Hepimizin bol bol sıkıldığı ve streslendiği şu dönemde kafamızı dağıtabilmek adına yapabileceğimiz en değerli aktivitelerden biri: müzik dinlemek! Gerek yeni tarzlar keşfetmek gerekse klasikleri yeniden ziyaret etmek olsun, farklı farklı şarkılar dinlemek lazım.

Yalnız kendi adıma konuşmak gerekirse, özellikle bugünlerde oturup punk albümleri dinlemek ayrı bir güzel geliyor. Ben de böyle stres atıyorum, oturup önüme gelen tüm klasik punk albümlerini tek tek dinliyerek yani. Bazılarını o kadar seviyorum ki birileriyle paylaşmazsam sakin kalamıyorum, elim ayağım titriyor. Bu yüzden bugün size punk dendiğinde akla gelen en değerli albümlerden benim de çok sevdiğim dört tanesini toplayıp geldim. Biraz hikâyelerinden, biraz şarkılarından, biraz da grubun kendisinden bahsedeceğim. Var mısınız?

The Ramones, Ramones (1976)

The Ramones’in ilk albümü olan Ramones, punk gruplarına yakışır bir şekilde çıktığı gibi başarıya ulaşamayan albümlerden. Dinleyenlerin ve eleştirmenlerin de pozitif yaklaşmasına rağmen Billboard 200’de yalnızca 111.sıraya yükselebildi. Neyse ki değeri sonradan anlaşıldı. Şu an durum bundan çok farklı: Punk dinleyip The Ramones sevmeyen pek fazla kişi bulamazsınız artık.

Hani punk müzik dendiğinde akla gelen düşük bütçeli bir estetik vardır ya, bu albüm direkt o işte. Bütçe çok düşük, öyle ki albüm için sadece altı bin dört yüz dolar harcanıyor. Hatta zaman geçtikçe efsanevileşen albüm kapağı bile zamanında oldu-bittiye getiriliyor. Yine bütçe sıkıntısından dolayı stüdyoda da çok vakit geçiremiyorlar. Vokaller yalnızca dört günde, enstrümanlar ise üç günde kaydediliyor. Çok ilginç değil mi? Sadece bir haftada kaydedilen bu düşük bütçeli albümün bu kadar etkileyici olmasını kendilerinin de beklediğini zannetmiyorum. Ah, iyi ki var, iyi ki kaydedilmiş, iyi ki böyle bir hazineye sahibiz!

Sex Pistols, Never Mind The Bollocks (1977)

Sex Pistols’un ilk ve tek stüdyo albümü olan Never Mind The Bollocks, Here’s The Sex Pistols baktığınız her oynatma listesinde bulabileceğiniz türden şarkılar içeren bir albüm. Bu albüm çıkmadan önce Sex Pistols gittikleri kayıt şirketlerinin kapısından kovulan, televizyonlardaki canlı yayınlarda küfreden ve üstüne üstlük İngiltere’nin bazı yerlerinde sahne almaları yasaklanan bir gruptu. Eh, albümün çıkmasıyla adlarını temizlediler demeye getirmiyorum bunu zira albüm çıktıktan sonra da İngiltere’nin en gözde müzik grubu olmadılar. Öyle ki birçok müzik market, bu albümü satmayı kabul etmedi bile. İlginç değil mi? Bunun üzerine farklı hikâyeler görmek mümkün: “Bollocks” kelimesi uygunsuz kabul edilmesine rağmen albümü sansürsüz bir şekilde satmaya devam eden bazı müzik market sahiplerinin polis tarafından gözaltına alınması gibi ilginç olaylar olmuş.

Tüm bu aksaklıklara rağmen Never Mind The Bollocks, çıktığı gibi Birleşik Krallık’ta birinci sıraya yükselen bir albüm. Hatta birinciliğini de bir yıldan uzun süre korumayı başaran, hâlâ da kendini bıkmadan dinleten bir albüm. Bu konuda son sözlerim de şu olsun: Sex Pistols, bu albüm ile punk adına yeni bir sayfa açıp bu tür grupların ciddiye alınmasına vesile olduğu için herkes onlara minnettar. Mükemmel bir albümdür, bayılırsınız.

Black Flag, Damaged (1981)

The Ramones ile hemen hemen aynı kaderi paylaşıyor bu albüm de, Sex Pistols gibi yayınlandığı anda ortalığı ayağa kaldırmıyor yani. Zaten klasiklerden de on yıl sonra çıkmış. Durum böyle olsa da Damaged daha sonradan değeri anlaşılan albümler kervanına er ya da geç katılıyor. Black Flag de bu vesileyle klasik punk grupları arasına adını yazdırmayı başarıyor.

Hâlâ tereddüt etmeden en iyi punk albümlerinden olduğunu söyleyebildiğimize göre ruhunu da yitirmeyen bir albüm demek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Dinlemesi de sevmesi de kolay bir albüm Damaged. Çok güzel, çok efsanevi. Bununla beraber Damaged’den önce yayınlanan, Black Flag’in ilk EP’sini de dinlemenizi tavsiye ederim dostlar: Nervous Breakdown EP adındaki bu kısa iş de punk dendiğinde önerdiğim ilk albümlerden oluyor.

Misfits, Static Age (1996)

Talihsizliklere uğrayan, 1978 yılında kaydedilmiş olmasına rağmen tam yirmi bir yıl sonra yayınlanan bir albüm Static Age. Teknik olarak Misfits’in ilk albümü fakat yayınlandığı tarih yüzünden kronolojik baktığımızda diskografilerinde beşinci sıraya rastlıyor. Üstüne üstlük stüdyodaki zaman kısıtlamaları nedeniyle albümdeki birçok şarkı tek seferde kaydediliyor, tekrar tekrar kayıt almaya vakit bulamıyorlar. On yedi şarkı kaydediliyor, bunlardan on dördü Static Age albümüne girmeye hak kazanıyor. Albümün hazırlıkları bittikten sonra da bu sefer yayınlayacak şirket bulamıyorlar. Sonra bir aksaklık daha çıkıyor, gruptan ayrılanlar oluyor. Böylece bu proje uzun bir süre rafa kaldırılmak zorunda kalıyor. Bu kadar ertelenmesi elbette sevilmesini engellemiyor zira yayınlandıktan sonra Misfits’in en sevilen albümü oluyor, ben de keyifle oturup üzerine yazı yazabiliyorum.

Static Age albümü, Misfits’in genel estetiğini düşündüğümüzde onların tarzı için değerli bir albüm aslında. Zira albümdeki şarkılar Misfits’in marjinalliğini, gerçekten de iddia ettiği gibi horror punk yaptığını gösteriyor. Bu dediklerimi anlamak için sizi Last Caress şarkısının sözlerine davet ediyorum. Korku filmi senaryosu gibi değil mi? İsyankar ve eleştirel punk şarkılardan sonra böylesine tehditkâr parça duymak garip elbette. Şunu da dipnot olarak eklemeliyim ki solistin gruptan ayrılmasıyla Misfits, Last Caress şarkısını önce sansürlüyor, sonra da tümüyle canlı çalmaktan vazgeçiyor. Last Caress bahane canım, Misfits şahane!

Benim son dinlediklerim arasında en sevdiğim punk albümleri işte bunlar, dostlarım. Eğer sizin de bu albümler arasında dinlemedikleriniz varsa bir şans vermenizi öneririm. Kim bilir, belki de yeni şarkılara aşık olur, yeni türler keşfetmiş olursunuz!

Author

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.