Shakespeare neydi? Shakespeare sevgiydi, Shakespeare emekti. Shakespeare edebiyattı, aşktı. Shakespeare tam anlamıyla kelimelerin adamıydı. Peki tüm bunlara rağmen Shakespeare gerçekte kimdi? Bizi ilgilendiren elbette ki tarihi öz geçmişi değil; en azından şu noktada. Bizi daha çok alakadar eden husus, Shakespeare’in var oluşundaki şüphecilikten temellenen kanıtlar üzerine yorumlamalar olacak. Biraz karışık mı geldi? Aslında hiç de öyle değil, bir iki cümleyle anlatınca emin olun siz de buna uzak olmadığınızı anlayacaksınız.

İlgi alanınızda olsun ya da olmasın, illa ki bir yerlerde William Shakespeare’in gerçekten de yaşayan biri olup olmadığına ya da bir başka yazarın aslında Shakespeare ismi altında bir şeyler yayımladığına dair bir iki şey duymuşsunuzdur. Shakespeare bir sahtekar mıydı? Shakespeare gerçekte kimdi? Yoksa Shakespeare aslında Christopher Marlowe muydu? Tüm bu sorular, aslında uzun yıllardır araştırmacılar tarafından incelenen bir mesele olsa da, hala daha bir nihai sonuca varılamamış gibi.

Kimilerine göre Shakespeare gerçekten de dünyaya hiçbir zaman gelmemiş olsa da, kimilerine göre de bu bile yüzde yüz oranla kanıtlanabilecek bir şey değil. Peki ne dersiniz, sizin de kafanızda henüz netleşmemiş birtakım sorular varsa, bu haftaki dosya yazımızla beraber biraz daha ortalığı karıştıralım mı? Bu karmaşayı da kelimelerinin adamının bir oyunu ile, olmakla suçlandığı kişinin oyununu kıyaslayarak yapsak peki? Hatta biraz daha ileriye gidip en benzer, en ortak ve en karşılaştırılabilir oyunlarıyla bunu bir tık daha ileriye taşısak? O halde haftanın karşılaşması olan “Malta Yahudisi versus Venedik Tüccarı” kapışmasına hoş geldiniz! Bahisleri görelim millet!

İlk Not: Bana bu tür edebi yazılarımda kaynaklık yapan her türlü hocama ne kadar teşekkür etsem az doğrusu. Bu yazımda da, her iki eserin de analizini bizzat bizlere anlatmış olan bölüm hocam Özlem Karadağ’a kucak dolusu teşekkürlerimi iletiyorum bu sefer. Yazımdaki her türlü bilgi ve yorumu bizlere anlattığı için minnettarım. İyi ki varlar! <3

Marlowe v. Shakespeare – Kısaca Kim Bu Adamlar?

collage-shakespeare

Her ikisi de 1564 doğumlu (daha çok vaftiz edildikleri tarih olsa da biz isimlerini aldıkları bu günü doğum günleri olarak kabul ediyoruz) olan yazarlarımız, İngiliz edebiyatının en önemli eserlerini çıkaran isimler olarak sayılmaktalar. Aynı dönemde yaşamalarının ve eserlerindeki birtakım benzerliklerin yanı sıra, fiziksel görünüşleri kadar cinsel yönelimleriyle de benzeşiyor yazarlarımız. Hem Marlowe’un hem de Shakespeare’in eş cinsel olduğu biliniyor, ki bu husus birçok araştırmacıda ikisinin de aslında aynı kişi olduğu ihtimalini kuvvetlendiren bir etkenmiş.

Malta Yahudisi v. Venedik Taciri – Neresinden Tutsak?

Gondolas in Venice

İki eser de, birbirine fazlasıyla benzeyen noktalara sahip; en azından bir okuyucunun bunu görmemesi mümkün değil. Gerek karakterizasyonları, gerek ele alınan sosyo-kültürürel ortamları ve gerekse de temeliyle şekillendirdiği meseleleri ile her iki oyun da aslında büyük ölçüde aynı. Tabii burada bir parantez açmak gerekir; zira Christopher Marlowe, Malta Yahudisi’ni yazdığında yıl 1589-90 idi. Shakespeare’in Venedik Taciri ise 1596-99 yılları arasında tamamlanmış bir eser. Aynı sene içerisinde olmasa da yaklaşık birkaç yıl ile benzer oyunların ortaya çıkması da fena bir rastlantı değil bence, siz ne dersiniz?

Malta Yahudisi, Venedik Taciri’ne kaynaklık etmiş olan bir metin olarak geçmekte. Ele aldığı esaslar konusunda Shakespeare’e öncülük ettiği düşünülen Marlowe’un oyununda olayların merkezinde bir Yahudi bulunuyor: Barabas. Aynı durum, Shakespeare’in Venedik Taciri oyununa da yansımışa benziyor. Kelimelerin adamına baktığımızda bu durum, Yahudi karakter olan Shylock üzerinden şekillenen birtakım olaylar silsilesini anlatmakta aslında. Başka karakterlere değinilen her iki eserde de asıl temanın bir Yahudi çevresinde şekilleniyor olması da, aslında bizlere 16. yüzyıldaki bir çok sosyo-kültürel ortamı anlamamıza yardımcı oluyor.

 

Tarihi Arka Plan

British-School-16th-century-Elizabeth-I

İngiltere tarihinde 16. yüzyıl bir bakıma büyük patlamaların yaşandığı sene olarak tanımlanabilir bana kalırsa. Kraliçe Birinci Elizabeth’in hüküm sürdüğü bu dönemde İngiltere, kendi Rönesans’ını yaşamış ve elbette birçok alanda üst seviyelere ulaşmıştır. Ekonomik, kültürel, siyasal ve her türlü açıdan aydınlanmasını yaşayan İngiltere’de, 1290 yılında çıkan bir kararla beraber bütün Yahudiler sürgün edilmişti. Kral Birinci Edward’ın sert hükmü ile 1655’e kadar da bu ada ülkesinde hiç de hoş karşılanmayan Yahudiler, Marlowe ya da Shakespeare gibi dahiyane kalemler sayesinde kendilerine bu yüz yıl kapsamında ses bulmuşlardı. Yine de arada kalan birkaç asırlık sürede Yahudiler, ülkenin herhangi bir kalıcı işine el süremiyorlardı.

Tiyatro Metni Tamam Ama Asıl Türü Ne?

151207_r27378-1200

İki oyun da, genel anlamda birer trajedi olarak değerlendirilebilir nitelikte. İçlerinde komedi ögeleri bulundursalar da, hatta ve hatta bizzat komedi oyunu olarak değerlendirileni var olsa da; temel olarak kendileri birer trajedi. Peki trajedi en kısa haliyle ne demek? Şöyle ki; trajedilerin anlattıkları olay, ana karakterlerinin metaforik ya da gerçek fark etmeden düşüşünü okuyucuya sunabilmek. Bunun için Yunan tragedyalarından Medea en sık verilen örneklerdendir misal. Aynı şekilde Shakespeare’in birçok oyununun örnek verilebileceği bu tür için sizlere Macbeth ismini sunsam, o kadar da yadırgamazsınız herhalde? Temel konsept bu, geriye kalan her şey hikayenin özgünlüğüne ve ortamına uygun şekillenen ögelerden oluşuyor. Zaten Malta Yahudisi de Venedik Taciri de bu trajedi mefhumunu açıklamada oldukça usta işi metinler olarak karşımıza çıkıyor.

Başlıklar Ne Alaka?

Charles_Buchel_Sir_Herbert_Beerbohm_Tree_as_Shakespeare_s_Shylock

Gerek tarihi arka plan ve gerekse de kitapların temel janrını ele aldığımızda ve bir de elbette hikayeleri bildiğimizde, başlıklar aslında hiç de anlamsız gelmiyor bizlere. Bir kere Yahudilere olan anti-sempatik ve ön yargılı duygular fazlasıyla hat safhada olan bir dönemde yazılıyor eserlerimiz. Yani anlayacağınız bir Hristiyan’ın bir Yahudi’ye kıyaslanmasının şaka gibi karşılandığı yıllar bunlar. Yahudiler İngiltere’de, ülkeye katkı sağlayabilecek herhangi bir fırsatı üstlenemeyecek kadar alt sınıf gözüküyorlar. E hal böyle olunca da, Musevilik dinine mensup insanların isimleri bile anılmaya değecek ölçüde önemsenmiyor.

Bir isim, bir kişiyi tanımlamada en önemli ve en etkili şeydir. Adınız bilinmiyorsa, fiziken var oluşunuz o kadar da çarpıcı bir durum değildir. Hayatınız boyunca kayda değer milyonlarca şey yaptığınızı ve isminizin asla hatırlanmayacak oluşu gerçeğiyle öteki dünyaya geçtiğinizi bir hayal edin; ne kadar acı değil mi? Öyle ya da böyle her insanın, hayatında en azından bir kere kayda değer bir şeyler başarabilmiş olduğuna inandığınız zaman, isimlerin değerini de anlayacaksınız. Peki Yahudi karakterlerimizin isimleri neden odak konumuz? Aslında bütün mesele çok basit: İsimleriyle anılmamaları, onlar için yapılabilecek en büyük hakaretlerden biri.

Edebiyat tarihinde belki de sonsuza dek saltanat sürecek olan bir eserin ana kahramanı olan bir Yahudi’yi, siz tutup da başlığında bile ismini geçirmemeye bizzat özen gösterirseniz, buradan anlayabilirsiniz ki aslında onu aşağılıyorsunuz. Bunun çok basit bir açıklaması var arkadaşlar: Trajediler, ana karakterlerinin isimlerini alırlar. Bu kadar basit. Macbeth’te, Medea’da, Hamlet’te ve daha birçoğunda bunu görmeniz fazlasıyla mümkün: Trajedilerin başlıkları, karakterlerinin isimleri olur. E Marlowe da, Shakespeare de trajedi türünde eser verdikleri halde, başlıklarını Barabas ya da Shylock koymamış? Peki neden? İşte bu yüzden: Yahudileri hor görme mesajı kaygısından.

1 2
Yazar

Geekyapar'ın yeni editoryal işler amiri. Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.