Yazı dizisi:

Bir önceki yazımızda, dramatik DM`lik derken neyi kast ettiğimizi belirtmiştik. Bunu yaparken de her zaman sevdiğim bir örnek olarak Yüzüklerin Efendisi örneğiyle ilerlemiştik. Kural kitaplarını bir kenara bırakırsak, dnd ve benzeri oyunlar için kabul edeceğimiz en önemli kaynak şüphesiz Yüzüklerin Efendisi`dir. Zira pek çok fantastik kurgu ondan esinlendi ve rol yapma oyunları (ki ilki dnddir) insanların Ortadünya`da gezinme isteğinden doğdu.

Artık, oyuncuların o Dünya`daki benzerlerine göre farklı karakterler olması gerektiğini biliyoruz. Ancak karşımıza bir başka önemli (belki de en önemli) konu çıkıyor. Nerede ve nasıl ölecekler?

Hikayenin büyüklüğü ve sistemin yüksek levellardaki mekaniklerinden çekindiğimiz için oyuncuları öldürmemek gerektiğini söylemiştik. Ancak elbette bir yerde ölme şansları bulunuyor.

Benim görüşüme göre, bir oyun gerçekten zor olmalı. Zor elde ettiğiniz bir sevgiliyi, ucu ucuna tek soru farkla kazandığınız sınavı, son dakikalara kadar sonucu belli olmayan bir maçı düşünün. Bunların kolay elde edilenlere göre çok daha akılda kalıcı ve keyifli olduğu bir gerçek.

Bu yüzden, oyuncular zor bir oyunun içinde bulunmalılar. Ancak ölmeleri konusunda aceleci olmayın. Önceki yazımızın sonundaki örneğe geri dönelim :

Aragorn mu Boromir mi? Yani ölen bir kahraman mı olacak hikayenin sonunu görecek kadar yaşayacak mı?

“Ölenle Ölünmez!”

Bir oyuncu, kendini bilerek kötü duruma düşürmedikçe, dikkatsiz yada diğer oyuncuları (yada etrafındaki Dünya`yı) önemsemeden oynamaya devam ettiğinde aldığı kararların sonuçlarına katlanmalıdır. Bu durumda, oyuna başladıktan beş dakika sonra da ölebilir. Ve hatta partinin tamamının ölümüne sebep olabilir. Bir oyunumuzda, saatlerce uğraşıp birbiriyle uyumlu karakterler yaptılar. Ve ilk görevleri de ormanlarına giren gnolleri oradan uzaklaştırmaktı. Ancak gruptaki okçu, konuşmaktan sıkıldığı için diğerlerinin anlaşarak (biraz da korkutarak) bölgeden gitmeleri için anlaştıkları gnollere ok atmıştı. Sonrası malum, herkes bir kaç dakika içinde çakal yemi olmuştu.

Ancak hikayeye sadık, iyi/kötü/nötr/kuralcı vs… mühim değil ancak tutarlı, gerçekçi bir karakter oynuyorsa kendi role playinin onu kaçılmaz durumlara sokacağı durumlar olabilir.

A- Bir şövalye, köye yüzlerce goblin saldırırken onları oyalamak ve köylülere kaçmak için değerli dakikalar kazandırmak için geride kalabilir. B- Bir cüce, klanının gireceği büyük savaşta arkasını onlara dönerek maceracı grupla başka ülkelere gitmeyebilir. C- Kötü bir büyücü, güç arayışı için karanlık varlıklarla zorlu şartlarda anlaşmalar yapabilir.  D- Bir rahip, tanrısının en büyük düşmanlarının karşısında eğilmemeyi seçebilir.

Örnekler çoğaltılabilir. Oyuncu gerçekçi ve kaliteli bir karakter yapmıştır ancak hikayenin geldiği nokta ve onun tercihleri, ölmesinin çok yüksek yada mutlak gibi göründüğü yerlere sürükleyebilir.

Boromir örneğinden gidelim. Öldüğü sahneyi hatırlayın, onurunu geri kazanmak için yanlış yaptığını düşündüğü Frodo`nun akrabalarını korumak için (ki zaten bu ikisine karşı büyük bir sevgi beslemektedir) geride kalıp onlarca yüzlerce uruk-hai ile dövüşüyor ve ölüyor.

“Yerde Kalan Uzuvlarınız Benimdir!”

Bu sahne bizim oyunumuzda olsaydı nasıl davranmak gerekiyor?

Burada en önemli durum oyuncunun beklentisi ve bakış açısıdır. Eğer ki öleceğinin ve bu ölümün gerekliliğinin bilincindeyse, Boromir gibi ölümü doğru olabilir. Kendi oynadığım bir ogre karakteri düşünüyorum (evet ogre oynadım). Beni çok ufak yaşlardan yetiştiren farklı halkları korumak için dağlarda insan rangerlarla bir geçidi koruyordum ve karşıdan tepe devleri geliyordu. Güçlü bir liderleri vardı ve onun yokluğunda, diğerleri dağılabilir diye düşünülüyordu. Geçidi tutamayacağımızı anladığımda, kendimin de düşebileceğimin bilincinde olarak dev liderini uçurumdan attım ve ikimiz birden bir kaç bin metrelik düşüş yaşadık. Bir kaç saat süren bir oyundu ancak öldüğümde bir tamlık hissi vermişti. Kötü, kıt zekalı ve oldukça iri bir ırkın üyesi olmama rağmen beni farklı yetiştiren insanlara borcumu ödemiştim.

Fakat, oyuncu öleceğinin bilincindeyse ve ölmek istememesine rağmen orada bulunuyorsa farklı şeyler yapmasına izin verin. Çeşitli güçleri sahneye sürmekten çekinmeyin.

A- Goblinler saldırırken geride kalan şövalyemizi ele alalım, bir kaç goblini (belki onlarcasını) biçtikten sonra ölmesine yakın bir zamanda ormandan gelen müthiş bir kükreme sesiyle goblinler duraksar. Ağaçların arasından devasa kedigillerle birlikte gelen bir grup druid üzerlerine atılıp hepsini parçalamaya başlarlar. Bir süredir ormanlarına zarar veren  goblinleri izlemektedirler ve uygun anı kolluyorlardır.

B- Klanını bırakmayan cüce savaşçıyı düşünelim. Klanlar arası savaşı engelleyecek bir formül yada belki bir silah bu savaşçı ve arkadaşlarının karşısına çıkabilir.

C- Karanlık varlıklarla anlaşan büyücü, kayıplarının bilincinde ancak o güce ihtiyacı var. Ancak en karanlık varlıkların bile kendilerinden güçlü düşmanları olabiliyor. Onlardan biri, beklenmedik anca bu büyücüye yardımını sunabilir.

D- Tanrısının düşmanları karşısında aciz duruma düşen rahibe gelelim. En kritik yerde, tanrısı yada O`nun birinci elden bir elçisi yardıma gelebilir. Bu tanrıların genelde olaylara müdahil olmama durumlarına karşı olsa da görülmedik bir şey değil. Bu durumu yaşayan oyuncunun duyacağı şevk duygusunu da unutmamak gerekir.

Ancak tüm bu örneklerde, oyuncuların hayatını son anda kurtaran durumun sürekli olmayacağının anlaşılması sağlanmalıdır. Son anda kurtarılacağının bilincinde olarak sürekli kendini aynı durumlara sokuyorsa da bunun bir karşılığı olmalıdır. Aksi halde, hayatını kurtaracak başka güçlerin varlığı, oyunu bir anda kolaylaştırır.

Bir sonraki bölümde :
ölüm ve sonrası, Gandalf durumuna düşenler ne olacak?

Yazar

Bık bık bık bık, bık bık : Bık - bık bık bık? Bık - bık bık... Bık - BIK!!! Bık - Bık, bık, bık, bık bık...

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.