Dönem dizilerinde kalite göstergelerinden bir tanesi, geçtiği dönemi gerçekçi biçimde yansıtması. Marvelous Mrs. Maisel, hali hazırda görsel olarak bu kriterden beş yıldızı kaptı. İçerik olarak da aynı başarıyı yakaladığı aşikar. Fakat sene 2019, neredeyse tüm dönem dizileri bu kriterlerden geçiyor. Öne çıkmak için bir adım öteye gitmek, spesifik bir konuyu o dönemin şartlarına göre ele almak gerekiyor. Mad Men reklamcılık dünyasının kapılarını açtı; The Crown, bizi İngiliz kraliyet ailesinin evine misafir etti. Marvelous Mrs. Maisel’ın uzman olduğu konu ise, tahmin edeceğiniz üzere stand-up komedi. 

Hızlı replikler ve renkli karakterleri bir kenara ayırdığımızda, Marvelous Mrs Maisel, stand-up dünyasının 1950’lerdeki belgeseli gibi. Diziye bir stand-up aşığı gözüyle baktığımda, hem farklı üslupların hem de zaman içinde değişen ve genişleyen materyal dağarcığının farkına varıyorum ve bu inanılmaz hoşuma gidiyor. Özellikle de ofansif ve riskli komedinin bir zamanlar olduğu yeri görmek gerçekten ilgi çekici. 

Acı Biber Tadında Mizah

Who-Plays-Lenny-Bruce-Marvelous-Mrs-Maisel

Sivri ve ofansif mizah, biraz anekdot biraz da kişiliğin birleşimidir. Komedyen kendi başından geçenleri ve gözlemlerini anlatır, içine bakış açısını genellikle tartışma yaratacak bir biçimde ekler. Bu tip komedyenlerin amacı gündem yaratmaktır, konuşulmayanı konuşmak, konuşulanı da hiç olmadığı bir biçimde ele almaktır. Haliyle gözlemlerinin güldürü değeri kadar şok değeri de vardır, çünkü gündem yaratmak ve risk almak bunu gerektirir. İnsanlar komedyenin gözlemlerini doğru kabul etmez veya etmek istemezler, bu da şakanın popülerleşmesine yol açar. Marvelous Mrs Maisel da ofansif mizahı kendi stand-up ekosisteminde merkeze koyuyor, ne de olsa dizide en sık gördüğümüz iki komedyenin şakaları hep buradan geliyor. Bahsettiğim kişiler nâm-ı diğer Mrs.Maisel ve Lenny Bruce’tan başkası değil. 

Riski seven komedyenler genellikle kendi yaşadıkları konulardan yola çıkarlar, materyalleri anektodal ve gözleme dayalıdır. Midge’in bu konuda başarılı olması zaten kaçınılmaz, hayatı 1950’lerin riskli materyalleriyle dolu: Zengin bir Yahudi ailesinin şımarık kızı, hayatında yaşadığı ilk zorluk ise boşanmak. Hayatını değiştiren bu tecrübeden sonra gözlerini açıyor ve yaşadığı her olayı güldürü malzemesine dönüştürüyor. 

Örneğin annesinin ve kendisinin mükemmeliyetçi bir şekilde feminen olması ve kocasının kendisini yaşça genç bir kadın için bırakması gibi problemleri alıyor, zamanın kadın ve erkek rolleri üzerine yorumlamaya dönüştürüyor. Hayatında ilk kez çalışmaya başladığı zaman ailesinin tepkisi büyük oluyor, Midge de bunu şovuna katıyor. Şehirde bir protesto gördüğünde Midge alıyor mikrofonu alıyor, bu sefer mizahından çok tepkisini ortaya koyuyor. Midge’in başına gelen her şey, mikrofonun arkasında durması için bir sebep

3jafljpz0yezjqiqxlfniuovdnhig5nr14dwnsomnjrizipqdvu9vndpccqmakpu

Midge’in mizahı seyircinin tepkisinden besleniyor, esprilerinin şaşırtma unsuru ile güldürü unsuru neredeyse eşit. Bunun bir sebebi yukarıda bahsettiğim gibi anekdotlarının içeriği. Bir diğer sebep ise üslubu. Midge’in söylediği içerik kadar, esprilerin “punchline”ları da zamanına göre çok sivri. Midge’in sivrilik spektrumunun en hafif hali, mükemmel ev hanımı kalıbından çıkıp “erkeksi” cümleler kurması, bu da 1950’lerde kadın kalıbına epey aykırı. En ağır halinde de Midge basıyor küfrü. Küfür dediysem de, günümüzde herhangi bir komedyenden duyacağınız seviyede, hatta belki daha bile hafif. Her ne kadar dışarıdan kibar ve mükemmel ev hanımı gibi gözükse de, kişiliği el vermiyor. “Çok dertliyim, kocam beni aldattı evim dağıldı” demiyor da “Göğüslerim de güzel bence, kim eve bunlara gelmek istemez ki?” diyor. “Bu aralar hayatım kötüye gidiyor” demek yerine aşağıdaki espriyi patlatıyor, sonuç olarak da birçok kez polis tarafından karakola götürülüyor.

“Come back next week, when my grandmother steals my pearls and f**ks my boyfriend” 

“Gelecek hafta anneannemin incilerimi çalıp erkek arkadaşımı becermesi hakkında konuşacağız.”

Evet yanlış okumadınız, bu dizinin dünyasında stand-up şovundan sonra karakola götürülmek denen bir gerçek var. Bu, dizi için yaratılan bir olgu kesinlikle değil. Yirminci yüzyılın ortasında Amerika gayet gaddar bir yerdi, ‘halkın huzuruna uygunsuz’ şeyler söylemek ve genelin dışında davranmak, karakol ve duruşma demekti. Düşünsenize, insanlar ağzından çıkan cümleler için karakolluk oluyorlar(!). 1950’lerin sonuna doğru karakola götürülmesiyle ünlenen komedyen, dizideki karakterlerden de biri olan Lenny Bruce.

Lenny-Bruce-searched-3000-3x2gty-597ead48aad52b0010372c5a

Bizim dünyamızda da gerçek bir komedyen olan Bruce, çağının ilerisindeydi. İnsanların ifade özgürlüğünün “genel ahlak” ve “devlet iyiliği” için kısıtlandığı bir zamanda, hem ofansif mizahı hem de kaba diliyle ünlüydü. Günümüzde +18 deyip geçebileceğimiz kelimeler için sıkça karakolluk oluyordu, hatta davaya çıkıp hapse girdiği bile oldu. Bugün küfretmek olsa olsa sadece ayıp karşılanırken, “motherf*cker” kelimesini tiksindirici derecede cinsel bulan bir mahkemeyle karşı karşıyaydı. Üslubuyla birlikte konusu da sivriydi. İnsandan devlete, Yahudilerden Katoliklere, kadından erkeğe espri malzemesi yapmadığı kişi kalmazdı. İfade özgürlüğüne sonuna kadar inanır, konuşulması gerektiğini düşündüğü konuları konuşmaktan çekinmezdi. 

Onlarca komedyen arasından Midge’in, Lenny Bruce ile yeni yetme – idol ilişkisi kurması, Midge için çok önemli. Kendini bulması gerektiği bir dönemde Bruce, Midge’e içinden geleni söylemeyi öğretiyor. Kimse Midge’i güzel bir kadından fazlası olarak görmezken Bruce ona inanıyor, bu kadar büyük bir komedyenden aldığı destek de ilerlemesi için Midge’e gerekli yakıtı sağlıyor. Midge’e kendi mizahını oluşturmasında büyük katkılar sağlıyor. 

Mizah, Risktir

Bruce, hiçbir zaman özür dilemez aksine küfürlü kelimeleri cinsel bulanların sorunun kendisi olduğunu dile getirmekten çekinmezdi. Bilet alıp beni izlemeye gelmiş insanlarla sahneye çıkıp konuşamıyorsam ifade özgürlüğü yoktur derdi, haklıydı da. Televizyona da çıkardı ama orada etmezdi küfrünü, gider bilet sattığı şovlarında içinden geldiği gibi konuşurdu. Üç kez davalık oldu, sadece üçüncüsünde “kaba ve tiksindirici dil” kullanmaktan hapse girdi. Trajik bir şekilde, 1966 yılında vefat ettikten sonra, onun yaşadığı zorlukları başka komedyenler yaşamasın diye ifade özgürlüğü konusunda çok emek verildi.

İyi yapılan mizah, zeka ve iyi gözlem gerektirir. Biraz da yürek gerektirir, çünkü insan hep en çok en gülmemesi gereken şeye güler. Cinsel tatminden tutun ırk konularına kadar hep en tehlikeli espri, güldürüsü ve şok etkisi en yüksek olanlardır. Fark ettiyseniz günümüzde en meşhur olan komedyenler, güldürürken düşündüren yani bir nevi Nasrettin Hocalık yapan, bunu yaparken de kendi ortodoks görüşlerini araya sıkıştıranlar. Bildiniz işte, Gervais’inden tutun Chappelle’ine kadar, risk almaktan kaçınmayan komedyenler en çok sevilenler. 

Gerçi şimdiki komedyenlerin de dertleri başından aşkın. Lenny Bruce mizahı için hapse girerdi, şimdiki komedyenler halktan linç yiyorlar. Birinin ifade özgürlüğü yasalarla kısıtlandı, şimdikilerin ise hassasiyet ile. Lenny Bruce yılmadı, şimdiki komedyenlerin de yılmaya niyeti yok. Olmasın da zaten. Komedyenler konuşmaktan korkarsa, işte o zaman ifade özgürlüğü elden gitmiş demektir.

Yazar

Dizi bağımlısı bir beyaz yakalı. Esprileri komik diyebiliriz, bugüne kadar bir tek müdürünü güldüremedi. Kedisine çekmiş, en büyük zevki miskin miskin yatmak. Kendisi ve kedisini sosyal medyada bulabilirsiniz. @asliozkeles

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.