Stealth Action, ya da kabaca Türkçeleştirmek gerekirse Gizlilik Aksiyon türü, tanımlaması meşakkatli bir janr. Öncelikle, türün tüm oyunları aynı zamanda daha geniş “Action-Adventure / Serüven” janrına da dahil kabul ediliyorlar. Bunun üstüne bir de hemen hemen hepsinin, gizlilik modunu es geçmeyi opsiyon olarak sunduğu gerçeği de var. Tabii artık son zamanlarda hemen hemen her oyun bir opsiyon olarak stealth’i yanında hazır bulunduruyor. GTA, Assassin’s Creed neyse de, iş Zelda’ya kadar bile vardı. İlla ki her oyunun bir “bakalım çaktırmadan ilerleyebilecek misin?” sorusunu sorduğu bir dönemdeyiz.

Ama bize göre bir oyuna stealth oyunu diyebilmek için gerekli bazı kriterler var. Öncelikle, oyunun elinden geldiğince direkt dövüşten caydırmaya çalışıyor olması önemli bir kriter. Yani bir stealth oyununda yakalanmak, tespit edilmek otomatikman game over olmasa da, oyuncuya “üff neyse artık” diye restart attırmak zorundadır. İkinci kriterimiz ise stealth mekaniklerinin sadece birkaç bölüme değil, oyunun geneline yayılmış olması gereksinimi. Yani San Andreas’ın Madd Dogg bölümü, Wind Waker’ın deniz kalesi bölümü gibi sadece bir iki yerde kullanıyorsak eğer stealth mekaniklerini, o oyun stealth action oyunu değildir.

Tamamız değil mi? Kriterlerimiz net? O zaman buyurun listeye geçelim. Şimdiden söyleyelim, ilk iki sırayı kimin alacağını siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz, evet. Ama mühim olan bir numara. Hangisi birinci oldu, görün, bakın, savımızı okuyun, ondan sonra tartışalım. Buyurun!

 

10. Manhunt

Manhunt

Rockstar’ın şiddet pornosu, aslında stüdyonun oyunları arasında ne derece yüksek bir etkileşim olduğunun da ispatıdır. Hani Max Payne 3’ün silah tekerleğini GTA V’te görmüştük, aynı oyunda Red Dead Redemption’ın da random event’leri var diye ilgimizi çekmişti ya? Manhunt’ta da sonradan San Andreas’ta kullanılacak pek çok şey vardı, hedef kilitleme imlecinden, evet, yukarıda bahsettiğimiz stealth mekaniklerine kadar. Oyunun şiddet dozajı yakalanma korkusunu iyiden iyiye tepeye tırmandırmaya yarıyordu. O gerilim de oyun boyunca çıkmıyordu omuzlarınızdan.

 

9. Second Sight

Second Sight

Size geçmişten, sürpriz bir oyunla geldik: Second Sight. Şimdilerde Crytek UK olarak hizmet veren, o dönem ise “TimeSplitters’ı yapan firma” olarak tandığımız Free Radical’ın geliştirdiği, Codemasters’ın dağıttığı Second Sight, stealth oyunları arasında bambaşka bir noktadaydı. Evet, oyunun ana teması psişik güçlerimizdi, fakat bu güçler taarruzdan çok müdafaa için kullanılıyordu. Bu da sizi devamlı defansif düşünmeye itiyordu. Yer yer yapay zeka saçmalayabiliyordu, ama genel olarak Free Radical’ın devam görememiş oyunu kalitesini pek bozmuyordu.

 

8. Dishonored

Dishonored

2012’de resmen yokluktan sene sonu listelerinde boy gösterdiğine inanıyor olabiliriz, ama yine de bu Dishonored’dan çok keyif aldığımız gerçeğini değiştirmiyor. Evet, oyunun diyalogları odun gibiydi (Bethesda çatısında mı problem var nedir?) ve hikayesi klişeden ölüyordu, ama Dishonored’ı kurtaran çok, çok önemli bir mekanik vardı: Blink. Blink resmen stealth oyunlarının en büyük problemini çözmeye programlanmış bir mekanikti. Stealth oyunları keşfe çok fazla izin vermezler, çünkü görünmeden ilerlemek için gitmeniz gereken rota genelde az çok bellidir ve lineer olmazlarsa ipin ucu felaket derecede kaçabilir. Ama Blink sağ olsun, lineer bölümler bile açık dünya gibi geliyordu insana.

 

7. Tenchu: Stealth Assassins

Tenchu

PS1 döneminde piyasaya çıkan Tenchu: Stealth Assassins, stealth türünün miladı kabul edebileceğimiz 1998’in en baba oyunlarındandı. Aynı sene ondan sonra Metal Gear Solid ve Thief: The Dark Project çıktığından insanlar geri dönüp Tenchu’yu pek anmazlar, ama bize sorarsanız, üçüncü boyutta gizliliğin nasıl yapılacağını belirleyen oyunlardan biriydi. Bir de şöyle bir gerçek var, MGS ajan, Thief ise hırsız üzerinden gizlilik mecbur eden bir oyundu. Tamam, bu iki meslek de stealth için çok müsait ama Ninja dediniz mi akan sular da durur be.

 

6. Thief II: The Metal Age

Thief 2

Dedik ya, 1998’deki stealth miladında Thief: The Dark Project çıktı. Fakat bize göre, en iyi Thief oyunu ilki değil, ikincisidir. Oyunlar söz konusu olduğunda devam oyunları sadece iki istikamete giderler, ya ilk oyunun karbon kopyası olur, tat tuz vermezler, ya da ilk oyunun potansiyelini yerleştirdiği fikirleri uygular, kusurları temizler, konsepti adam ederler. The Metal Age bize göre ikinci kategoriye dahil olmuş bir oyundu. Ayrıca belirtmek gerek, Thief belki de ilk defa oyunculara ses tasarımının ne kadar önemli olduğunu gösteren oyun olmuştu. Mükemmeldi oyunun sesleri.

1 2
Author

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

1 Comment

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.