilir bir hal alıyor. İlerleyen kısımlarda gruba Frank şövalye Ronald’ın da eklenmesiyle kitap macera takımını ustalıkla kuruyor. Sonlara doğru ekibe bir kadın şeytanın bile eklenmesi durumu var. Yaratılan uyumun çok zeki olduğunu belirtmek gerek.

Şahsen şehir fantezisini daha çok sevdiğimden Başekim’den sonunu muğlak bıraktığı Demir Dövme Hikayeleri’nin devamını arzuluyordum, ancak tarihi bir kurgu okumak benim için de yeni bir deneyim oldu. Lafı çok uzatmaya hacet yok, Karanlık Çağ’ın tek eksiği kendini duyurmayı başaramaması. Türü yabancı örneklerinden hiçbir eksiği olmayan bu kitabı tüm meraklılarına tavsiye ederim. Dönemi yansıtmak için gösterilen çaba takdir edilesi.

Yazara zihnime “sebat” gibi güzel bir sözcüğü itinayla kazıdığı için ilaveten teşekkür ederim.

Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.