Playdead Studios’un ilk oyunu olan Limbo’yu ben oynamadım fakat ne kadar sevildiğinin farkındaydım. Haliyle önüme, aynı stüdyonun bir diğer oyunu olan INSIDE’ı oynamak için bir fırsat çıktığında da “Amaan, dur bir Limbo oynayayım da seversem bakarım,” falan da demedim. Büyük bir heyecanla kendimi INSIDE’ın karanlık ve klostrofobik atmosferine bıraktım, iki günde oturup bitirdim. Oyun oynarken geçirdiğim en kaliteli vakitlerden birisi olarak gördüğümü fark ettiğimde de hemen bu oyunu İlk Kayıt Noktası’na yazmalı, önüme gelen herkese tavsiye etmeliyim, dedim. İşte, buradayız.

İlk Kayıt Noktası, oyun seçmek için fazla zamanı, oyun satın almak için fazla parası, hem fazla zamanı hem de fazla parası olmayanlar ya da her ikisine de bol bol sahip olup, “oyun almadan önce bir de sizden dinleyelim” diyenler için yaptırılmış bir inceleme hayratıdır. Oyunların incelemeleri kesinlikle objektif değildir. İlk birkaç dakikadan spoilerlar içerebilir.

Özet Geç

Bu oyunda, adını veya neyden kaçtığını bilmediğimiz bir çocuğu takip ediyoruz. Bazen eğlenceli puzzlelar çözerek bazen de gizlilik ve sessizlik içinde, dikkatlice ilerliyoruz. Bizi kovalayan köpeklerden, su altındaki canavarlardan, peşimize takılan polislerden kaçarak gittikçe daha da distopikleşen bir dünyanın içinde yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.

Ne Kadar Uzun?

Tek oturuşta iki saatte bitirebileceğiniz, üç saate kadar yolu olan minik bir oyun INSIDE. Kısacık olmasından mütevellit uzun vakitler harcayabileceğiniz sandbox türü oyunlardan veya sadece hikâyesini minimum yirmi saatte bitirebileceğiniz lineer oyunlardan uzaklaşmak istediğinizde yardımınıza koşuyor.

Neyi Seven Bunu da Sever?

Playdead’in bir diğer oyunu olan Limbo’dan, dediğim gibi, maalesef bihaberim fakat oynanış ve atmosfer olarak çok benzer olduklarını biliyorum. Zaten aynı stüdyodan oldukları için birini sevdiğinizde öbüründen ne beklemeniz gerektiğini anladığınız için INSIDE’ı da seversiniz diye düşünüyorum. Onun dışında, hikâye olarak The Stanley Parable’daki meta-anlatı temalarını INSIDE’da da gördüğümü söyleyebilirim. The Stanley Parable dışında da eğer side-scrolling indie oyunları seviyorsanız INSIDE’ı sevmemek için bir sebebiniz yok.

Neyi Beklemeyin?

Ölmeden sonuna kadar ilerleyebileceğiniz bir oynanış da beklemeyin, üzerine saatlerce kafa yormanız gereken bulmacalar da beklemeyin bence. Bir açıklama da beklemeyin arkadaşlar, bu oyunda birçok şey size açıklanmadan sunulacak. Sonu da dahil, evet.

Oyunda hayvan sevme var mı?*

Hayır, hatta hayvanlardan kaçıp duruyoruz. Bu durum beni de üzdü.

Biraz Daha Detay ve Yorum?

Ben INSIDE’a aşığım. Söyledim işte, bütün kusurlarıyla, atmosferiyle, oynanışıyla, basitliğiyle, ben bu oyuna aşığım. Bazı oyunları bitirdiğimizde çok güzel gelir de üzerine düşündüğümüzde aslında başta düşündüğümüz kadar güzel olmadıklarını fark ederiz ya, benim tecrübemde INSIDE için tam tersi oldu bunun. Oynarken grafiklerinden de mekaniklerinden de keyif almıştım, hiçbir kusur bulmadan oynadım. Fakat oyun bittiğinde sorsanız size “İyi, tatlı oyun,” derdim ve geçerdim. Üzerine düşündükçe INSIDE kadar beni içine çeken başka bir oyun oynamadığımı ve böyle oyunlara çok da sık rastlamadığımı fark ettim.

Aslında beni dünyanın içine hiçbir bilgi vermeden fırlatan oyunlardan pek de hazzetmiyorum. Lakin INSIDE’da böyle olması gerekiyor. Size ne kontroller hakkında bilgi veriyor bu oyun, ne de hikâye hakkında. Kontrolleri o kadar kolay ki size bilgi verilmesine gerek kalmıyor zaten, sadece Mario oynayan birisinin bile anlayabileceği türden kontrollere sahip. Sağ yap, sol yap, zıpla, bir de dokun. Neyin ne olup olmadığını anlamak için de tek yol ölmek. Durum böyle olmasına rağmen ölmek size işkence gibi gelmiyor zira yüklenme ekranları da kayıt noktaları arasındaki mesafe de kısacık. Cezalandırıldığınızı hissetmiyorsunuz oynarken.

Oyunun size hiçbir şey söylememesi bir de yoruma açık olmasını gerektiriyor elbette. Yani, böyle açık uçlu ve ne anlattığı çok da belli olmayan oyunları sever misiniz bilemiyorum ama benim her konuda bir fikri olan ve her şeyi yorumlamaya programlanmış beynim, gayet memnun ayrıldı INSIDE’dan. Bunu da bilerek oyuna girmenizi öneririm diye belirtmek istedim- Oyunun hikâyesinin yoruma açık olması bazılarımız için eksi olabilir çünkü. Oyun bize belli bir hikâye vermiyor değil, sadece bu hikâyeyi anlamlandırma işini karşısındakine bırakıyor.

INSIDE hakkında sevdiğim bir diğer şey de tekrara düşmüyor olması. Yani böylesine kısıtlı bir oyunda yapabileceğiniz pek bir şey -doğal olarak- yoktur fakat INSIDE tadında bırakmasını biliyor. “Bit artık, bit!” diye yakınmadan, “Ne zaman bitecek bu?” diye düşünmeden, “Aynı yerden yirmi defa geçtim” şikâyetini etmeden bir bakıyorsunuz ki oyun bitmiş. Ne, şu an bir oyunun kısacık olmasını mı övüyorum? Kulağa öyle geliyor değil mi? Hayır, yalnızca tadında olmasını övüyorum. Bence hepimizin tadında biten ve yirmi saat sürmeyen minnoş oyunlara ihtiyacı var.

Parasına değer mi?

Steam’de indirimsiz olarak 31 liraya bulabilirsiniz fakat iki saatlik oyuna bu kadar para veremem derseniz indirim beklemenizi öneririm. Playdead oyunlarının fiyatları, Steam indirimlerinde bayağı bir düşüyor. 31 liraya değeceğini söylersem yalan söylemiş olurum ama indirimli fiyatına kesinlikle değiyor.

Sonuç ve Puan: 9/10

2016 yılının Game Awards töreninde En İyi Indie Oyun seçilen INSIDE’a ben de farklı bir gözle bakamıyorum. Kısa olmasını da eleştiremiyorum çünkü böyle kompakt bir oyunun uzatıldığı vakit sakız olacağını ve tekrara düşeceğini düşünüyorum. Bunun yanında bulmacalarının kolaylığı ve yoruma açık hikâye anlatımının herkese hitap etmeyebileceğinin de farkında olduğum için, her ne kadar aşık olduğum bir indie oyun olsa da, bir puan düşüyorum. Bu çizgide daha çok indie oyun oynamak da isterim açıkçası.

*= Bu kısmı çok sevdiğim Twitter sayfası Can You Pet The Dog sayfasından esinlendim. Kendilerini çok seviyoruz ve elimizden geldiğince onları kaynak göstereceğiz.

Yazar

İlk Kayıt Noktası, oyun seçmek için fazla zamanı, oyun satın almak için fazla parası, hem fazla zamanı hem de fazla parası olmayanlar ya da her ikisine de bol bol sahip olup, "oyun almadan önce bir de sizden dinleyelim" diyenler için yaptırılmış bir inceleme hayratıdır. Oyunların incelemeleri kesinlikle objektif değildir. İlk birkaç dakikadan spoilerlar içerebilir.

1 Yorum

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.