Kırsal alan korkusunun hazzı bir başkadır. Her fırsatta Anadolu coğrafyasını dile getiren fakat o coğrafyayla alakası tartışmalı bir neslin neferleri olarak bunu sık sık dile getiririz. Nedense, kırsalın korku mezeleri daha lezzetli gelir, damağımıza daha fazla hitap eder sanki. O sebeple ateş başında anlatılan öykülerin hazzı; apartmanda büyüyen nesil için, karanlıkta merdiven korkuluklarının ucuna gizlenen yapay gulyabanilerin vadettiğinden çok daha fazlasıdır!

İsterseniz mevzunun daha fazla cılkını çıkarmadan sözü The Vanishing Of Ethan Carter’a getirelim… Bildiğiniz üzere oyun, piyasaya “Painkiller’ın Yapımcılarından!” etiketiyle tanıtılmıştı. Painkiller’ın, oyunseverlerin kolektif hafızalarında bıraktığı iz her ne kadar münferit olsa da; kendine has bir eğlence anlayışı sunduğunu inkâr edebilmemiz pek de mümkün değil. Her halükarda, gotik korku-gerilim müptelalarını aşağı yukarı doyurabilmiş bir oyundan bahsediyoruz burada. Dolayısıyla oyunun yapımcıları olan People Can Fly tayfasının eski kurucularının bir araya gelmesiyle oluşan The Astronauts şirketinin bu ilk girişimlerinin bazı bünyelerde heyecan yeşertmesi hiç de anormal değil.

Vanishing of Ethan Carter

Ekibin ilk işi olan The Vanishing Of Ethan Carter ile PCF’nin alametifarikası Painkiller arasında benzerlikler aramaya hacet yok fakat yine de iki oyunun da birbirini ucundan köşesinden andırdığı inkâr edilemez. Oyunda, Ethan Carter’dan aldığımız mektup üzerine, doğa harikası ve bir o kadar da ürkütücü Red Creed Valley’e yol alıyoruz apar topar. Paranormal olaylar konusunda bilirkişi olarak kabul edebileceğimiz Paul Prospero karakterini ete kemiğe büründürüyoruz. Prospero, sadece bilirkişi değil, aynı zamanda öldürülen insanların son anlarını görebilme gibisinden üstün bir yeteneğe de sahip. Bu sayede de suç mahallindeki gizemleri çözebiliyor. Zaten bütün her şey de Prospero’nun, Ethan Carter’ın korkunç bir cinayete kurban gittiğini öğrenmesiyle başlıyor! İşte bu noktadan sonra Red Creed Valley’in, oyundaki her şeyden rol çalan muhteşem atmosferinde, karanlık bir dizi cinayeti aydınlatmak için taşı toprağı eşelemeye başlıyoruz.

The Vanishing Of Ethan Carter, hiç kuşkusuz mekânın ve atmosferin, hikayenin önüne geçtiği bir oyun sunuyor bizlere. Soğukların azıttığı, yağmurların kapıya dayandığı şu boz günlerde, özellikle doğa yürüyüşü sevenler için neredeyse trekking simülasyonu kıvamında olduğunu söyleyebiliriz. Red Creed Valley’in görsel dokusu, Unreal Engine 3’ün meziyetlerini mümkün mertebe sömürüyor! Hani şöyle özetleyelim; en iyisi değil ama yeterince iyi! Etrafınızdaki çayırın çimenin, girdiğiniz virane evleri saran küfün kokusunu alabiliyorsunuz adeta! Oyun içerisinde kendi fotoğraf karelerinizi yaratabileceğiniz kadar iyi bir görsel işçilik var karşınızda!

Vanishing of Ethan Carter 3

Ele aldığımız soruşturmanın tamamı da bu kasvetli doğa harikası olan Red Creed Valley kırsallarında geçiyor. Daha bu gizemli topraklara adım attığımız ilk andan itibaren bubi tuzakları ile dans etmeye başlıyoruz. Biricik Ethan’ımızı kaçıranlardan birini, ciddi bir biçimde yaralı olarak bulduğumuz bu mekânda, küçük çocuğun cinayetinin ardındaki sır perdesini aralamak için psişik güçlerimizi kozmosun emrine amade ediyoruz! Pek çok açıdan modern bir dedektiflik öyküsü olan The Vanishing Of Ethan Carter, yerine göre kullandığımız psişik hamlelerle biraz daha şık bir hale geliyor.

Etrafımızı sarmalayan ormanı boydan boya sarmalayan sonbahar renklerinden gözlerinizi alabildiğiniz vakit, öykünün içine yavaş yavaş çekilmeye başlıyorsunuz. Tabi bu başlangıç, beraberinde bir takım grafik “dümenler” de getirmiyor değil. Örneğin her FPS oyuncusunun ilk dakika golü olarak karşı tarafın hanesine yazdığı “zıplama opsiyonunun olmaması” ilginç bir eksiklik. “Peki buna gerçekten gerek var mı?” elbette hayır! Yine de zıplayamadığımız bir FPS, güneşlenemediğimiz sahil gibi bir şey demek değil mi dostlarım?

Diğer taraftan kahramanımız Paul Prospero, koşmuyor, adeta hayalet misali havada süzülüyor. Bu açıdan işleyişi gereğinden fazla hızlı bir oyun var karşımızda! Red Creed Valley dolaylarının büyük bir kısmını boş boş gezdiğimiz düşünülerek yapılan bir jest mi?” Diye sormadan edemiyoruz kendimize hani! Bir de, yıl 2014 ve yere baktığımızda hala ayaklarımızı görememek, bize kendimizi işlevsiz hissettiriyor be dostlar!

Bu kısıtlamalar sayesinde The Vanishing Of Ethan Carter, “pek de açık olmayan” bir açık dünya FPS oyunu olmuş. Tabi kısa süre içerisinde kendimizi Ethan’ın cinayetine yumulup, araştırma geliştirme sürecine dolanmış vaziyette bulduğumuz için bir süre sonra bu eksiklikler de kapanmaya başlıyor. Özellikle, oyunun ilerleyen aşamalarında, suç mahallinde gerçekleşen olayları kronolojik sırayla çözüme kavuşturduğumuz bulmacalar, oyuna ayrı bir lezzet katmış… Tamam fazlasıyla aşina olduğumuz mekanizmalar fakat hala işler fikirler bulabilmek de mümkün! Oyunun en keyifli kısımlarından biri bu bulmacaları gerçek zamanlı olarak çözüme kavuşturmak.

Vanishing of Ethan Carter 4

Oyunun geri kalan kısmında da Paul Prospero’nun ilginç soru önermeleriyle cebelleşiyoruz haliyle. Amacımız haritadaki 6 farklı noktadaki gizemi açıklığa kavuşturarak, küçük Ethan’ın kayboluşunun gizemini çözmek. Çözdüğümüz her bulmaca ile bu cevaba biraz daha yaklaşıyoruz.

The Vanishing Of Ethan Carter, her ne kadar ferah mekânlarda geçse de, oyunseverlere klostrofobi pompalanan kasvetli kapalı alanlar konusunda da başarılı… Özellikle RCV madenleri, oyuncuların nefes darlığı geçirebilmesi için biçilmiş kaftan! Üstelik oyunun bıyık altından diş gösterdiği sürprizleri de buralarda karşımıza çıkıp bizlere nanik çekiyor!

Sözün özü; The Vanishing Of Ethan Carter, masal gibi bir coğrafyada, kabus gibi bir cinayetin göbeğine çekiyor bizi. Lovecraft’ı kıskançlıktan çatlatacak bir öykü ve atmosfer ile servis edilmiş kalburüstü bir dedektiflik hikâyesi var karşımızda. Tamam! Kabul edelim ki çok orijinal değil ama kesinlikle türün meraklılarına gösterebileceği birkaç şık numaraya da sahip! Bütün bunlar bir yana, sadece kıyı kasabasında amaçsızca volta kafa dinlemek için bile Ethan Carter’a şans verebilirsiniz! Bu günlerde buna ihtiyacımız var ne de olsa!

3 Yorum

  1. bir saat kadar gameplay seyrettim. oynar mıyım bilmiyorum ama keyifli bir hikayeye benziyor. tekrar oynanabilirliğinin olmaması kötü ama.

  2. Cenk Boduroglu Cevap ver

    oyun güzel çok tamam da bir şey soracağım; farklı painkiller’lar mı oynadık, yoksa painkiller oynarken gerçekten korkan biri mi var? 😀

    • yok ama atmosfer on numaradır painkillerda. bir de asylum gibi bir yerde geçen bölümler vardı. oralar gerçekten korkutucuydu bak.

Leave a Reply to Cenk Boduroglu Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.