Haşin bakışlı miğferlerin dünyasına hoş geldiniz...
Eskiden oyun afişleri daha bir haşin bakıyormuş.

Fallout’u çok seviyorum. Deli gibi seviyorum. Duygularım çok yoğun, kafam çok karışık. Öyle çok seviyorum ki birileri hakkında ileri geri konuşunca gözlerim doluyor, dudaklarım titremeye başlıyor. Piyasadaki tüm oyunlar toplatılsın ve herkes Fallout oynasın istiyorum. Sabahlara kadar supermutantlarla kapışmak, deathclawlara yem olmak istiyorum. RYO’yu da open-world oyunları da sevmeyen bir adamım, ama yeni bir Fallout oyunu elime geçtiğinde gözüm dönüyor, içimdeki Mr. Hyde açığa çıkıveriyor. On dakika oynayayım diyorum, durmuyorum, şu mağaraya da gireceğim, şuradaki notları da okuyacağım derken geceler sabahı buluyor. Bugün iflah olmaz WoW yahut Skyrim oyuncularına hayatlarını neden böyle mahvettiklerini soramıyorsam tek sebebi içimdeki sonsuz ve ara ara patlama yaşayan Fallout krizidir. Aşka yürek gerek anlasana ey geek kardeşim…

Son bir aydır deliler gibi Fallout Tactics: Brotherhood of Steel oynuyorum ve halen yangınım sönmüyor. Bazen mouse’u sol elle kullanmayı, bazen aynı anda iki bilgisayardan oyunu yönetmeyi deniyorum. Elimden gelen türlü zıpırlığı yapıyorum, resmen macera peşindeyim. Oysa hatırlar gibiyim, biz yaşı hafif geçkinler 2001 yılında Fallout Tactics ilk satışa çıktığı vakitler pek bir burun kıvırmıştık Daha doğrusu o dönemin geek abileri beğenmiyor diye biz de beğenmiyorduk, on dört yaşında olunca millet ne oynarsa onu oynuyorsun sen de…

Oyunun yeterince open-world olmaması, daha doğrusu gerçek anlamda bir RYO olmamasına kırılmıştı dönemin Fallout tutkunları. Fallout Tactics’i “Oyun neden bir RYO değil?” diye eleştirmek pek yersiz bir hareket ama o zamanlar bu eleştiriyi getirenlere de kızmamak lazım. O zamanlar hem bir oyunun yan serileri için kullanılan spin-off kavramına pek alışık değildik. Hem de Fallout Tactics, farklı bir tür altında kolay kolay değerlendirilemeyecek kadar öncülü oyunlara (Fallout 1 ve 2) benziyordu.

Wasteland yıkıntıları arasında gördüğümüz her mazluma kol kanat geriyorduk. "Hızır Johnny" diyorlardı bize.
Wasteland yıkıntıları arasında gördüğümüz her mazluma kol kanat geriyorduk. “Hızır Johnny” diyorlardı bize.

Peki nedir bu Fallout Tactics? Neye benzer? Kimlerin yüz ifadesi oyunu oynarken Nymphomaniac afişine konulmalık hale bürünür?

Öncelikle hikayemize değinelim. Seriye aşina olanların bildiği üzere Fallout evreninde Night’s Watch triplerinde gezen bir büyük örgütlenme bulunmaktadır. Brotherhood of Steel denilen bu örgüt, nükleer savaştan sonra Kaliforniya yakınlarındaki bir askeri merkezde kurulmuş ve ellerindeki yüksek teknoloji silahlar ile kısa zamanda Wasteland’da nam salmıştır. Brotherhood of Steel’in tarihinde az bilinen bir sayfa, örgütün büyüme kararı aldığı yıllardır.

Bir grup Brotherhood üyesi dış dünyadaki kabile yerlilerini kardeşliğe dahil etmek isterken muhafazakarlar buna karşı çıkmışlar, oluşan ayrılık çatışmayı beraberinde getirmiştir. Muhafazakarlara yenilen kardeşlik üyeleri ceza olarak supermutantlarla savaşmak için bir intihar operasyonuna gönderilirler, ancak yolculuk sırasında çıkan bir fırtına hava taşıtlarına zarar verir ve taşıtların bir kısmı kayalıklara çakılır. Kurtulan kardeşlik üyeleri Chicago yakınlarında kendi bağımsız Brotherhood of Steel yapılanmalarını kurmaya karar verir. Bu sebeple de çevredeki kabilelerden destek toplanmaya başlanır.

İster Chicago, ister California olsun, Wasteland hep belalıdır. Sonuçta savaş hiç değişmez, kimse de değişmesini beklemez zaten. Bu hikayede bize düşen görev ise, toplamda altı kişilik ekip zıpkın gibi bir ekip kurmak ve  çölde haydutlara ve supermutantlara kimin gerçek patron olduğunu göstermektir.

Şimdi baştan belirtelim, bu hikaye çok tutmadığı için temel Fallout zaman çizelgesinde yer edinmiyor ve ileriki oyunlarda Brotherhood’un Chicago ayağı için sadece “ya öyle de bir oluşum vardı, ne oldu kim bilir onlara” deniliyor. Yani Brotherhood içi paralel yapılanmalar hoşunuza gitmiyorsa tamamen bu oyunun hikayesini gözden çıkarabilirsiniz.

Fallout Tactics'in en merak uyandıran özelliklerinden biri oyun içinde araç kullanımı idi. İlk başta çok belirgin olmasa da araç kullanımı gerçekten işleri çok kolaylaştırabiliyor. Resime gördüğünüz iki amcaoğlu ile yaya vaziyette girdiğim çatışmada belki de on kere yeniden başlamak zorunda kaldım. Zırhı bir APC ile mekana girdiğinizde ise mutantın en süperi bile size hürmet etmek zorunda. APC'si olan wasteland'in kralıdır.
Fallout Tactics’in en merak uyandıran özelliklerinden biri oyun içinde araç kullanımı idi. İlk başta çok belirgin olmasa da araç kullanımı gerçekten işleri çok kolaylaştırabiliyor. Resime gördüğünüz iki amcaoğlu ile yaya vaziyette girdiğim çatışmada belki de on kere yeniden başlamak zorunda kaldım. Zırhı bir APC ile mekana girdiğinizde ise mutantın en süperi bile size hürmet etmek zorunda. APC’si olan wasteland’in kralıdır.

Fallout Tactics, adından da anlaşılacağı üzere bir taktik strateji oyunu. Ben bu oyuna taktiksel RYO demeyi çok yerinde bulmuyorum, ancak iş karakter tasarımına geldiğinde RYO öğelerinin ön plana çıktığını görüyoruz (demek ki neymiş, taktiksel RYO diyenlerin bir bildiği varmış -yiğitcan). Tipik bir Fallout gerilimini ilk ekrandan itibaren yaşamaktayız: Small guns mı yoksa sonrası için plasma mı seçmeli? Melee mi yoksa unarmed mı? Doctor özelliği alsam mı yoksa sneak mi zorlasam? Bir halli uzun süren bir karakter yaratma süreci söz konusu, ama hayatta en büyük derdiniz bu olsun diyorum. Çok vakit harcamak istemiyorsanız hazır karakterlerden de birini seçebilirsiniz, bu da mümkün.

Oyunun en güzel tarafı, yapımcı Micro Forte’nin zaten başarılı olan Fallout 1 ve 2 estetiği ve oyun dinamiklerini aynen miras alması olmuş. Aynı eski oyunlardaki gibi, mat renklerin ön planda olduğu ıssız arazilerde izometrik bir bakış açısı ile koşturup duruyoruz, ancak bu sefer grafiklerimiz bir nebze elden geçmiş durumda. Sonuçta 2001 yılı izometrik oyunların Lale Devri gibi bir şey idi (2000’lerin başı ise Desperados’un, Commandos 2 ve 3’ün, Diablo II’nin zamanlarıydı) birkaç sene içinde o estetik yapıdan kopulacak, muazzam bir 3-D enflasyonu baş gösterecekti. Açıkçası kalbimizdeki yara olan Van Buren projesi hayat bulabilse idi, Fallout Tactics’in grafikleri serinin eski oyunları ile Van Buren arasında estetik açıdan bir köprü görevi görebilirdi. Kısmet değilmiş.

ft4
Fallout Tactics’in atmosferine çoğunlukla mat renkler hakim. Kırmızıya ulaşmanın ise tek bir yolu var.

Fallout Tactics’te bir Falloutsever’in istediği pek çok şey mevcut. Sokaklarda başıboş dolaşan haydutların deri zırhlarını av tüfeğinizle delik deşik edebilir, supermutantları Browning M2 desteğiyle şiş kebaba çevirebilirsiniz. İçinizdeki kovboya hayat vermek mi istiyorsunuz? Kasabanın birinde haydutların bastığı bir genelevdeki kadınları kurtarabilirsiniz (Fon müziği olarak da Holding out for a Hero çalarsanız seksizmin dibine vurmuş olursunuz, orası ayrı).

Ya da zırhlı aracınıza atlayıp Mardin’e gidebilir (oyunda zırhlı araç kullanılabiliyor ve evet, oyunda Mardin diye bir kasaba mevcut) ağzınızdan salyalar akıtarak deathclaw avlayabilirsiniz. Hele ki oyunun turn-based yapısını kapatıp çatışmaları gerçek zamanlı olarak seyrederseniz keyfinize diyecek yok. Bir diğer deyişle Tactics resmen klasik Fallout radyoaktif ışıması üzerinde pişirilmiş, dumanı üstünde bir şekilde size servi edilmiş. Ne var ki bu oyundan tam anlamıyla bir ryo olmasını beklemeyin. Sonuçta haritaları ve görevleri birbirini takip eden, düz bir taktik oyunu oynuyoruz, fazlasını değil.

Yukarıda değindiğim üzere oyunun turn-based seçeneğini eleyerek maceraya atılmak da mümkün ama ortalamanın biraz üzerinde düşmanlara rast geldiğinizde bu real-time savaşların sonu mutlak hezimet oluyor. Siz bu özelliği daha çok elinde paslı bir boru ile size doğru koşan ghoul’ları makineli tüfek ile kıyma ederken kullanın. Gerçek zamanlı taktik savaş meselesini o zamanlar bir tek Baldur’s Gate sistemi ciddi anlamda çözebilmişti. Fallout Tactics’in bu denemesi çok işlevi olmayan ama sempatik bir çaba. En azından yüzümüzü güldüren anlara kapı açıyor ki bu en önemlisi.

Ortalık fena karışacak. Demedi demeyin.
Ortalık fena karışacak. Demedi demeyin.

Tüm bu özelliklerine rağmen oyunun yaşını hissettiren bir büyük eksiği var ki nereden tutsam elimde kalıyor: Yapay zekada ciddi bir özensizlik mevcut. Biz ne kadar taktik geliştirme derdinde olursak olalım düşmanın ekibimizle teması tek bir strateji üzerine kurulu: Tüm mermilerini şuursuzca harca, arada yere yat (ya da yerden kalk), mermin bitince de elindeki bıçakla oyuncunun üzerine dal. Oyunun pek çok heybetli düşmanını sadece bu zeka yoksunu stratejiye bağımlı olmalarından ötürü kolaylıkla indirebildim, aksi takdirde halim dumandı. Gene de Wasteland’de hayat yapay zekasız da kolay değil. Supermutant gördüğünüz yerde hüzne hazırlıklı olun.

Bu çok uzun lafın kısası, Fallout hikayeniz üçüncü oyun ya da New Vegas ile başladıysa ve derin bir RYO’dan ziyade daha düz çizgide ilerleyen bir oyun denemek istiyorsanız Tactics size beklediğinizi verecektir. “Ben bu oyun tarzını çok sevdim ve daha kapsamlısını istiyorum” diyorsanız o zaman da ilk iki oyuna hak ettiği vakti ayırın (tedirginliğe gerek yok, 90’ların pikselli grafikleri o kadar da kötü değildi aslında).

Asıl seriden sayılmasa da Tactics’in kalitesi konusunda geçen on dört seneye rağmen sıkıntınız olmasın, sonuçta war never changes…

Aşk yok olmaktır. (Yıldız Tilbe)
“Aşk yok olmaktır.” (Yıldız Tilbe)
Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.