İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Dizi 10 dk okuma

5 Maddede TED LASSO’nun GERÇEK DIŞI Dünyası

Meltem Deniz Doğan Meltem Deniz Doğan
Jason Sudeikis'in canlandırdığı Ted Lasso karakteri

Dördüncü sezonuna geçtiğimiz hafta veda ettiğimiz Ted Lasso hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden aldığı haklı beğenilerin yanında kendisinden sıkça “modern bir masal dünyası” ya da sevgili Halit’in de söylediği şekilde “İçinde gerçekten yaşamak isteyeceğimiz bir fantastik evren” olarak bahsettiriyor. İyinin kazanabildiği, karmaşık olayların tatlıya bağlandığı, bir nevi ‘feel good‘ içeriğinin adresi olan bir dizi için bu tanımlamalar da haksız olmayabilir elbette. Ben de şimdi burada, karşınızda, Geekyapar’da çokça övdüğümüz Ted Lasso’yu öven ya da onu anlatan bir yazı yazmaktan ziyade Ted Lasso’nun dünyasının gerçek dışı olması üzerine konuşmaya geldim. Hazırsanız başlayalım ve merak etmeyin, spoiler vermeyeceğim.

1) İyi İnsanlar Naiftir.

Tam olarak ne zaman, nerede başladı bilmiyorum. Belki ilkokulda, sosyal çevremizi ilk kez deneyimlerken karşılaştığımız insanlar, belki büyüklerimizden dinlediğimiz hikâyeler, sonrasında kendi tecrübelerimiz ve giderek daha da erişebilir hâle gelen filmler, diziler, ana akım eserlerle beraber iyiliğin bir çeşit naiflik olduğuna; zeki ya da ortalamadan daha başarılı insanların ise bir şekilde daha üstün, manipulatif, ukala, kaba ve kibirli olduklarına ikna oluyoruz.

Bilirsiniz o hikâyeyi, karakterimiz çok zeki bir dedektif olduğu için onun gördüğü ayrıntıları yakalayamayan polislerle dalga geçer, kendisini anlayamayacaklarını düşündüğü için insanlardan uzak durur ve hatta onları sevmez, yanında istemez. Sherlock Holmes uyarlamaları buna bir örnek olacaktır, sadece o değil tabii. House, çok sevdiğim bir dizi, o da birebir buradan geliyor zaten. Çılgın bilim insanları ki Rick and Morty bu yaygın temsili ele alıp karikatürleştiriyor, neredeyse sosyopat gibi resmediliyor ya da deha sanatçılar biraz toplumdan soyut, kaprisli, ne bileyim bir değişik oluyorlar, değil mi?

Sonra dünyaya dönüyoruz ve deha sanatçıların illa kaprise değil, depresyona kapılmaya da meyilli biyografilerini okuyoruz, bilim insanlarının aşı geliştirdiklerini, sınırları aşan doktorların gönüllü olarak savaş bölgelerine gidebildiklerini ve de felaket yetenekli bir yazılımcının salt zevk aldığı için haftalarca üzerinde çalıştığı oyun modunu Reddit’te herkesle paylaştığını görebiliyoruz.

Neden bir insanın zeki ve kibirli olmasını gerçekçi buluyoruz da zeki ve nazik olmasını açıklama gerektiren bir istisna sayıyoruz? Bence Ted Lasso ile ilgili asıl soru burada. Çok iyi dart oynayabilen bir Ted Lasso, en baştan rakibine büyüklenerek onu ezseydi, bunu gerçekçi bulurduk. Çok iyi dart oynamasını rakibine ön yargılı değil, meraklı olmasını tavsiye etmek için kullanıp, kibarlığı ile dumur eden bir Ted ise gerçekçi değil.

Ted Lasso dizisinden Rupert Mannion
Ted Lasso dizisinde Rupert Mannion’u canlandıran ve dördüncü sezon öncesinde kaybettiğimiz Anthony Head.

2) Rekabet Düşmanlıktır.

İster bir futbol takımı, istersek bir ideoloji düşünelim “bizden” ve “bizden olmayan” gibi ayrımlarla karşılaşmak normal. Çoğu zaman şaka düzeyinde kalsalar iyi ama birinin kazanması çoğunlukla diğerinin kaybetmesi anlamına geliyor, mesele insan hayatına ne kadar etki ediyorsa o ölçüde de bu bir sorun oluşturuyor. Ama hayır, konuyu şu an “Galatasaray olmazsa Fenerbahçe’nin ne anlamı var?” gibi bir büyük klişeden ele almıyor, rekabet bizi geliştirir ya da farklılıklarımız ile güzeliz gibi bir idealist iyimserlik de sunmuyorum.

Gerçekçi olmak bizi Burger King’in, pandemi döneminde yayımladığı bir kampanyada müşterilerine diğer rakip restoranlardan da sipariş vermeye teşvik etmesine götürüyor çünkü. Burada iyilik, güzellik, nezaket, mutluluk gibi kavramlar söz konusu değil takdir edersiniz ki. Dolayısıyla teoride bir rakibin ortadan kalkması diğeri için bazı durumlarda iyi olabilecekken pratikte düşmanca bir hırsla rakibin batmasını çoğu zaman istemiyoruz. Salt bu yaptığımızın bize getireceği tanıtımı faydacı olarak düşünsek bile.

Rekabet eden tarafların ortak çıkarlar için bir araya gelebilmesi ve birbirini yok etmekten ziyade zorlamak istemesi dünyamızda oldukça fazla rastlanan bir durum. Rekabeti salt karşımızdakini ezmek olarak görmezsek, onların başarısından kendi adımıza da bir anlam çıkartabiliyoruz. En güçlü rakibinin kanser kampanyası için “Bugün Whopper almayın” diyen ve bundan da manevi bir kazanç elde eden şirket, gerçek dünyamızda mevcut. Rakip takımın kaybetmesi için gerekirse bel altı oynayan, teknik direktörlerinin sırlarını ifşa eden bir kulüp başkanını gerçekçi buluyoruz. Başarılı taktikleri için rakibini takdir eden, her güzel kararında ona şans verdiği için birazcık gurur duyan ve bu tavrıyla kamuda övülen Ted Lasso ise gerçekçi değil.

5 Maddede TED LASSO'nun GERÇEK DIŞI Dünyası
Jamie Tartt ve Roy Kent

3) Yetenek İspat Gerektirir.

“Ağlamayan bebeğe meme vermezler” denir, ürün değil paketi önemli denir, kim daha çok konuşursa o daha çok dinlenir denir. Denir de denir böyle şeyler. Sonra bir gün hepimizin iş yerinde herkesle aynı işi yapmasına rağmen herkesten çok meşgul olan, hepimizin okulunda herkesle aynı ödevi yapsa da öğretmenine “Bakın, ben yaptım” demek için her derste ödevi hatırlatan, kendi fikirlerine sahip olması başlı başına yeterliyken biraz daha sevilmek için bol keseden sivrileşen, kazandığı bir ödülü kimliğinin yegane parçası hâline getiren insanlar belirir. Ve inanır mısınız, onları sevmemekle kalamayız, onlardan olmadığımızın altını da çizeriz.

Buna rağmen avantaj kazanabilmek için karşı takım oyuncularına faul yapan, hile ile kendini yere atan ya da pozisyon sonrasında kavga çıkartan yetenekli futbolcuları gerçekçi buluyoruz. Jamie Tart’ın herkesten iyi olduğunu kanıtlamak için pas vermek yerine hep kaleye oynamasını, kendine rakip olabilecekleri zorba yöntemlerle yıldırmaya çalışmasını da bu sebeple gerçekçi bulduk. Aynı Jamie’nin takım olmanın ne demek olduğunu anlaması, nezaketi öğrenmesi, başkasının gol atmasına yardım edince takımına daha çok katkı sunduğunu ve doğal olarak kendisinin de daha başarılı olduğunu fark etmesi nedense, gerçekçi değil.

5 Maddede TED LASSO'nun GERÇEK DIŞI Dünyası

4) Tevazu Vasattan Nasihat Dinletir.

“Lüzumsuz tevazuunun neticesi ahmaktan nasihat dinlemektir” de diyebiliriz. Bir önceki maddeyle bağlantılı olarak özgüvenin iyi bir şey olduğu, medeni cesaretin teşvik edilmesi gerektiği gibi yeri gelince tabii ki işlevsel olabilecek tavsiyelerle büyütüldük, büyütüyoruz. Ama yolda izde, gerçekten özgüvenli ve medeni cesareti yüksek insanlara dönüştüğümüzde “vasattan nasihat dinlememek” için iyi bildiğimiz şeyi bastıra bastıra söylememiz, kendi dengimiz dışında birinden tavsiye almamamız, fikirlerini önemsemememiz gibi cümleler de ekleniyor buna. Halbuki kalıp ifadeler sıklıkla birbiriyle çelişir; “Boş başak dik durur” gibi tersleriyle mevcutlardır.

Nezaketi bazen dürüstlüğe tercih eden, tartışmanın anlamsız olduğu durumlarda sessiz kalmayı uygun bulan, bazen ağır sözleri göğsünde yumuşatan insanlar tevazu gösterir. Hakarete karşılık vermediğiniz için eziklikle, kabalığa dikkat çektiğiniz için hassaslıkla, yaptığınız bir sakarlığı saklamak yerine herkesle beraber güldüğünüz için şapşallıkla itham edilebilirsiniz. İnsanların hayatını magazin uğruna didikleyen, her kazanılmayan maçta yönetim istifa diye bağıran, yirmi gol atıp yirmi birinciyi kaçırdığında oyuncudan formasını çıkartmasını talep eden; bir nevi ekmeğini “Vurun kahpeye” şeklinde çıkartan kimseler gerçekçi bulunur. Dünya böyle işliyordur çünkü. Bilmediklerini kabul edip ikiye katlayan, sonra da “Sizi duyuyorum, siz de beni duyun diye elimden geleni yapacağım” diyen Ted Lasso, çocuksudur. Başkalarını acımasızca yargılamak gerçekçi, kendi eksiklerini kabul edip iletişim kurmaya çalışmak ise gerçek dışıdır.

5) Sevgi Koşulsuzdur.

5 Maddede TED LASSO'nun GERÇEK DIŞI Dünyası

Sevginin koşulsuz olması gerektiğini söylerken onu bir kez kazanıldığında sonsuza kadar yerinde kalacak bir şey gibi düşünüyoruz. Biri ya da bir şey var, onu sevdiğimi söyledim, bitti. Ama sevdiğimizde ya da bize sevdiğini söyleyen kişi tarafından sevilmediğimizi düşündüğümüz ilk anda fark ediyoruz ki birini sevmekle onun yanında olmaya devam etmek, onu anlamak ve onunla birlikte değişebilmek aynı şey değil. Sevgi diğer duygulardan farklı çünkü emek istiyor.

Ted Lasso kibar davranmakla yetinmiyor, insanları tanımaya çalışıyor, kendisini hayal kırıklığına uğratan insanlarla ilişkisini bir anda silip atmıyor ama hiçbir şey olmamış gibi de davranmıyor ve insanlara değişebilecekleri bir alan açıyor. Üstelik bunu yalnızca kendisinden hoşlananlara ya da ona iyi davrananlara yapmıyor, yolunun kesiştiği her bir kişiye samimiyetle açıyor bu alanı. Bölümler akıp sezonlar devam ettikçe görüyoruz ki Rebecca da Roy da Jamie de Keeley de aynı şeyi yapmaya başlıyorlar. Hem birbirlerine, hem kendilerine. Ted Lasso’nun dünyasında sevgi, insanlara öylece verilmiş, sonra da kenarda bırakılmış bir hediye değil. “Dün hava kapalıydı üzüldüm; bugün açtı, mutluyum” dermiş gibi, “Dün seni seviyordum, bugün işler değişti” demek gerçekçi. Her gün yeniden taze pişirilip, pembe kutusunda insanlara hediye edilen shortbread‘ler gerçekçi değil.

Futbolu Bilmeyen Teknik Direktör…

Belki gerçekten kafamızı okşayan olmamıştır ama ben herkes için durumun bu olduğunu düşünmüyorum. Bence zaten Ted Lasso’nun dünyasında yaşıyoruz. Günlük hayatımızda zeki ve başarılı insanların kibar olduklarını görüyoruz. Bize bir şey öğretirken bizi küçümsemeyen profesörlerimizi daha çok takdir ediyor, böyle insanlarla karşılaşmayı tercih ediyoruz. Sevdiğimiz insanlardan ilgi ve özen gördüğümüzde mutlu oluyor; başkalarının başarısına sevinebiliyor, hatalarımızı kabul edebiliyor, bizi hayal kırıklığına uğratan insanlarla yeniden ilişki kurabiliyoruz. Tarihin başından beri savaşlar, anlaşmazlıklar ve bilumum tartışmanın ardından gene de bu şekilde birlikte yaşamaya devam edebilmişiz dolayısıyla bunların hiçbiri bize yabancı değil. Her gün tekrar tekrar karşılaştığımız şeyler.

Ted Lasso’nun dünyası da kusursuz değil zaten. İnsanlar hata yapıyor, birbirlerini kırıyor, yanlış kararlar veriyorlar. Bakın, ülkemizde çok değil, son on yıl içerisinde aynı insanın hem Bilim ve Teknoloji hem de Milli Savunma Bakanlığı yaptığını gördük, hatta Milli Savunma Bakanlığı’ndan Milli Eğitim Bakanlığı’na geçenimiz de var dolayısıyla “Futbolu bilmeyen birini takıma nasıl teknik direktör getirirler, hiç gerçekçi değil” yorumlarını dahi kabul etmiyorum.

Ted Lasso’nun dünyasıyla aramızdaki fark bunların orada mümkün olması değil. Bizim de her gün tanık olduğumuz bu davranışları bir arada gördüğümüzde onları gerçek dışı bulmamız. Tek tek karşılaştığımızda takdir ettiğimiz özellikler bir araya geldiklerinde bize masal gibi geliyor. Ted, bizlerin olduğumuz kişi hâlinde yaptığımız şeyleri daha bilinçli yapıyor sadece, bir araya geliyorlar. Oysa biri gerçekten kibar, biri olduğu hâliyle hassas, biri yardımseverliğiyle tanınan, biri toplu taşımada her zaman hamilelere yer veren insanların hepsi bu dünyada yaşıyor. Ted Lasso da öyle.

Not: Bunun bir övgü yazısı olmayacağını söyledim çünkü Geekyapar olarak bayağı övdük zamanında. Bir bakmak isterseniz o da aşağıda:

Oynatınca video YouTube’dan yüklenir.
Meltem Deniz Doğan

Hayvan dostu, çokça yalnız; ismiyle müsemma ama çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine şaşırarak ‘takı taluy takı müren‘ arıyor.

Tüm yazıları (436)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

En çok 6.000 karakter

Adın ve yorumun yayımlanır. Ayrıntı: Gizlilik Politikası.