İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Sinema 4 dk okuma

Yılın Filmi EVERYTIME: Bir Kaybın İzinde Hafızaya Ağıt

Arda Yozbakan Arda Yozbakan
Yılın Filmi EVERYTIME: Bir Kaybın İzinde Hafızaya Ağıt

Bu sene ikinci kez yerinden takip etme şansına eriştiğimiz Cannes Film Festivali’nde Ana Yarışma filmlerinin yoğunluğundan ve de Cannes gibi bir bölgede sosyalleşmenin mutlak gerekliliğinden festivalin diğer bölümlerindeki filmlere (Onlardan biriydi Everytime) pek zaman ayırma imkanım olmamıştı. Genelde en az birkaç filme göz atmaya çalıştığım Un Certain Regard (Belirli Bir Bakış-festivalin en büyük ikinci yarışma bölümü) seçkisini tamamıyla pas geçmiştim. Gazeteci arkadaşlar ve basından tanıdıklar yoğun festival gündeminde bir filmi ağızlarında dillendirip duruyorlardı oysa ki. O dillendirdikleri film Un Certain Regard bölümünün büyük ödülünün sahibi olmuştu ve kısa bir süre önce de Almanya’nın 2027 Akademi Ödülleri için “En İyi Uluslararası Film” kategorisinin adayı olarak seçildi.

Everytime’ı Cannes 2026’dan aylar sonra izlememe ve film etkisini bende hala korumasına rağmen filmi festival kaosunda ve temposunda görmediğim için bir o kadar da mutluyum. Çünkü Sandra Wollner’ın çektiği Everytime kendisine zaman tanınması gereken ve tanıdığınız bu zamanın çerçevesinde duygusal yoğunluğunu arttıran bir film. Everytime’ın yarattığı sinematik etki beni bu yıl şu ana kadar izlediğim en iyi film hakkında kararlı olmaya itti. Filme zaman tanıdım, filme tanıdığım zaman ve kaçırdığım Cannes 2026 gösteriminden aylar sonra ufacık bir sinema salonunda Wollner’ın filmiyle baş başa, festival kaosundan uzakta olmak bana deneyimleyebileceğimin de ötesinde bir izlenim yaşattı.

Yılın Filmi EVERYTIME: Bir Kaybın İzinde Hafızaya Ağıt

Sandra Wollner Everytime’da bizi bir kaybın etrafında birleşen üç kişiye götürüyor: henüz çocukluk çağında sayabileceğimiz ufak Melli, lise çağında ergenliğini yaşayan Lux, ve bu üçlünün yaşça en büyüğü Ella. Berlin-Tenerife ekseninde hikayesini konumlandıran Wollner’ın Everytime’ına dair daha fazla detay vermek isterdim fakat filmin sürprizleri ve de size yaşatacağı deneyimin aslında film hakkında hiçbir şey bilmeden izlemeye başladığınızda daha çok ve de çarpıcı olacağına inandığımdan bu kısmı pas geçeceğim.

Everytime aslında gayet normal ve de doğal bir düzlemde izleyiciyi karşılıyor en başlarda. Renk bütünlüğü, yönetmenin kamerayı konumlandırışı bizi doğrudan sahneye davet etmek yerine kenarda, köşede bırakıyor ve seyircinin bir anlamda birer gözlemci olmasını istiyor. Seyirci olarak bu görevi kabul edip zamanın geçmesini, diyalogların ilerlemesini ve filmdeki sanki “o” anının gelmesini içten içe, kenardan göz ucuyla bakıyormuş gibi bekliyoruz. Ve “o” an geliyor, Berlin’in sabahın ilk ışıklarında aydınlanan silüeti, havada uçan kuşlar, sanki bomboş bir şehir… Aftersun (2022) filminden tanıdığımız görüntü yönetmeni Gregory Oke’nin kamerası daha önce neredeyse hiç deneyimlemediğimiz bir ana tanıklık etmemizi sağlıyor.

Filmin konusunu çabucak geçiştirdiğim gibi deneyimi arttırması adına “o” anı tanımlamayı da es geçiyorum. Everytime o noktadan sonra bambaşka bir hafıza deneyine götürüyor izleyicisini. Video oyun-gerçeklik arasında kurduğu bağ ve David Schweighart’ın minimal müzikleri gerçeklik algımızı sorgulamamızı sağlıyor. Çocukluk-zaman-birini kaybetmek temaları etrafında hafıza deneyine dönüşen Everytime, üç ana karakterine de neredeyse eşit ağırlık vererek bütünsel bir denge de yakalıyor. Yakaladığı bu denge de özellikle Tenerife’de geçen sahnelerde bize apayrı sürprizler yaşatıyor. Yaşamın doğal ilerleyişinde bir kaybın acısını sindirmek bazen ilk işlenen tema olmuyor Everytime’ın bazı bölümlerinde, daha ziyade hayatın akışında insanın kendisi ve hafızası arasındaki çelişkileri, kayboluşları ve de tuhaflıkları hatırlatıyor izleyicisine yönetmen Sandra Wollner.

Yılın Filmi EVERYTIME: Bir Kaybın İzinde Hafızaya Ağıt

Daha henüz ilk filmi sayılabilecek Everytime’da Sandra Wollner büyük bir ustalık ve de olgunluk eseri ortaya çıkarıyor. Sinemada neredeyse bir dalga konusuna dönüşen “dış ses” (narrator) kullanımını yepyeni bir üslupla hikayenin içindeki bilmecelerden biri haline getiriyor. Üstüne üstlük bu kadar yenilikçi duran Everytime, hafızayı ve hatırlamayı anlatırken hafızalardan zor çıkacak bir sinemasal anlar bütünü olarak finalinde kendini konumlandırıyor. Film bitiyor, zaman geçiyor, ama Everytime’ın hissettirdikleri hep orada bir yerlerde kalıveriyor.

Bu saydığım gerçekten öznel betimlemeler benim için Everytime’ı yılın şu ana kadar izlediğim en iyi filmi seçmeye kadar itti. Sinemada yenilik görmek artık az rastlanır hale geldi. Everytime’da hem birçok sinemasal deney var hem de hafızanıza ilim ilim işleyecek bir arayış.

Türkiye’de ilk kez Uluslararası Ayvalık Film Festivali’nde gösterilen filmin Türkiye vizyon tarihi 18 Aralık olarak gösteriliyor:

https://boxofficeturkiye.com/film/her-defa–2018590

Arda Yozbakan

Berlin'den bildirmeye çalışan, Avrupa'nın nabzını tutan, sinema sevdalısı ve yazmayı seven bir birey.

Tüm yazıları (49)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

En çok 6.000 karakter

Adın ve yorumun yayımlanır. Ayrıntı: Gizlilik Politikası.