hayalet1

Takip edenleri iyi bilir, Türkiye yazınında korku ve fantezi türlerinin boynu büküktür. Peki bunun ardındaki sebep ne? Fantezi yetilerimizi değerlendirmek güç ama korkunun hasını yaşayan bir toplumuz halbuki. Arka sokaklardan, yabancılardan, kendi mahallelimizden, gözlerini bize dikmiş küçük çocuktan, bizi korumakla yükümlü polisten, devletten, Tanrı’dan, kısaca her şeyden korkarız biz. Türkiye’de ömür tüketmenin en sızılı yanı, korkmamanın gerizekalılık sayıldığı bir algının zihnimize işlenmesi olsa gerek. Peki edebiyatta ya da sinemada “korku” dendiğinde neden tıkanıp kalıyoruz? Cevabı bilen söylesin.

Yazar Murat Başekim elini taşın altına koyan ve yerelde bodur kalmış fantastik korku türünde eserler vermeye çabalayan bir isim (Kendisinin de belirttiği üzere soyisminin ortasında “H” harfi yok, dikkatinizden kaçmasın). Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olan yazarın ilk kitabı 2012 yılında İletişim yayınları’ndan basılan ve geç Osmanlı Dönemi’nde geçen karanlık fantezi hikâyelerini içeren DG olmuştu. İlk romanı İskit ise 2014 yılında raflarda yerini aldı. Türkiye Bilişim Derneği’nin Bilimkurgu Öyküleri Yarışması’nda iki kez üst üste birincilik edindiğini de belirterek Başekim’in Türkiye’deki tür edebiyatçılığı konusunda yoğun emek sarf etmiş biri olduğunu söyleyebiliriz. Yazarın ikinci hikâye kitabı Hayal-et Hikâyeleri de, adından tahmin edilebileceği üzere korku edebiyatının paslı kapısını aralayan, bu sırada yarattığı gıcırtıyla sizi tekinsiz bir ruh haline sürüklemeyi iyi başaran bir eser.

Murat Başekim, doğaüstü temalar üzerine kurulu on üç hikâyeyi barındıran Hayal-Et Hikâyeleri’nde Anadolu’ya özgün, otantik bir gotik ton yakalamayı hedefliyor. Gotik/grotesk fantezi edebiyatını yerelleştirmek, ülkemizde bu işe baş koyan hemen herkesin denediği, ancak çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanan bir hamle. Başekim’i tanımıyorsanız edebiyatımızdaki geçmiş başarısızlıkların sizde kitaba yönelik bir ön yargı yaratması çok muhtemel. Ancak özellikle Deli Gücük kitap ve çizgi roman projelerinden yazarın bu konuda belli başlı sınavları verdiğini biliyoruz. Bu referansla  okumaya başladığımızda Hayal-et Hikâyeleri’nin umutlarımızı boşa çıkarmadığını söylemek gerek. Özellikle kitabın giriş hikâyesi Malleus Maleficarum, sizi daha ilk sayfalarından tavlamayı başaran bir anlatıma ve öykü örgüsüne sahip. Malleus Maleficarum, Almanya’ya göç etmiş Demir’in başından geçen doğaüstü olayları konu alan üç hikâyenin birincisi. Demir’in diğer iki hikâyesi, kitabın ortası (Malleus Hæreticarum) ile sonunda (Demir) yer alıyor. Bu üç hikâyenin kitabın nabzını belirlediğini (pacemaker) söyleyebiliriz. Demir’in Stuttgart Ormanları’nda başlayıp Anadolu’ya, oradan da Orta Asya’ya uzanan macerası, Hayal-et Hikâyeleri’nin gotiği yerelleştirme/doğululaştırma çabasının en başarılı örnekleri.

hayalet2

Kitabın diğer hikâyelerinin de tematik olarak büyük bir çeşitlilik gösterdiğini söylemek gerek. Bir huzur evi hademesinin nasıl şeytanla anlaşma yapmaya karar verdiği, genç bir üniversite öğrencisinin nasıl kendi burcunu ezoterik bir ameliyatla değiştirdiği ya da ölümü kavrayabilmek için dünyayı dolaşıp rastgeldikleri tüm cenaze törenlerini inceleyen bir doktorla hastasının bu süreçte neler yaşadıkları Hayal-et Hikâyeleri’nin sayfalarında bizlere sunulan gizemlerin sadece bir kısmı. Oldukça akıcı bir anlatıma sahip bu hikâyeler, anlatımın bazı noktalarında oldukça sinematik bir tona da bürünebiliyor. Bu durumun arkasında şüphesiz Murat Başekim’in çizgi roman-senaristliği de yapıyor olması var. Yazarın çizgi romancı bir ekolü bünyesinde barındırması hikâyelere çok dinamik bir yapı kazandırıyor; paragraflar arasında gerçekleşen, okuru yormayan, bilakis sürükleyiciliği besleyen geçişlerimiz bolca mevcut. Buna ek olarak özellikle yukarıda bahsi geçen Gurbetçi Demir hikâyelerinde yoğun bir şekilde tecrübe edilen aksiyon kısımları (Demir’in cadılarla ya da kurt adamlarla boğuşması) gene yazarın çizgi romancı arkaplanının başarılı yansımaları.

İletişim Yayınları’ndan geçtiğimiz aylarda çıkan Hayal-et Hikâyeleri, özellikle fantastik yazına ilgili genç yazar adaylarına yol gösterebilecek, okuması oldukça keyifli bir eser. Kitabın farklı uzunluklardaki ve birbirinden oldukça farklı konulara değinen hikâyeleri, edebiyatımızın fantastik kulvarda elini korkak alıştırmaması gerektiğini gösteriyor. Cadılar, lanetli ruhlar, kurtadamlar ya da diğer anglosakson korku motifleri, Murat Başekim’in gösterdiği üzere belli ki yerli gotiğimize o kadar da uyumsuz şeyler değilmiş. Mevzu neyi nasıl işleyeceğini bilmekle alakalı. Başekim bu girdiği yolda ilerlemeye devam eder ve özellikle bu kitabındaki Gurbetçi Demir karakterinin daha da üzerine gitmeye karar verirse korku edebiyatımızda bazı kıvılcımlar çakabilir, okurları hiç beklemedikleri düşünsel süreçlere sürükleyebilir.

Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.