Tüm İTLİKLERİNE Rağmen Finaldeki Ölümüyle Bizi Üzen 5 KÖTÜ Karakter
Kötü karakterlerin işi kötü olmaktır; basit, değil mi? Ama bazen onu da çok iyi yapamazlar işte. İnsani tarafları yüzeye çıkar, kalpleri açık olur. Onları iyi çocuklara köstek olmaya şartlanmış bir yol engeli olarak değil, oldukları esans şekillerinde; yani bir insan hükmünde görmeye başlarsınız. Genelde de ölüm ile yüz yüze olduklarında ayyuka çıkar bu. Fark ettiniz değil mi neyden bahsettiğimizi? Bütün film kendisi her türlü itliği kopukluğu yapmasına rağmen, ölümüyle bizi üzen karakterlerden söz ediyoruz.
Tam kafanızda canlanmadıysa, şöyle örnekleyelim:
Kong (King Kong)
Birincisi, netleştirelim: Kong kötü adam olmayı falan istemedi. Kong’un kötü adam olması tamamen insanların aymazlığı esasında. Ama işte heyhat, hayat onu kendi adını taşıyan filmin final kötüsü olmaya zorladı. O da Empire State binasının tepesinde, insanların saldırısı altında, sevdiği kızın… kollarında değil de, sevdiği kız onun avuçlarındayken can verdi. Vurucu sahnesi, ona bakıp, “Uçaklar değil, Güzel’di Çirkin’i öldüren” diye lafı gediğine koyan Denham’dı şüphesiz.
Barbossa (Pirates of the Caribbean)
Barbossa ilk filmin tartışmasız kötüsüydü. Ne oldu da sonraki filmlerde tanıdık bir sima, sevimli bir surat, eski bir dost oldu? Şu oldu: Çok güzel öldü Barbossa. Gerçekten, ilk filmin sonunda acayip müthiş öldü kendisi. Zaten derdi ölemiyor olmaktı bir anlamda, laneti kaldırmak istiyordu. Ölümlülük ile tanışması, tanıştığı gibi gitmesi, buruk bir final oldu kendi adına. Hoş çok da final olmadı, sonra geri geldi adam ama, olsun.
Gollum (Lord of the Rings)
Tartışmaya gerek var mı? Bakın, insanlar Tolkien’in dehası yüzünden bunu çokça unutuyor. Ancak bütün Yüzüklerin Efendisi hikayesinin başlama sebebi Gollum. Hayır, “yüzüğü nehirde buldu” anlamında söylemiyorum. Gollum’un ağzından işkenceyle “Baggins” ve “Shire” kelimelerini çekmeseler, Sauron’ın yirmi beş milyar yıl aklına gelmez Hobbitköy’de Güç Yüzüğü aramak. E sayısız cinayet girişimi zaten cabası! Ama yine de, elinde kıymetlisi, mutlu mesut lavlara düşerken sizin de kalbiniz burulmadı mı be geekler? Sizin de canınız bir cız etmedi mi?
The Penguin (Batman Returns)
Penguin tam bir Tim Burton karakteriydi. Zaten öyle de bir mühür vurdu ki Burton karaktere Danny DeVito ile birlikte, çizgi romandaki asırlık külliyat bir anda yok oldu, yerini neredeyse trajik bir kötü adam aldı bir süre. Aykırı olduğu için toplumdan dışlanmış marjinal çocukların ağlak hikayelerini anlatarak kendine İngiltere’de şato yaptıran Burton, burada da can evinden vurdu. Penguin’in gidişini görmek hepimiz için zordu.
Roy Batty (Blade Runner)
Ben burada bu sahneyi falan açıklamayacağım. Sadece bir şey diyip, sözü direkt olarak Batty’nin final alıntısına bırakacağım. Bu film, yüzde doksan dokuz oranında bugün Roy Batty’nin müthiş ölümünün sırtında efsane olarak hatırlanıyor. Bu “çok güzel öldü adam, ölmese film çöp” değil. Ama orada, o şekilde zirve yapıp, bizi Batty’nin ölümüne üzdüren şeyler aynı zamanda Blade Runner’ın da müthiş olma sebepleri. Çünkü şu ya, sadece şu:
“Sizin gibilerin asla inanamayacağı şeyler gördüm. Orion’da alev alev yanan hücum gemileri gördüm. Tannhauser kapısının yanında, C-ışınlarının karanlıkta parıldamalarını izledim. Tüm o anlar, zamanda yok olacaklar. Yağmurdaki gözyaşları gibi. Ölme vakti geldi.”
Yarabbim sen başımızdan kaliteli bilimkurguyu eksik etme…
Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.
Tüm yazıları (2655)




Yorum Yap