Geekyapar’ın 2022 yılı yapımları için yayınladığı Yazı Çağrısı’nı gördüğümde yerimden fırladım. Çünkü bu yılı benim için en anlamlı kılan eserlerden biri olan Stromae imzalı Multitude’u yakın çevreme yeterince övmemişim gibi bir de Geekyapar aracılığıyla doyasıya övebilecektim. Multitude, dokuz senelik verdiği mücadele sürecine bizi ortak etmeyen Stromae’nin kendini anlatma ve hatırlatma projesi. Her kültürden öğeleri içinde barındıran Multitude, bizim gibi kendini arayanlar için enternasyonel bir yol gösterici!

Stromae, 2013 yılında yayınladığı Racine Carrée albümünün ardından belirsiz bir süreliğine müziğe ve yaratım sürecine ara verdiğini açıkladı. Racine Carrée, “Papaoutai”, “Tous les memes” gibi hitleri barındıran, tasarım harikası bir albüm. Kendi Youtube hesabında yayınladığı canlı versiyonuyla birlikte müzikalite olarak harika olan albümünü bir başyapıta dönüştürdüğü kanaatindeyim. Racine Carrée‘de duygusal ve üzücü altyapıları kendine has eğlenceli ve yüksek dans ritimleri ve görsellikle sunan Stromae, Multitude’da müzik altyapılarını da liriklerine uygun dizayn etmiş ve tabii ki onu da muhteşem yapmış.

Albümün ilk şarkısı Santé, 2021’de video klibiyle birlikte yayınlandı. Şarkı ilerleyiş, aks ve ritim olarak önceki şarkılarından izler taşıyordu ve pandemi döneminde çalışan işçileri anlatıyordu. Şarkının klibi, kendisini dünyaya tanıtan şarkı olan Alors on Dance ile benzeşiyordu. Kadehini hiçbir şeye sahip olmayanlar için kaldıran Stromae, uzun süredir onu bekleyen hayranlarıyla buluştu.

Multitude, Stromae’nin dokuz senelik günlüğü gibi. Genel olarak albüm tasarımının dokuz senedir kendini arayan bir sanatçının düşüncelerini anlattığını söyleyebilirim. İnişli çıkışlı, bazen duyarsız bazen duygusal; bazen neşeli bazen de toplumun dışladığı bir hayat kadınının derdini anlatan bir albüm. Multitude’u genellikle gündelik dertlerimin bütün vücudumu sardığı anlarda dinliyorum. Çünkü benim gündelik kaygılarımı öyle içten ve öyle yaratıcı anlatıyor ki bütün vücudumu esir alan anksiyetemi huşuya döndürüyor. Şarkıları tek tek yapısal olarak inceleyip profesyonel ve duygusuz bir yazıya varmak yapmak istemem. Ama günlük gibi dememin sebebini kısaca anlatayım:

İnvainciu ile mücadele etmem gerekenleri anlatan bir marş eşliğinde yola çıkıyorum. La solassitude‘da, hayatımda olması gerekli mi gereksiz mi karar veremediğim insanları ve bunun yorgunluğunu düşünüyorum. Fils de joie‘de yanımdan geçen, hayatını merak ettiğim, belki içten içe korktuğum ve toplum tarafından şehirlerin uç köşelerine yerleştirilmiş insanları hatırlıyorum. Riez‘de yakın çevremdekilerin kapıldığı materyalist hırsları düşünüyorum. Declaration’ın nakaratından sonraki zurnayla çocukluğumda gittiğim düğünlere, çocukluğuma dönüyorum ve genel nostalji hissine kapılıyorum. Yani albüm boyunca standart günlerimin ortalamasında yaşadığım bütün duygular, günlüğümü okurmuşum gibi bana anlatılıyor.

Albümün yayınlanan ikinci şarkısı L’enfer, Stromae’nin kafasındaki, susturamadığı sesleri anlatıyor. Şarkı bizim kültürümüzde çok kullanılan ağıt benzeri bir vokalle başlıyor. Sonrasında Stromae için oldukça sıradan diyebileceğimiz bir piyano riff’i başlıyor. “Sıradan” derken söylemek istediğim efekt olarak klasik, melodik olarak tek düze olması.

Sevgili Stromae “Ces pensées qui me font vivre un enfer” (All these thoughts putting me through hell)
dedikten sonra giren, başta ağıt şeklinde duyduğumuz ama daha sonrasında Stromae’nin kafasındaki sesler olduğunu anladığımız vokaller ve bizi o cehennemde olduğuna inandıran ritimler… Şarkının başından beri kafasının içinde olduğumuz Stromae’nin introda kullandığı suya sabuna dokunmayan, rahatsız etmeyen piyanodan sonra nakaratta ortalık yangın yerine dönüşüyor. Bu öngörülemez ve sağlıksız ruh hâli için şarkının sonunda kendi tanısını koyuyor.

“Tu sais j’ai mûrement réfléchi
Et je sais vraiment pas quoi faire de toi
Justement, réfléchir
C’est bien l’problème avec toi”

(I really don’t to know what to do with you
Considering the issue
That’s exactly what the issue is with you)

İçinde farklı coğrafyalardan, farklı kültürlerden ve farklı seslerden izler taşıyan Multitude kapsayıcılık bakımından çok zengin. Ölen bir hayat kadının arkasından konuşan insanları distopik bir evrende anlatacak kadar cesur (Fils de joie), Uzak Doğu esintili ezgilerle çıkmaz da olan bir ilişkiyi anlatacak kadar gerçek (La solassitude). Bu yıl çıkan çok iyi albümler vardı ama şahsen bu kadar geniş bir albüm dinlediğimi hatırlamıyorum.

Paul Van Haver’e çok saygılarımızı ve minnetlerimizi ileterek diyoruz ki “Sevgili Maestro, lütfen bir daha bu kadar süreliğine bizi kendinden ayırma!

Yazan: Fırat Çelik

Yazar

Geekyapar okurları Yazı Çağrısı altında toplaşıyor, belirlenen konularda kalem coşturuyor. Sen de parçası olmak istiyorsan, duyuruları takip et!

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.