İçeriğe geç
Çizgi Roman 23 dk okuma

KaburaManga Röportajı – Türkiye’nin İlk Manga Dergisi İle Konuştuk!

Merve Çay
KaburaManga Röportajı - Türkiye'nin İlk Manga Dergisi İle Konuştuk!

Son güncelleme: 22 Ocak 2020

Türkiye’nin ilk manga dergisi Kabura Manga çıktı. Bizi oldukça mutlu eden bu dergiyi derinlemesine inceledik ve KaburaManga ekibine sorularımızı yönelttik ve Türkiye’de manga dergisi çıkarmanın zorlugundan, sürekliligin saglanmasına kadar pek çok konuyu irdeledik. Mangakaları ve serileri merak edenler ise söyleşinin ikinci bölümünü, ikinci sayfadan okuyabilirler.

yatay kapak

Dergide Kabura’nın hikayesini kuruculardan Yiğit Dağlıer’den ve editör Ahmet Torun’dan okuduk fakat sormak istediğim pek çok şey var. Yiğit, anladığım kadarıyla uzun süredir birlikte olan bir ekipsiniz ve sonunda ilk sayınız da çıktı. Öncelikle müthiş bir iş yapmışsınız ve emeğinize sağlık diyelim. Bize derginin hazırlanma aşamasından biraz bahsetmek ister misin? Ayrıca gelecekte neler olacak, ikinci sayıyı nerede okuyacağız?

Yiğit: Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim. Dergimizi aslında istediğimiz formatta çıkartamadık. Bunda bizim tecrübesizliğimizin büyük bir rol oynadığını söyleyebilirim. Ahmet Abi’nin geçmiş tecrübeleri olmasaydı açıkçası bu işi başaramazdık.

Dergide tam olarak 9 çizer var. Ama ilk sayımızda 6 kişi var. Onun dışında sitemizde belli sorunlar ortaya çıktı ve dergiyi kapanmış bir siteye yüklemek zorunda kaldık. Mobil uygulamamız yapım aşamasında büyük ihtimalle yaza kadar çıkartırız. Web sitemizi ise ikinci sayıya kadar tekrar düzenlemeyi düşünüyoruz ama çalınma ve forumlarda yayınlanma ihtimaline karşı pdf olarak yüklemeyi düşünmüyoruz.

Dergi aylık olarak mı çıkacak? İlerde basılı olarak okuyabilecek miyiz? 

Ahmet: Elbette derginin aylık olarak içerik yayınlaması bizim en temel isteğimiz. Ancak bu çok kolay bir şey değil. Özellikle bu bir çizgi roman dergisiyse -çünkü çizgi roman yapımı çok zaman alan bir şey. Bundan dolayı ilk sayımızı da üç dört kere ertelemek zorunda kaldık. Ancak takdir edersiniz ki bu kadar çok insanı bir arada tutan etmenler arasında maddiyat da yer almalı. Biz de aslında bir yandan aylık bir dergi olmaya uğraşırken bir yandan da bu sorunların üstesinden bir şekilde gelmeye çalışıyoruz. Dergimizi basılı olarak sunabilmek halen oldukça uzak görünüyor. Elimizdeki imkanlar şu an bunun için yeterli değil. Yani bir şirket kurmak, baskı masrafı, dağıtımcılarla anlaşmak gibi şeyleri şu anda karşılamak bizim için oldukça zor.

Ahmet senin katılmanla birlikte dergide nasıl bir editoryal değişim yaşandı?

Ahmet: Aslında şu anda derginin tam olarak editörlüğünü yaptığımı söyleyemem. Dergideki pek çok seri yazılıp çizilmeye başlanmıştı ben ekibe dahil olduğumda. Aslında ekibin kurucularından birisi olsaydım da şu anda yaptığım işin çok değişeceğini sanmıyorum.

Yiğit: Eğer ki Ahmet Torun bu dergiye katılmamış olsaydı çıkışımıza daha vardı. Çizerleri bir arada tutmamda yardımcı olmasının yanında tüm sayfaları düzenledi. Eğer o olmasaydı şimdiki derginin yarı kalitesinde çıkardık.

Ahmet: Benim de daha önce dergi benzeri oluşumlarda çalışma fırsatım oldu. Örneğin CafCaf Mizah Dergisi bunlardan biriydi. Orada benim çalıştığım süre boyunca üç kere editör değişimi yaşandı. Ancak bu editörlerin ikisi dergi içinde yer alan hikaye ve çizimler üzerinde kendi istek ve arzuları doğrultusunda pek çok müdahalede bulunmaktan çekinmiyorlardı.

Ben ise, bu dergideki insanlar bana güvenseler bile asla onların hikayelerine ya da çizim tarzlarına müdahale etmek istemedim/istemem. Çünkü bu müdahale aslında onların yarattıkları çizgi romanların onların eseri olma niteliğini bozuyor.

Ahmet, Yiğit’in de bahsettiği gibi ekibin seni ne kadar sevdiği ve saydığı belli, bundan çok kez dergide bahsediyorlar. Demek ki bir şeyleri doğru yapıyorsun.

Ahmet: Elbette ilk sayıda ve hatta ikinci sayıda da benim çok net gördüğüm kareleme, çinileme ve tonlama hataları yapılıyor. Hikayede yapılmaması gereken boşluklar var. Ama bunlar hep zamanla oturacak şeyler. Evet, beni seviyorlar. Ben de onları seviyorum. Ama bu az önce de bahsettiğim üzere bir yönetilme ve yönetim ilişkisi değil. Bu ekibin içinde hiç hiyerarşi olmasın istiyorum. Çünkü zaten kendim de bu ekibe dışarıdan dahil olmuş biriyim. Bunun dışında dergi ekibini desteklemek ve motive etmek benim görevim. Pozisyonuma böyle bakıyorum.

Benim halihazırda tanımakta olduğum onlarca yazar-çizer var. Ama ortada yapılan bitmiş iş yok. Bunun nedeni koordinasyon eksikliği. Herkes kendi istediği olsun, kimse yaptığı işe karışmasın istiyor. Ama bir şeyler üretmek için fedakarlık yapmak gerek. Aslında Kabura’da yerleştirmeye çalıştığım ana felsefe bu. Herkes birbirinden öğrenmeli ve birbirine yardımcı olmalı. Benim bildiğim bir şeyi onlar bilmeyebilir, onların bildiği bir şeyi ben bilmeyebilirim. Dergide de şu ana kadar olan da bu aslında. Dediğiniz gibi, herkes her zaman her konuda fikrini söyleyebiliyor ve bunun üzerinden tartışmalar yapıyoruz. Sonuca varmak gerektiğinde de ekip içinde oylama yapıp sonucu çoğunluğun oyuyla belirliyor ve o yoldan ilerliyoruz.

9 yazar çizer olduğundan bahsedildi. İkinci sayıda herkesle tanışabilecek miyiz? Size dışardan yollanan mangaları sanırım bir incelemeden geçiriyorsunuz nelere dikkat ediyorsunuz?

Yiğit: İkinci sayıda tüm çizerlerle tanışabilmemiz o çizerlere bağlı, ama önceki sayıda çıkanların bir sonraki sayıda çıkabileceğinin sözünü verebilirim.

Ahmet: Derginin kuruluşunda ekibe alınanlar sıkı bir denetlemeden geçirilmiyordu. Ancak tabii ki gerçekten bir şeyler ürettikten ve birinci sayıyı yayınladıktan sonra dergiye girmeye çalışacak pek çok çizer/yazar olduğunu fark etmemiz uzun zaman almadı.

Şimdilik dergiye girmek isteyen yazar ve çizerlerin bir ekip olmasını ya da bir yazarın kendi hikayesini çiziyor olması şartını arıyoruz. Yani bir yazar yalnızca hikayesiyle dergiye başvuramıyor. Bunu yapmak için önce bir çizerle anlaşması gerekiyor. Elbette o çizerin de çizgi roman yapımı hakkında bilgili olmasını umuyoruz. Bundan dolayı ilk sorduğumuz soru “Daha önce çizgi roman yaptın mı?” oluyor. Sorunun cevabı evet ise daha önceden üretilen çizgi romanı inceliyoruz ve buna göre karar veriyoruz. Ama yalnızca çizimler hiçbir zaman dergide yayınlanmak için yeterli değil.

Çizim ile çizgi romanı ayıran şey hikayedir sonuçta. Yani bir kişinin dergide çizmeye başlaması için kabaca üç niteliğe sahip olması gerekiyor.

  • Çizim teknikleri hakkında az çok bir şeyler bilmeli, yani ortalamanın üzerinde bir çizgiye sahip olmalı.
  • Arkasını okumak isteyebileceğimiz bir hikaye yazabilmeli.
  • Çizgi romanın nasıl yapıldığı hakkında temel bilgilere sahip olmalı.

Bunların hepsine ek olarak iyi bir kişiliği de varsa başımızın üstünde yeri oluyor.

Peki dergi ismini nereden alıyor?

Yiğit: Kabura pen kullanımı g-pen kullanımından daha kolaydır. Japonya’da yani manganın ana vatanında yeni başlayan çizerler kabura pen daha rahat diye onu kullanırlar. Biz de amatör olduğumuz için derginin adı Kabura ama bu ismi nasıl bulduğumuzun öyküsünü ileride dergimizde anlatmayı düşünüyoruz.

Ahmet: Yazar ve çizerlere geçmeden 28-29 Haziran tarihlerinde yapılacak ToruCon etkinliğinde dergimizin bir standı yer alacak, bu vesile ile onu da duyuralım. Orada hem ekibimizin üyeleriyle tanışabilir, hem de daha önce de bahsettiğimiz gibi ilk ve ikinci sayının fanzin olarak basılmış fiziksel kopyalarından alabilirsiniz.

kapak

Ahmet ilk sayıda göremediğimiz ama ekipte olan Merve ve Esin’i ikinci sayıda okuyabilecek miyiz? 

Ahmet: Merve bir süredir ikinci sayısı için serisi üzerinde çalışıyor. Shonen tarzında bir seri yapıyor. Esin ise henüz çizmeye başlamadı ancak yetişmesini ümit ediyoruz. Aslında Esen Şimşek adında bir başka çizerimiz daha var ekipte. Ancak son duyurumuzdan sonra ondan haber alamadık. Esin büyük ihtimalle çizecek ve ekibin içinde kalacak.

Türkiye’de kadın manga okuyucusu da çizeri de çok az, bu konu biraz üzücü. 

Ahmet: Evet, kadın çizerlerin de artmasını ümit ediyoruz. Bu arada dergide bir tek benim en sevdiğim mangaka seinen çizeri sanırım.

Genre’nin mangakası Yusuf da seinen sevdiğinden bahsetmişti. Peki ilerde dergiye shojo bir mangayla katılmak isteyen olursa? Senin en sevdiğin mangakalar kimler?

Ahmet: Elbette kapımız açık. Hatta farklılıkları destekliyoruz. Benim en sevdiğim mangaka Makoto Yukimura. Vinland Saga’nın bende bıraktığı etkiyi herhangi bir manga hatta herhangi bir çizgi roman henüz oluşturamadı. Evet, Yusuf’u unutmuşum. Yusuf’un Gantz serisiyle arasında inanılmaz bir bağ var.

Benzer sayılmasalar da Berserk, Vagabond? Ayrıca Shirow Masamune’yi de seinen içine alırım onu seviyorsundur sanırım.

Ahmet: İkisini de severim ama Vinland Saga’nın bendeki yeri apayrı. Sanırım çok samimi bir hikaye olduğunu düşünüyorum Vinland Saga’nın. Hem din, felsefe, yaşam ve savaş gibi konuları içine alıp hem de bunlara objektif bakabilen bir mangaka Yukimura Makoto.

Masamune Shirow’un özellikle ilk Ghost in the Shell hikayeleri çok iyidir. Ama sonraki hikayelerin içinde erotizm unsurunu abarttığını düşünüyorum. Tabii ki her şeyin üzerinde Hayao Miyazaki yer alıyor. Ama ona mangaka demek içimden gelmiyor. Sonuçta ben de çizgi romanın yanında animasyon odaklı bir kariyer planına sahibim. Gelecekte ne olur bilinmez.

Oğuz, Yiğit’in yazdığı kadarını biliyorum ama dergiyi ikiniz planlamışsınız en başta.

Oğuz: Yiğit bu fikrini bana ilk açtığında onu ciddiye almam bizi buraya getiren en büyük etkenlerden biriydi. Yiğit olmasaydı bunun gibi bir dergi projesi aklımın ucundan bile geçmezdi.

Sanırım en doğru adamlar bir araya gelmiş ki biz bu dergiyi okuyabildik. Senin bu süreçte nasıl bir rolün oldu?

Oğuz: Bu derginin çıkmasını Yiğit de ben de çok istiyorduk. Ahmet Abi, çizer kadomuz ve arkadaşlarımız sağolsun sonunda bunu başardık. Buraya kadar gelmeden önce çok fazla sorun yaşadık. Mesela çizer bulmak, derginin yayınlanması ve bunun gibi bir çok önemli sorun…

Peki en başta fanzin olarak çıkarmak yerine internette yayımlamaya karar vermeniz nasıl oldu? Daha çok okuyucuya ulaşabileceğiniz için mi böyle bir yol tercih ettiniz? Anladığım kadarıyla da ekip oldukça genç ve Türkiye’nin pek çok yerinden insan var. 

Oğuz: Evet, hem daha çok okura ulaşmak hem de maddi yönden sıkıntı yaşamamak için bu şekilde bir düşünceye kapıldık. Ama bastırmak yerine internetten yayınlanmanın 1. sayı için çok yararlı olduğunu düşünüyorum.

Çoğumuz İstanbul dışındanız. Bu gibi bir projede yer aldığım için çok mutluyum. Bizim sayemizde güzel yurdumuz yeni bir sanat dalını daha yakından tanıyacak. Belki de birkaç yıl sonra ülkemizde bu gibi sektörler için şirketler açılacaktır. Bunu umuyorum.

Yiğit: Oğuz’un bu dergideki rolünü anlatmak isterim. Öncelikle benim bu konuda tam olarak ciddi bir planım yoktu. Yani henüz yoktu. Şans eseri bir konuşma sırasında Oğuz’la bu işe girdik. Derginin ismini bulduk, temellerini attık. Derginin ilerleyişinde bazı sorunlar yüzünden kısa süreliğine aktif olamadı, ama derginin var olmasını sağladığını söyleyebilirim.

Oğuz: Umarım bizden bekleneni başarıp sürekliliği olan bir dergi oluruz. Bu benim için ne kadar önemli anlatamam.

Yiğit: Okul zaten karşımıza çıkan en büyük engellerden biri oldu. Eğer okul olmasaydı cok uzun bir süre önce çıkabilirdik ve seri sayımız daha fazla olabilirdi.

Oğuz: Yaz sezonu boyunca değerli okurlarımıza daha kaliteli mangalar sunabileceğiz. Bu ailenin bunu başaracağına gönülden inanıyorum.

İkinci Kısım: Mangakalar ve Seriler
genre yatay

genre1Yusuf Turğut, Genre isimli manga serisi ile dergide yerini almış. Dahi lise öğrencisi Sasaki’nin içine sürüklendiği bir sır yüzünden hedef haline geldiği bir seri Genre. Sürükleyici bir seri olacağa benziyor. Özellikle Sasaki’nin arkadaşlarına dahiliğini kanıtlamak için ortaya koyduğu oyun oldukça eğlenceli.

Yusuf, serinin devamında bu tür akıl oyunları ile sık sık karşılacak mıyız? Yaratıkların ve Genre’nin sırrını, bu sırrın Sasaki ile bağlantısını kurgularken nasıl ilerledin? Son olarak da takip ettiğin ve sevdiğin mangakaları sormak istiyorum. Hikaye kurgusu ya da çizim tarzıyla beğendiğin, örnek aldığın mangakalar kimler?

Yusuf: Başta beni daha toyken eğitmeye başlayan ve bugünlere getiren Ahmet Abi’ye, en yakın dostum ve en büyük rakiplerim olan kalem arkadaşlarıma ve bu röportaj için size teşekkür ederim. Sorunuza gelecek olursam… Genre, Sasaki’nin zekası temelinde ilerleyecek bir seri, bu zeka oyunları insanları ilerleyen bölümlerde gerçekten çok fazla şaşırtacak.
İkinci bölümden itibaren Kenshiro isimli karakterimin olaya dahil olmasıyla aksiyonu da ön plana çıkaracağım. Genre nedir? Bu soruyu bana otobüste bile soran oldu, ama tabii ki bunun cevabını öğreneceğiniz zaman, serinin sonlarına yaklaşmış olacağız. Örnek aldığım mangalar ise Death Note ve Gantz. Özellikle Takeshi Obata ve Oku Hiroya, tahtını ele geçirmek istediğim mangakalardan.

Aldığın yorumları nasıl buldun?

Yusuf: Hikayem genel olarak beğenildi, fakat çizimler eksik bulundu. Ben serisini ilk teslim eden çizerdim, yani ilk sayı çıktıktan uzunca bir süre önce çizmiştim Genre’yi. Kısaca şu anki seviyemle arada epey fark var. Okuyucular bekledikleri çizimleri ikinci sayıda bulabilecekler umarım. Hepinizin ikinci sayıyı merakla ve heyecanla beklemenizi diliyorum.

armlessyatay

armless2*1Burak Şen’i de Armless!? mangası ile tanıdık. Farklı bir evrende geçen bir intikam hikayesi Armless!? fakat basit bir intikam meselesi diyerek geçiştiremeyeceğimiz belirtiler var mangada. Seri ilerledikçe Gremm’in neden bir sorm ustası olmak istediği; halkını korumak, kayıplarının intikamını almak için ele geçirmeye çalıştığı en güçlü sorm Lom!’u ararken başından neler geçeceği ve sevdiği Hira’ya kavuşup kavuşamayacağı merak konusu.

Burak, daha önce de manga çizdiğinden bahsetmişsin. Senin ekibe dahil olman nasıl oldu, dergi hazırlanırken ve manganı oluştururken neler yaşadın? Ayrıca kendini tanıttığın yazıda Bleach ve Death Note’dan da bahsetmişsin. Gremm’in köyünde gördüğümüz pek çok kişi aklıma Hueco Mundo bölümlerindeki Arrancar’ları getirmişti. Gremm’in gülümsediği bir panel de Fairy Tail’deki Natsu’nun çocuksu ve umutlu halini hatırlattı ki sadece o panel bile Gremm’in intikamdan ibaret olmadığını anlatmaya yetiyordu. Çizimlerin de oldukça detaylı, karakterlerin giyiminden tut saçına kadar herkesin farklı bir tarzı var. Ayrıca panel kullanımındaki serbestlik de göze çarpıyor. Sana gelen yorumları nasıl buldun? İlerleyen bölümlerde oldukça aksiyonu yüksek bölümler mi görücez? Sana da etkilendiğin ve sevdiğin mangakaları sormak isterim.

Burak:

Evet, daha önceden de manga deneyimlerim oldu. Başka bir yazarla birlikte “Life Player” adlı bir one-shot ile uluslararası bir manga yarışmasına bile katıldık. Ekibe katılmam ise internete uzun bir süre erişemediğim zamanlarda Yigit’in bana katılmam için teklifte bulunması ve onu yaklaşık bir ay bekletmem sonucu oldu. Tabii ki bilinçli değildi, ben zaten böyle bir dergi olsun istiyordum ve seve seve katıldım.

Mangamı oluşturmadan önce ise “Gunner!” adlı bir mangaya baslamış ve yaklaşık on yedi sayfa kadarını da bitirmiştim. Fakat aklımda hep “Armless!?” vardı ama gelişmem gerektiği için Gunner!’a başlamıştım. Sonrasında kendi kendime Armless!?’ı ertelememeliyim dedim ve ona başladım. Normalde elli küsür olacak ilk bölümü YGS sınavı yüzünden iki kısma ayırdım, sonunda da olan bu.

Doğal olarak popüler manga ve animelerden etkilenmişliğim olabilir, ama bilinçli olarak kopyalama veya benzetmeye çabalama söz konusu değil. Zaten hiçbir zaman başka mangakaların çizimlerinden çalışmadım. Okulum gereği gerçek modelden çalıştığım desenler ile geliştirdim çizimimi.

Son olarak karakterlerde farklılık ve özgünlük olmasına büyük önem veriyorum. İsim ezberlenemese bile karakterler tip olarak hatırlanmalı.

Şu anda öyle aksiyon dolu bir sayfa çiziyorum ki çizerken bile elim ayağım titriyor. O kadar diyeyim, siz anlayın. Aldığım yorumların çoğu da beğeni bildirdiği için gayet mutluyum.

Detaycısın sanırım

Burak: Evet, detay bence sadece mangada girilebilecek bir şey, bu yüzden sonuna kadar detaya önem veriyorum.

Aslında güleceksiniz ama neredeyse hiç manga takip etmem, genelde anime izlemeyi tercih ediyorum. Çünkü manga okursam tarzımın özgünce gelişmesinin tehlikeye gireceği görüşündeyim.

En sevdiğim anime ise tabii ki One Piece! Gerçekten benim manga politikamın birebir kopyası, mükemmel hikayeye ve karakterlerde muazzam bir çeşitliliğe sahip.

bounty junkie yatay

bounty junkie*1Bounty Junkie ise Alp Barkın Doker mangası. Ödül avcılarının bulunduğu bir dünyada geçen manga, Evangelist isimli bir örgütü yakalamayı kafasına koymuş olan ödül avcısı Ryder’ın hikayesini anlatıyor. Yakaladığı ipuçları üzerinden örgüte ulaşmaya çalışan Ryder’ı ilk bölümün sonunda oldukça ilginç bir noktada bırakmış Barkın. 10 sayfalık kısa bir başlangıç olsa da yarattığı soru işaretleri ikinci hikayeyi okumak istememizi sağlıyor. Manganın en öne çıkan özellikler ise Barkın’ın iç mimarlık eğitiminden gelen mekan kurgusu ve perspektif oluştururkenki başarısı. Bu başarı da tasarımın yanısıra mekana yakın plan ya da uzak plandan, çoğunlukla farklı yüksekliklerden ve açılardan bakmasından kaynaklanıyor. Kullandığı farklı panel bölümlemeleri de hikayenin konuşma olmayan bölümlerinde dramatik ve gerilimli bir hava yaratmasında oldukça etkili olmuş.

Barkın, senin için Kabura nasıl bir deneyim oldu? Ekibe dahil olma sürecin, Bounty Junkie üzerine çalışmaya başlaman hakkında bize biraz bilgi versene? Ayrıca mekan üzerinden ilerlersek özellikle arkaplan çizimlerine ilgi duyduğun mangakalar var mı? Hangi manga serilerinden etkilendin ve takip ediyorsun?

Barkın: Evet, maalesef manga kısa oldu. Okul ve diğer işlerim araya girince son bir haftada çizmek zorunda kaldım. Aslında yirmi sayfa yapıp, konuyu biraz daha derinlere itelemek istiyordum.

Ben de ekibe ilk dahil olanlardanım. Yiğit bir gün bana bu manga dergisi projesinden bahsetmişti. Ben de neden olmasın dedim.Şimdi de bu kadar ilerleme kat ettik. Ben de çok mangalara bakarak çalışmam doğrusu. Ama arka planlarını en çok beğendiğim manga Jojo’s Bizarre Adventure’dır.

Peki ne kadarlık bir süreçten bahsediyoruz ne zamandır bu dergi üzerine çalışıyorsunuz ya da konuşuyordunuz?

Barkın: Büyük ihtimalle 6-7 ay kadar olmuştur. Ben de ilk önce farklı mangalar üzerinde çalışıyordum. “Nebula Case” adlı bir manga oluşturmuştum, ama çizimlerim yetersiz olduğundan onu daha ileride çizmeyi planlıyorum. Bu arada en sevdiğim mangakalar Yoshihiro Togashi ile Hirohiko Araki.

revival1Bir sonraki manga ise Osman Tomaso’nun rüya ile gerçek arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran mangası Revival. Seiko Etsu’nun dünyasında ruhu bir deneyden geçirilen Hideki gördüğü şeylere rüya deyip geçse de okulda başına gelenler gördüklerinin basit bir rüyadan ibaret olmadığını belli ediyor.

Osman kurguladığın hikaye ilk bölümde kendini çok açık etmeyip akılda pek çok soru bırakıyor, serinin ikinci bölümünde konu nasıl bir ilerleyiş alacak merak ediyorum. Çok fazla spoil etmeden bize oluşturduğun hikaye ile ilgili genel bir bilgi vermek ister misin? Özellikle rüyaları seçmenin bir sebebi var mı? Ruh gücünün sırlarını ve son paneldeki kişilerin kim olduklarını ikinci bölümde öğrenebilecek miyiz? Ayrıca ekibe katılmandan, mangayı oluştururken yaşadıklarından da bahseder misin? Tabii ki takip ettiğin ve sevdiğin serileri de öğrenmek istiyorum.

Osman: Aslında mangamın ilk bölümünde biraz acemiliğimden dolayı aksaklıklar yaşadım, ama ikinci sayıda bunların çoğunu çizim olsun, hikaye kurgusu olsun gidereceğim. Serinin ikinci bölümünde -ilk bölümün aksine- hikayede farklılıkları ortaya çıkarıyorum. Farklılıktan kastım giyim tarzı, karakterlerin fazlalaşması ve olay akışı. Biraz daha anlaşılır oluyor herşey. Ve aramıza katılan beş yeni karakter daha var.

Hideki için baya zorlu olucak galiba ikinci bölüm rüya ile gerçeklikliğin arasındaki çizgi baya baya bulanıklaşıyordu ilk bölümde.

Osman: Mangamı kurgularken aslında yerinde duramayan hayal gücümden ve ”acaba başıma gelse eğlenceli olur muydu?” sorusundan yardım aldım ve ortaya rüyalar çıktı. Rüyalar bana göre esrarengiz bir olay, sıradışı. Her gece farklı bir sıradışılık var. Ayrııca hikayede pek duruluk olmasın diye ruh gücü ile rüyalar dünyasını birbirine bağlamak istedim. Ama asıl ruh gücünün önemini üçüncü ve dördüncü bölümlerden sonra göstermek istiyorum.

İkinci bölümde Hideki ruh gücünün yönetimini ve rüyalarında PAT! diye düştüğü yerin nasıl bir yer oldugunu öğreniyor, bayağı zorlu.

En sevdiğim mangakalar ise Masashi Kishimoto, Tite Kubo ve Takeshi Obata tabii ki. Takeshi’ye karşı ayrı bir sempati besliyorum.

pudding1

puddinggDerginin ilk sayısında serilerden farklı olarak bir adet de one shot var. 15 yaşındaki oyun, şeker ve manga manyağı Hakuya’nın lisedeki ilk gününde yaşadıklarını anlatıyor Pudding mangası. Mangaka Demircan Kaçel ise hikayedeki Hakuya ile aynı yaşta.

Manga ilk sayfasına renkli paneller ile başlıyor ve tonlamalar gerçekten çok hoş. Daha sonraki sayfalarda da taramalar, karakterlerin yüz ifadeleri ve hareketleri oldukça iyi bir şekilde çizilmiş. Ayrıca benzer okul kıyafetlerinin içinde karakterleri ayırt etmek de zor değil çünkü her karakterin tanıyacağınız farklı bir özelliği var.

Demircan acaba ekibin en genci sen misin? Ne kadar zamandır çizim yapıyorsun ve ekiptesin? Gelecek sayıda seni daha farklı bir manga hem de bir seri ile okumaya devam edeceğiz biraz Soul Hunter-S’den de bahsetmek ister misin? Herkese sorduğum gibi senin de sevdiğin ve takip ettiğin mangaları öğrenmek istiyorum.

Demircan: İlk katıldığımda en genciydim ama sonradan Ali adlı arkadaşımız aramıza katıldı, o benden bir yaş küçük.

Evet, ben de en baştan beri ekipteyim. Zaten Burak ve Yusuf’la bir süredir arkadaştım, en başından beri rakiplerim onlardı. Onların orada olması beni dergiye çeken faktörlerden biriydi.

Ben mangaya başlayalı tam olarak iki yıl gibi bir süreç oldu. Manga çizmeye başlamamın sebebi aslında o yıllarda çıkması olası olan, ama daha sonradan başlamadan biten dergi ShiroInku’ydu. İlk önce Ahmet Abi’yle tanıştım, ona çizimlerimi yollamaya başladım. Yani bir yandan Ahmet Abi sayesinde başlamış gibi oldum. Onun yaptığı yorumlar benim manga çizmek için çok daha istekli olmamı sağlıyordu. Ben de soluğu manga çalışmalarında aldım.

“Soul Hunter-S” adlı mangam aslında ilk sayıda çıkacaktı, ama aklıma Pudding adlı hikayem gelince beş bölümlük güzel bir aşk serisi çıkartırım diye düşünmüştüm. Daha sonra Soul Hunter-S için yeni bir senaryo yazmak aklıma geldi ve Pudding’i bu şekilde bitirmek zorunda kaldım. Yani hikayesi bu yüzden bu kadar yarım yamalak diyebilirim. Soul Hunter-S’in ise shounen, komedi, aksiyon ve ilginç savaşlarla dolu bir manga olarak karşınızda olacağına emin olabilirsiniz.

En sevdiğim mangakalar içinde Takeshi Obata en baştadır benim için; çünkü çizgileri, arka planları ve karakterlerin ifadeleriyle yansıttığı şeyler tamamen profesyonelce. Hani en zor çözülen düğümü çözüp tekrar aynı şekilde bağlamış gibi. İşi tamamen çözmüş bir insan. Hiro Mashima’yı da çok severim, çizim tarzını özellikle. Bunun dışında Kazue Kato ve Eiichiro Oda’da hayranı olduğum mangakalar arasında.

lightkillerz1

Derginin son mangası ise ekibin en genci olan Ali Duhan Ulusoy’un Lightkillerz mangası. Kötü bir bilim adamının buluşu yüzünden insanların ruhunun Creep’lere dönüştüğü ve bedenlerinin ise komaya girdiği bir dünyada Lightkillerz ekibi Creepslayer olarak çalışarak insanların ruhlarını ve bedenlerini kurtarıyor. Dergideki en aksiyonu yüksek bölüm diyebiliriz Lightkillerz için.

Ali ekibe son dakikada katılmışsın sanırım. Daha sonradan katılan birinin gözünden senin için nasıldı dergiyi hazırlama süreci? Mangana dönecek olursak Lightkillerz’ın ilk bölümü oldukça geniş bir zaman aralığını anlatıyor. Dünyaya dair pek çok bilginin yanında Takeshi’nin geçmişine de değinmişsin. İlk bölümün sonunda da galiba çok farklı özelliklere sahip bir Creep ile karşılaştık. İkinci bölümde bizi neler bekliyor? Dergide sağdan sola ilerleyiş örneğini de bir tek sende gördük özellikle seçtin sanırım? Ayrıca sevdiğin mangakaları dergide yazmış olsan da yine de soracağım saydığın isimlerin özellikle başarılı bulduğun özellikleri neler?

Ali: En baştaki creep ile en sondaki aynı creep aslında. Araya flashback girince karıştıranlar oldu. Ama o, Takeshi’nin ailesini katleden Creep.

Evet sağdan sola yapıyorum. İkinci bölümde yeni kişiler görüyorüz ve çizimler daha iyi. Hikayenin de iyi olduğunu düşünüyorum. Takeshi artık dünya için Lightkillerz ile beraber savaşacak.

En hayran olduğum mangaka tabii ki de Kubo Sensei. Tek kelimeyle mükemmel. Diğer sevdiklerim ise Kishimoto, Obata, Hitoyuki, Oda ve Isayama.

En son ben katılmış olsam da bu ekibi çok seviyorum. Ve bir yılda çizimimi evrime uğratan Ahmet Abi’ye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Her türlü sorumu ona sordum ve hiçbirini cevapsız bırakmadı. Bir gün yine hepimiz rakipler olacağız, yine bir arada. Ama bu sefer Kabura’da değil, Shonen Jump’ta olacağız, söz veriyorum.

Merve Çay

Wu Wei: the Action of Non-Action / Eşikte Bir Kişi. Mimar, Animanga manyağı, Mütemadi öğrenci @mrvcy

Tüm yazıları (40)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.