The Wolf Among Us’ın sezon finali, yani beşinci bölümü geçtiğimiz haftalarda yayınlandı. Oynadık, bitirdik, kısaydı zaten. Her Telltale bölümü gibiydi. Tek farkı, bir sonraki bölüme dair sizde merak uyandırmak yerine, açtığı kapıların her birini kapatıp, iplerin her birine düğüm atan bir yapısı vardı. Böylece bitti The Wolf Among Us. Sene sonunda “senenin en iyileri” listesinde bir The Walking Dead kadar olmasa da yer almayı garantilemiş olan macera oyunu, son parçasına kavuştu.

O halde zaman artık dönüp, o bütüne bakma zamanıdır. The Wolf Among Us’ın ilk bölümü Faith’ten, finali Cry Wolf’a kadar yaptıkları Telltale’in The Walking Dead ile yakaladığı canavar başarıyla yetişecek kadar fazla mıydı? O çıtanın altında mı kaldı, üstünde mi? Günahları neydi, sevapları neler oldu? İlginç bir oyundu, garip bir deneyimdi The Wolf Among Us. O yüzden de bütünlüklü bakılmayı, tüm bölümleri bir arada tutulup, tek bir yapı olarak değerlendirilmeyi sonuna kadar hak ediyor.

The Wolf Among Us 3

Önce malum soruyu cevaplamak lazım, The Walking Dead: Season One’ın koyduğu çıtanın üzerinde mi The Wolf Among Us, yoksa altında mı? Burada cevap çok sarih bir biçimde gösteriyor kendini. Telltale’in oyunlarını oynanış mekanikleriyle yargılayamazsınız. Görsel dili, atmosferi, hikayesi ve duygusal yoğunluğudur mühim olan. The Walking Dead bu dört sınavı da yüzde yüz başarıyla geçtiğinden, The Wolf Among Us’ın üstünde büyük bir gölge vardı şüphesiz.

Görsel dil olarak, The Wolf Among Us’ın TWD’den aşağı kalır bir yanı yok. Hatta durduğunuz yere göre, Bigby’nin maceralarının görsel olarak daha iyi yansıtıldığını dahi söyleyebilirsiniz. İkisi de lisanslı fikri mülkler olduklarından, ikisinin de ölçümü kaynak materyalin yansıttığı atmosfere yaklaşıp yaklaşmamaları ve iki oyun da bu konuda çok başarılı. Atmosfer konusunda da bir sıkıntı olmadığı ortada. Fables çizgi romanlarının orijinal fikrinin üzerine çıkılan karakter etkileşimleri ve pekiştirilen noir havanın yeme de yanında yat diye haykırdığı bariz bir gerçek. The Walking Dead bir zombi kıyametini mükemmel yansıtıyordu, The Wolf Among Us’ta perili bir noir hikayesini aynı kusursuzlukla aktarıyor.

The Wolf Among Us 2

Hikaye de sağlam. Her noir hikaye gibi, bu da bir kadının ölümüyle başlıyor. Oradan kaptırıp giden hikaye, yer yer gereksiz bazı virajlar alsa da, iyi bir noir hikayesinin aksine kötü adamını pekiştirmekte eksik kalsa da sürükleyiciliğinden bir şey kaybetmiyor. Bazen bazı karakterleri aklınızdan çok siliyorsunuz, bazı karakterlere gösterilen ehemmiyeti ise pek anlamıyorsunuz. Ama genel olarak durup baktığınızda, “evet, bu hikaye olmamış” diyebileceğiniz bir yer de pek gözükmüyor gözünüze. Tek bir istisna dışında

Dört bacak saydık Telltale’in kulelerinin üzerinde durduğu. Bu dört bacaktan üçü The Wolf Among Us’ın temelinde sağlam duruyor. Ama mevzu duygusal yoğunluğa geldiğinde, bu konuda TWD’den çok geride olduğu da bir o kadar bariz. The Walking Dead’in tüm mantığı Clementine’ı sevmemiz üzerine kuruluydu. Clem’i sevmezsek, oyun çoğu oranda boşta kalır, sendelerdi. Ama ölümüne sevdirmeyi başarıyordu işte oyun bize o küçük kızı. Onun için aleve atlamaya, kurşun yemeye, kendimizi feda etmeye hazırdık.

The Wolf Among Us 4

The Wolf Among Us, Fables’dan aldığı suflelerle bu ilişkinin bir benzerini Snow White – Bigby Wolf arasında kurmaya çalışıyor. Çoğu olayın dönüp dolaşıp geldiği yer Snow’a katılmak ya da katılmamak oluyor. Fakat Snow White karakteri, bunun muhtemelen bir prequel olmasından öte gelen bir katılıkla, yerinden oynamıyor. Yani Snow White’ı kendinizden itseniz de, tüm oyun boyunca Snow ne dese “he” deseniz de bir şeyin değişmediğini hissedebiliyorsunuz. Oysa ki Walking Dead’de Clementine’a kızarken bile üç kere düşünüyordu insan. Onu gücendirmek, yanlış bir izlenim vermek, korkutmak istemiyordu. Burada Snow’a ters gitmeniz de, Snow’un elini öpmeniz de bir şey değiştirmiyor; ya da siz öyle hissedemiyorsunuz.

The Walking Dead aynı zamanda kısıtlı bir ekibin, devamlı etrafımızda olduğu bir hikaye anlatıyordu. The Wolf Among Us’ta devamlı mekanlar arasında dolaşıyor ve farklı insanlarla muhattap oluyorsunuz. Buradaki durum şu, düşmanlarınız sabit, dost potansiyelli insanlarınız ise akışkan olduğundan; kolaylıkla düşmanlarınıza ölesiye kıl olabilmenize rağmen, “bu benim dostumdur” dediğiniz bir kişiye rastlayamıyorsunuz. Walking Dead’de Kenny gibi yoldaşlarınız, Lilly gibi saygı / uyuzluk arasında kaldığınız arkadaşlarınız, Ben gibi “ya neyse tamam” çektiğiniz takpiçileriniz vardı. Burada ara ara sorguya çektiğiniz, bazı bazı bilgi aldığınız bazı insanlar, bir de içten içte kıl olduğunuz düşmanlarınız var.

The Wolf Among Us 1

Bu da The Wolf Among Us’ı zayıflatıyor kuşkusuz. Zaten oyun neredeyse diyalog ekranları dışında bir oynanış hiç sunmuyor. O diyalogları yaşadığınız karakterlere de çok fazla bir sıcaklık yaşayamadığınızda, onların başından geçenleri, kendileri de az sonra sizin başınızdan geçmiş olacağı için umursayamadığınızda oyunun büyük bir bölümü zayıflamış oluyor. The Wolf Among Us’ın “fakirleri umursamıyorsunuz” şeklindeki alt metni bir nevi kendi gerçekliğini doğuruyor. Tek bir farkla. Siz zenginleri de pek umursayamıyorsunuz. Beast benim kankam, Holly’ye saygım var, Toad’a inceden kılım ama TJ çok tatlı gibi durumlara giremiyorsunuz pek. Belki de Faith ve Woodsman istisnaları haricinde, kimse kalıcı etki yaratamıyor. Düşmanlardan başka.

İşte o düşmanlar da sizi finale kadar götürüyor. Tweedle-dum ve Tweedle-dee başta, Bloody Mary takipte olmak üzere kapıştığınız insanlarla olan münasebetiniz dev bir itki yaratıyor insanda. Oyun da bunun üzerine çok oynuyor hâliyle. Bu TWD’de çok olmayan bir şeydi, zira orada nefret edecek net bir düşman yoktu son anlara kadar. Fakat Wolf Among Us, bu konuyu çok iyi veriyor ve en azından bu alanda, selefini geçmeyi başarıyor.

O yüzden başlıktaki sorunun cevabı şu: Hayır, The Wolf Among Us, The Walking Dead’den iyi bir oyun değil. Ama bize soracak olursanız, yine de senenin ilk 10 oyunu arasına girecektir. O yüzden, hazır seri de bitmişken, kaptırın kendinizi. En azından pişman olmayacaksınız, onun garantisini verebiliriz…

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.