The Stanley Parable

the stanley parable

The Stanley Parable da hayatına bir mod olarak başladı, bu listedeki pek çok diğer oyun gibi. Fakat Half-Life 2 üzerine yapılan tonla başka modifikasyonun aksine, Stanley Parable o kadar farklı, eşsiz ve garipti ki, insanlar birbirlerine şehvetle anlatmaya başladılar. Bu yapımcısına çok garip bir spot ışığı tuttu, moda ilgi arttı. Ondan sonra da tam sürümünü çıkarttı Stanley Parable ve o sene içerisinde tonla farklı site ve mecra tarafından senenin en iyi oyunları arasında gösterildi. Biz çok övdük kendisini (ben çok övdüm en azından), daha da abartmayalım. Güzel bir oyun, güzel bir deneyim işte!

 

Titanfall

Titanfall

Eğer oyunların teknik tarafıyla ekstra ilgili değilseniz, sizi en çok şaşırtacak maddenin bu olduğunu düşünüyorum; zira ben kendi payıma buna bir hayli dumur oldum. Kabul, eski Infinity Ward çalışanlarının kurduğu Respawn’ın fütüristik FPS’si Titanfall Source’un çok modifiye bir hâlini kullanıyor. Ama bu yine de tek bir gerçeği değiştirmiyor; sene olmuş 2014, motor onuncu senesini doldurmuş, o senenin en büyük AAA oyunlarından biri kendisini kullanıyor. Helal olsun denir buna.

 

Vampire the Masquerade: Bloodlines

Vampire the Masquerade

Çok net bir itiraf yapayım, tam olarak bir kanaat geliştirecek kadar oynamadığım SiN Episodes ve Dark Messiah of Might and Magic dışında Source motorunun ilk çıktığı dönemlerde kendisini kullanan bir oyun hatırlamıyorum; tabii ki Vampire the Masquerade dışında. Troika’nın kapanmadan önceki son oyunu Bloodlines, Half-Life 2’den sonra Source motorunu kullanan ilk oyundu. Bize göre harika bir konusu, muhteşem bir atmosferi vardı; ama teknik problemler arasında can çekişiyordu resmen. Bunu da Source’a bağlamak, Troika’nın bir önceki oyunu Arcanum’u düşününce, pek mümkün değil gibi…

 

Zeno ClashZeno Clash

Zeno Clash garip bir oyundu. Ama sonra yapımcıları ACE Team bunu yuvarlanan bir kayayı oynadığınız Rock of Ages ile takip ettiklerinde anladık ki, zaten arkasında da garip adamlar duruyormuş. Birinci kişi perspektifinden oynanan bir dövüş / beat’em up oyunuydu Zeno Clash, çok garip bir görsel dili, daha da garip bir atmosferi vardı. Muhtemelen tüm bu liste içerisinde Titanfall’dan sonra parmakla gösterip “Source” deseniz dahi inanmayacağım ikinci oyundu, o kadar ilginç bir görsellik katmıştı ACE Team işin içine. Seveni de boldu, sevmeyeni de, ama her şeye rağmen, 2000’ler sonunun indie devriminde en ön cephede koşturanlardan da biriydi, o kesin.

1 2
Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

2 Yorum

  1. Süper bir yazı daha gelmiş! Hemen söylemem gerek Dark Messiah of Might and Magic’i çok sevmiştim ve bende yeterli ilgiyi görmediğini düşünüyorum, Vampire the Masqurade: Bloodlines’da aynı şekilde severek oynadığım, sonradan hatırlayıp ne güzel oyundu diye düşündüğüm nadir oyunlardandır 🙂

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.