Yazar: Ege Topoyan

Bir şeye “En Sevdiğim“ ibaresi koymak zor bir şeydir. En sevdiğim şarkı, en sevdiğim yemek veya en sevdiğim film sorulunca net bir cevap vermekte çok zorlanırım ve cevabım ruh halime göre sürekli değişiklik gösterir. Ama bu, en sevdiğim oyun için kesinlikle geçerli değil, ona cevabım çok net: The Last of Us.

The Last of Us

Bunun sebebi üstüne çok düşündüm, oyunun nesi bana kendini bu kadar sevdirmişti? Oynanış, kurduğu dünya, karakterler, müzikler… Bunların hepsi bu sorunun yanıtı olabilirdi ama hiçbiri tatmin edici bir sonuca varmıyordu. İşin sonunda oyunu bu kadar sevilesi yapanın, saydığım bütün etmenlerin ustaca harmanlanmasıyla ortaya çıkan eserin, bize yaşattığı deneyim olduğuna karar verdim. Bu deneyim öyle sıradan bir deneyim de değil, oyun sizi kendine bağlıyor ve her şeyi yerli yerine koyduktan sonra, özellikle kış mevsiminin gelmesiyle oyuncuya tokat üstüne tokat atmaktan kendini hiç sakınmıyor.

Hikâyemiz bir adamın, bir gecede her şeyini kaybetmesiyle başlıyor. The Outbreak adıyla anılan geceden sonraki 20 sene içinde o adam kelimenin tam anlamıyla vahşi birine dönüşüyor, bizim bildiğimiz Joel formunu alıyor. Hepimiz, Joel’in Ellie ile kurduğu inanılmaz ilişkiyle empati kurabiliyoruz. Çünkü kızını kaybetmiş bir adamın oyun süresince bir kızı ilk başlarda sadece koruması, sonra ona bağlanması, onu kendi kızı gibi görmesi ve en sonunda ise her şeyi bir kenara bırakıp insanlık pahasına onu kurtarması çok organik, çok gerçek. Söylemeden de geçemeyeceğim, Neil Druckmann’ın senaryosuna büyük bir alkış ama Troy Baker ve Ashley Johnson’ın muazzam performansları olmasaydı bu kadar bağlanamazdık bu oyuna. Onlar The Last Of Us’ta sadece Joel ve Ellie’yi ekrana taşımıyorlar, Joel ve Ellie oluyorlar.

last of us

Hani deneyim demiştik ya, işte o deneyimin olmazsa olmaz bir unsuru: muhteşem müzikler. Sırf bu yazıyı yazarken bile kafamda oyundan çok, özel anlarla beraber o müthiş tema müziği var. Gustavo Santaolalla’nın o büyüleyici tınılarının bu kadar akılda kalıcı olmasının bir diğer sebebi ise müziğin, bölümlere ve sahne arası geçişlere (özellikle mevsim döngülerine) harikulade yedirilmesi. The Last Of Us’ın müzik kullanımını burada da övmek istedim.

Bazı eserler vardır, sizi büyüler, etkiler ve hayatınızın bir parçası olur. Genellikle yaşamınızın her dönemine bir veya iki tane denk gelir. Ne kadar büyürseniz büyüyün, asla sizin gözünüzde değerini kaybetmez. İşte bu oyun da benim için onlardan biri. Bana yaşattığı, deneyimlememe olanak sağladığı ve kazandırdığı her şey için The Last of Us ’a sonsuz bir teşekkür etmek istiyorum. Darısı ikincisinin başına!

Author

Geekyapar okurları Yazı Çağrısı altında toplaşıyor, belirlenen konularda kalem coşturuyor. Sen de parçası olmak istiyorsan, duyuruları takip et!

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.