Bu bitmiş bir aşkın ve eski sevgiliye duyulan bir özlemin hikayesidir…

1997 yılında bilgisayar sahibi olduktan sonra ilk oynadığım oyunlardan biri Starcraft olmuştu. Yine yakın tarihlerde geriye dönük olarak Diablo’ya da başlamıştım, bu yüzden Warcraft ve Warcraft 2’yi hiç denemediğimi itiraf etmem gerekir. Yine de, “efsane” dediğim ilk oyunların altında hep Blizzard imzası vardı.

Starcraft’ı uzunca süreler oynayıp, Diablo’da da epey zaman geçirdikten sonra her yeri saran Diablo 2 haberleri bana ve yakın arkadaşlarıma da gelmeye başlamıştı. Oyun çıkar çıkmaz da Diablo 2’ye resmen saldırdık, oyun bizi hiç de aç bırakmadı doğrusu. Updateler, eklenen yeni eşyalar, sonradan gelen expansion derken kendimizi çok uzun süreler boyunca Diablo 2’yi oynarken bulmuştuk.

Dünya’da bundan daha güzel bir resim olamazdı!

Warcraft 3 haberleri gelmeye başladığında ise resmen kafayı yiyorduk. “Starcraft gibi ama Diablo benzeri, kahramanlar üzerine kurulu, elfli cüceli fantastik oyun!” Aboooo bu nasıl bir şey olabilirdi böyle? Daha oyun çıkmadan arkadaşlarımla ırkları paylaşmıştık bile. Mesela Night Elflerle ben ustalaşacaktım! Ünitelerini, zayıflıklarını haber verdikleri anda hemen öğreniyor, kafamda oynamaya başlıyordum bile!

Tahmin ettiğimiz gibi Warcraft 3 ve expansion paketi olan Frozen Throne da hayatımızdan önemli saatleri götürmüştü. Tam o tarihlerde ise esas bombaanın haberleri gelmeye başladı;

“Ultima Online gibi mesleklerin de olduğu bir açık dünya MMORPG olacak, grafikler ve hikayesi Warcraft evreninden temel mekanikleri Diablo’dan gelecek bir oyun çıkıyor!”

Yok artık, böyle bir oyun Dünya üzerinde olamazdı ki! Basbaya hayaldi bu, evet öyle olmalıydı. Ancak öyle olmadı. World of Warcraft nihayet piyasaya çıktığında gördüm ki hayal ettiğimden bile daha iyiydi. Bir de o sinematikteki Ironforge’u izleyen hunter cüce yokmuydu, o anda seve seve ölebilirdim. Hele ki RP serverları cennetten bile güzeldi. İnsanlar karakaterlerini yaşayarak oynuyorlardı, en azından büyük kısmı…

Git bu cüce ile kardeş ol, ömür boyu Ironforge ya da Loch Modan’da yaşa! Vallahi ben varım…

Fakat ne olduysa o aralar bir şeyler değişmeye başladı. Esasında bu değişimin ilk sinyallerini Warcraft modu olan DOTA ile hissetmiş ancak tam olarak anlamamıştım. World of Warcraft ile zaman ilerlemeye devam ettikçe, Blizzard’ın hayran kitlesi katlanarak artıyordu ve bu hayranların beklentileri de farklılaşmaya başlıyordu.

WoW expansion paketleri çıkmaya devam ettikçe, her ne kadar yine her şey harika görünse de oyuncular ve istekleri değişmişti. Artık en başından bu yana benim için anlamı “görevler, hikayeler, karakterler, atmosfer” olan Blizzard, “birbirini yenme, puan toplama, sıralamada yükselme, daha baba eşyalara kasma, en kısa sürede level atlama, saatler yerine aylarını harcama” gibi farklı konulara iyiden iyiye ağırlığını vermeye ve oyuncudan gittikçe daha fazla vaktini talep etmeye başladı.

Evet hala harika hikayeler, karakterler ve atmosfer sunuyorlardı ancak oyunlarının ve ek paketlerinin hedef kitlesi “yenecem, biriktirecem, her gece saat 20-23 arası online olup aynı zindana beşbininci kez girip o eşyayı düşürecem” diye düşünen oyuncular olmaya başlıyordu. Haydi arada ben de oraya gideyim dediğinizde “olmaz” diyorlardı, “gear score düşük sen gelemezsin”. Ama oraya gelemediğim için gear score düşük kalıyordu zaten, oynayışımla aradaki farkı zaten fazlasıyla kapatıyordum ki! Ama istiyorlardı eşim, işim, başka hobim olmasın, günde şu kadar saat, üç yıl boyunca her gün sadece Wow oynayayım. Artık fazla talepkar bir sevgili olmaya başlamıştı.

İşte kötü günlerin başladığı zamanlar…

Bu sebeple, zaman içinde Wow’dan kopmaya başladım. Yeni paketler çıkınca alıyor, bir kaç ay oynuyor, questleri ve yeni bölgeleri görüyor fakat o oyuncu döngüsünün içine çekilmeye başladığımı hissettiğimde aylık ödememi yapmıyor ve tekrar Blizzard’dan uzaklaşıyordum.

Wow’la ilişkimiz bir şekilde fırtınalı da olsa ilerliyordu. Nihayetinde büyük bekleyiş sona erip Starcraft 2: Wings of Liberty çıktığında umutlarım tazeydi. Her şey eskisi gibi olacaktı yine… Ama maalesef öyle olmamıştı. Yine güzel hikaye olsa da hemen hemen hiç kimsenin umrunda değildi. En yakın arkadaşlarımdan biri ana hikayeyi hiç oynamadan direkt online maçlara girmeye başlamıştı. Bir diğeri oynamaktan çok, iyi oyuncuların maçlarına ait videoları izleyerek daha fazla zaman geçiriyor, oyuna girdiğinde de bu taktikleri deniyordu. Bu bir kabus olmalıydı! Yakında uyanacaktık buna emindim.

Epey zaman geçse de Diablo 3 nihayet geldiğinde “tamam” dedim, “eskisi gibi olacak artık”. Ancak masumiyet bir kez kaybedilmişti ve ilişkimiz aynı değildi.

Diablo 3’ün ilk dönemlerinde elimden geldiğince çok saatler geçirdim ve bu geçirdiğim saatlerde en iyi yaptığım şey ölmek oldu. Olabildiğince defansif bir monk yapmama rağmen, ortalama 5-6 dakikada bir ölüyordum. Sonra yola devam ediyor tekrar ölüyordum. Bir şeyler atıştırıyor, biraz meyve suyu içiyor yine ölüyordum. Mütemadiyen ölüp duruyordum. Hayır fena oyuncu değildim, ezberbozan farklı taktikler üretebiliyordum, el-göz koordinasyonum da ortalamanın üzerinde iyiydi ama yine de ölüyordum. Hatta oynadığım bütün bilgisayar oyunlarının toplamı kadar sadece Diablo 3’ün ilk dönemlerinde ölmüştüm.

Evet evet biliyoruz…

Blizzard, oyun başında inanılmaz fazla saatler geçiren hayranları olduğunu fark etmiş ve bu adamların sıkılmasını önlemek için çok zor bir oyun yapmıştı. Esasında oyun zor değildi, sadece “o bölümü geçebilmek ya da bir üst zorlukta bitirebilmek için, o eşyayı düşürebilmek için fazladan 120 saat oynamanı” talep ediyordu. Saksıyı istediğin kadar çalıştır, yeterince uzun süreler oynamazsan o zorluğu bitiremiyordun, o parayı toplayamıyor, o eşyalara ulaşamıyordun.

Ayrıca tıpkı WoW’un auction house (açık arttırma) sistemindeki gibi Diablo 3’ün açık arttırmasındaki fiyatlar da korkunçtu. Bilmem kaç milyon golda kılıçlar vardı mesela. Bir hesaplıyordum, hiç ölmeden hiç bir şeyi tamir ettirmeden o parayı biriktirebilmem için 250 saat daha oynamam gerekiyordu. Vay be…

İşte o noktada anlamaya başladım. Artık Blizzard benden hoşlanmıyordu, ilgisi başkalarının üzerindeydi ancak dürüst olayım, benim de eski hislerim yoktu. Gözüm çoktandır başkalarına kaymaya başlamıştı ama bunu kendime itiraf etmiyordum.

Hal vaziyet böyle olunca, Starcraft 2: Heart of Swarm çıkınca almadım! Bunu yüksek sesle söylemek bile garip ama evet almadım ve resmi olarak ayrılmış olduk. Zaten son bir iki WoW pakedini de almamıştım ki! Bir kaç ay sonra oyunu alıp doğruca online maçlara giren arkadaşım “yahu bende bazı şeyler kapalı, sen campaign seversin benim hesaptan girip campaign oynasana açılır o portreler felan” deyince girip onun hesabıyla oyunu bitirdim. Hikaye yine güzeldi ama biz aynı değildik ki…

Sen de hikayen de güzeldi Heart of Swarm ama bu bize yetmedi…

Doğal olarak bir süre sonra çıkan Diablo 3:Reaper of Souls’u da ilk zamanlarında almadım. Aylar sonra başkalarının gazıyla, çok ucuza denk getirip aldım ve eski ateşin yanmasını bekledim. Bir kaç hafta devam etti ancak o kadar. En son demlerinde, her karakterle en aşağı 700-800 saat oynamış bir arkadaşım yanıma girip bana göre gayet efsane görünen itemları atıp “al bunlar eskidi bana yetmiyor sen giyersin” deyince yüzde yüz emin oldum. Artık bitmişti…

Son günlerde Titan’ın ismi duyulurken içimde minnacık bir umut vardı. Ancak geçtiğimiz günlerde hepsi yerle bir oldu. Titan iptal edilmişti ve iki yeni proje vardı. Overwatch, Team Fortress türünde online kapışma, kill yapma, sıralamada yükselme oyunuydu. Heroes of the Storm da Dota türünde, online kapışma, kill yapma, sıralamada yükselme oyunuydu. Ayıp olmasın diye içlerine hikaye koyacaklardı ama o da eski günlerin yad etmek içindi. Artık istedikleri hikaye isteyen değil, birbirini yenmek isteyenlerdi. Öyle olsundu ne yapalım, artık yollarımız sonsuza kadar ayrılmıştı.

Hoş geldiniz ve güle güle…

 

Bu bitmiş bir aşkın hikayesiydi ve eski sevgiliye duyulan bir özlemin… Hoşçakal düşman beldenin yaman güzeli!

 

Yazar

Bık bık bık bık, bık bık : Bık - bık bık bık? Bık - bık bık... Bık - BIK!!! Bık - Bık, bık, bık, bık bık...

4 Yorum

  1. Ben bir kademe daha eskiymişim, Warcraft 1 çıktığında haritaların ne kadar büyük olduğunu, oyunda ne kadar çok yapılacak şey olduğunu görüp gözlerimin kamaştığını hatırlıyorum.

    Sorun Blizzard’da değil. Bizim zamanımızdaki gibi teknik yetersizlikler arasında oyun oynayıp, eksik olan yerleri hayal gücüyle dolduran bir oyuncu kitlesi yok artık. Oyunu ruhu, hissettirdikleri eskisi kadar önemli değil sanki. Sadece kazanayım, daha çok puan alayım, en yükseklere çıkayım beklentisine sahip bir kitle var artık. Blizzard’ın son oyunlarını oynamadım ama onları bu sisteme uydukları için yargılayamıyorum. Sonuçta Starcraft’ı, Warcraft’ı bizler büyüttük ama bu kitle uluslararası bir süperstar haline getirdi.

    PS: Warcraft 3’ün hikaye anlatımının üzerine oyun gelmedi kanımca. O zamanlar Drangonlance’e de yeni başlamıştım, Warcraft oynarken “Resmen interaktif kitap okumak gibi” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Sırf hikayenin devamını merak ettiğim için (adventure değil, RTS yahu bu oyun) sabaha kadar bilgisayar başından kalkamamıştım. “Succeeding you father..” Ne günlerdi…

    http://www.youtube.com/watch?v=8uUVQWaOfg0

  2. alp demirkabız Cevap ver

    blizzard en eski battlenet günlerinden beri competitive oyuncuyu desteklerdi ki. hatta bugün esport alemi bu kadar büyüdüyse en çok emeği geçen stüdyo blizzarddır. her oyununda hem casual oyuncuya hem competitive isteyenine hitap eden bir yanı vardı. sen öbür tarafa fazla takılı kalmışsın(bunun için seni suçlayamam çünkü o hikayeler karakterler aşık olunası hepsi). bunca yılda en az bir oyunda competitive alemlerde şansını denemen gerekirdi. wowda takılmışsın ama şansına en sıkıcı olanı o, mesela starcaftta multiplayer mecralara atılsaydın daha doyurucu olabilirdi senin için.

  3. Çok güzel bire yazı olmuş abi eline sağlık.Kesinlikle bende senin gibi onu bunu bir şeylerde geçmek yerine hikâyesine gömülüp gitmek isteyenlerdenim. Umarım Blizzard kendini düzeltir. O Heroes of the Storm u ilk gördüğümde öyle heyecanlanmıştım ki anlatamam hobaaa dedim süper bir oyun geliyor galiba. Sonra bir baktım anında hevesim kursağımda kaldı bu ne lan Allah kahretmesin dedim Dota – LoL gibi oyunu napayım ben. Direk kapadım valla napacaz bekleyecez elbet bizi de güldürecek bir şey yapacak bu Blizz yani inşallah 😀

  4. Ben sadece Diablo 3 oynadım. eşim ise tüm Blizzard oyunlarını oynar. İlk başta çok çekici gelmişti: hikaye, sinematikler, karakterlerin sesleri, bossların uyandırdığı korku ve beklenti… Ama çabuk geçti. Çünkü önemli olan bunlar değilmiş. En değerli itemi düşürmek için aynı yerde aynı görevi bin kere yapmakmış. Hep daha fazla daha fazla diye 3-5 saat değil 20 saat oynamakmış. Yaz aşkı gibi oldu benim oyun geçmişim. bu yazıyı da bu duygularla okudum.. elinize sağlık

Leave a Reply to Tutku Tuzlu Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.