Peyami Safa: Azılı Bir Mizojinist Mi, Fevkalade Bir Yazar Mı?
Örgün öğretimin tahta sıralarından geçerken karşılaştığımız edebiyatla neden yıldızımız barışmıyor? Niçindir ki o kitapları okumak bize bir zulüm oluyor da, sonra kendi başımıza, kendimiz için okurken aynı metinden bambaşka bir okuma zevki alabiliyoruz? Peyami Safa okurken neden içimizde o tuhaf, ruhu içten yiyen yabancılık hissi uyanıyor?
İşin uzmanı elbette değilim ve ilkokul çocuğuna edebiyat eleştiri kuramları ne derece anlatılabilir elbette bilmiyorum. Ancak şunu biliyorum ki benim bir metinden keyif almam için ona tapmamam lazım. Sizi bilmem, ben ilkokul ve ortaokul boyunca bazı metinlerden haz etmeyebileceğimi bilmiyordum.
Zaten ilkokul hep tartışmalıdır edebiyat için. Ömer Seyfettin okumalı mısınızdır, mesela, yoksa bu tür keder ve şiddet türlerinden sonsuza dek kaçmalı mı? Ya da okurken içerdiği şiddeti konuşamaz mısınız, mesela, lisede? Peyami Safa eleştirmek mümkün müdür? Kitaplar ve yazarları, ah o erkek yazarları o kadar dokunulmazdır ki, kitabı beğenmemek insanın aklına bile gelmez. Oysa ki edebiyata dair geek bir aşkınız varsa o metinleri sevmenin ve nefret etmenin binbir türlü yolu olması eminim ki benim kadar sizin de yüreğinizi hızlandırıyordur. Sevmemek, beğenmemek, eksiklerini söyleyebilmek büyük bir keyif veriyor bana. Duru veya ağdalı olsun olmasın, Türkçesinden belki çok zevk aldığımız, insan psikolojisini bir açıdan çok iyi anlıyor dediğimiz yazarlarımız.

Belki de işte kadınlardan, kadın karakter yazmaktan, kadın karakter yazmaktan çok anlamıyorlardır. Ve bu kısmı eleştirip devam edebiliriz onları okumaya. Eleştiriyi yazmaktan ve okumaktan aldığımız geek zevk baki, kotardıkları ve kotaramadıklarıyla bir metni görebilmenin zevki ayrı kalır böylece.
Örneğin Peyami Safa. Safa’nın ciddi bir derdi var: doğuyu mu, batıyı mı seçeceği hakkındaki tereddütleri. Ancak tereddütte olmayı da büsbütün hakaret görmesi. Siyasal dertlerini metinlerine yansıtmayı seven, siyasetini yaptığı şeyi de çok keskin sınırlar içerisinde anlatan bir yazardır Safa. Derdini, doğru bulduğunu söylemekten, ya da daha doğrusu karakterlerine söyletmekten çekinmez. Fatih-Harbiye örneğin, bu derdi çok somut yapar. Batı ve Doğu semtlerse, onlar arasından erkeğini seçen bir de kadın vardır elbette.
Safa’daki bu coğrafi somutlaştırmadaki indirgeme yalnız Batı’nın pejoratifliği üzerinden işlemez, aynı zamanda feminenliğin pejoratifliği ile de işler. Batı elbette yüzeysel ve donuk, ruhtan yoksundur, ancak Batı aynı zamanda tam da bu nedenle kaçınılmaz olarak feminendir. Doğu batı çelişkisi ve bu cinsiyetçi oryantalizm hakkında daha fazla okumak için Fatmagül Berktay’ın eserlerine bakabilirsiniz. Batı’da ruhtan yoksun negatif bir taraf vardır: örneğin Harbiye ve Beyoğlu kitap boyunca yalnızca parlak vitrinlerdir, şampanyadır, belki biraz konfetidir ki bu taraflar Neriman’ın vitrinlere “gönlü kayan” kişiliğinde ve aklı çelinen mizacında kan ve can kazanırlar.
Elbette Peyami Safa nihayetinde bir yazar olarak tüm yaratım gücünü kullanır ve Neriman’a “doğru” olan ve onu mutlu bir yaşama sevk edecek olan seçimi yaptırır: tıpkı Neriman gibi kadın olarak sembolize edilen vatan da Doğu’yu, Şinasi’yi, udu, gelenekseli, “bizim olanı” seçer. Veya seçmelidir. Neriman seçtikçe dönemin aydınının psikesi rahatlayıp şüpheye düştüğü o değeri onarılacak ve özgüveni tamamlanacaktır. Tıpkı Yalnızız’daki gibi:
“Dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah’ını. Kendine dön, kendine bak, kendine gel.”
Neriman kendisini bulur ve bir Fatih kızı olmayı sevmeyi öğrenir. Feragat eder ve böylece makbul kadın olur.
Neriman’ın kurgusal akrabalarına “Bihruz Beyin Kız Kardeşi” diyecektir Deniz Kandiyoti. Her ne kadar Neriman yalnızca tereddüt etmenin günahını taşısa da tamamen alafranga olan kadınlar dönemin romanlarında hemen hemen her zaman cezalandırılır. Oysa Neriman seçici kadın olarak farklı bir amaca hizmet eder ve “mutlu son”a kavuşur.
Neriman makul olanı seçer. Erkek yazarın muhafazakar ajandasında bir kadının belki de Kandiyoti’nin terimiyle “Patriyarkal pazarlık” yaptığını ve “akla yatkın” seçeneği seçtiğini görürüz. Neriman’ın özgürlük için diretmediği veya diretemeyeceği kurgu içerisinde babasının fikirlerini ve Şinasi’yi seçmesi ona otoriteden kendisine yönelen bir sevgi ve onay kazandıracaktır: Neredeyse yazarın bizatihi onayını kazanan bir kadın figürü. “Kalbi ısınmaya başladı. Babasını sevindirmek arzusu, onun bir an için boşalan içini yeniden dolduruyordu. Kimbilir ne memnun olacak!” Başına buyruk davranışlarıyla babasının veyahut belki de yazarın istediği davranışın arasında ciddi bir fark vardır.
“Evet, bundan on gün evvel, gece yarısından sonra Macit’le beraber, otomobille bu sokaklara girişini hatırladı. O vakit ki müthiş korkusu ve azabı ile şimdiki vicdan rahatlığı arasındaki farkı bir saadet gibi kabul etmeye çalıştı. isyan duygularını takip eden bu intibak, henüz başlangıcında olduğu için, ona yeknesak görünmüyor ve yeni bir his veriyordu.”
Tüm bu süreçte Peyami Safa Neriman’ı nasıl konuşturur? Bu aldatma, romanın gözüyle belki Şinasi’yi, belki de kendini aldatma sürecinde neler yaptırır yazar kadın karaktere? İdeolojik ajandanın satır aralarında dahi Neriman sadece yazarın kuklası mıdır?

Fatih-Harbiye Şinasi’nin bakış açısıyla başlar ve nihayet Faiz Bey’in bakış açısında son bulur. Kitap erkekle başlayıp erkekle bitse dahi, Neriman’ın zihninde kimi zaman çok sivri çıkışlar duyar okur. O, oldukça belirgin bir vizyonla sözcüklere dökülmüş olmasına rağmen yalnızca yazarın şahsının ve dönemin egemen düşüncelerinin tam bir yansıması değil gibidir. Neriman kendi içerisinde Safa’nın çeliştiği görüşleri de taşıyan ve bunları ifade etmekte zorlanmayan bir karakterdir.
Bunu da belki en açık şekilde (tıpkı Şinasi’nin Ferit’le konuşurken en açık iletişim kurması gibi) arkadaşı Fahriye ile konuşurken yapar. Virginia Woolf kurgulardaki kadın arkadaşlıklarını düşünürken şöyle diyor:
“Kadınlar arasındaki bütün bu ilişkiler, diye düşündüm, kurmacalardaki kadınların muhteşem geçit törenini hatırlayarak, fazla basit. Ne kadar çok şeye değinilmemiş, ilgilenilmemişti. Okuduklarım arasında, iki kadının arkadaş olarak sunulduğu bir örnek olup olmadığını hatırlamaya çalıştım. … hemen hemen her zaman erkeklerle ilişkileri bağlamında gösteriliyorlar. Jane Austen’a gelene kadar kurmaca yapıtlardaki bütün kadınların sadece karşı cins tarafından görüldüklerini değil, sadece karşı cinsle ilişkileri bağlamında görüldüklerini düşünmek çok tuhaftı.”
Neriman arkadaşı Fahriye’yle başta bir erkekten, yani Şinasi’den ve malum sorunlarından bahsetse dahi sonrasında dili çözülür, asıl meseleye dair fikirleri ortaya dökülür:
“O Fatih meydanının önün den geçerken meydan kahvelerinde bir sürü işsiz güçsüz, softa makulesi adamlar oturuyorlar. Biraz temizce giyindin mi insanın arkasından fena fena bakıyorlar, kim bilir neler söylemiyorlar, insan yolda bile rahat yürüyemiyor.”
Neriman tacizden şikayet etmektedir, şu ya da bu nedenden Harbiye ona Fatih’ten daha güvenli gelmiştir. O, gecenin bir vakti eve girdiğinde Fatih’in nazlı uykusunu ve sessiz gecesini bir bıçak gibi bölmek istemiyordur. Neriman neredeyse yazara ihanet eder ve kendi perspektifini tüm gerçekliğiyle ortaya koyar. Safa, muhafazakar anlatının ardında dahi bu basit ve haklı arzuları açıkça yazabilmektedir.
Yani böyle bir yazardır Peyami Safa. Fatih-Harbiye’yi beğenmeme hakkını kendimize vermek, bana onun karakterlerinin derinliğini ve dolayısıyla eserinin giriftliğini kabullenmenin yalnızca başka bir yolu gibi geliyor. Siz ne diyorsunuz? Sizce de önceden belirlenmiş bir yola karakterlerini ittirmese Peyami Safa çok daha enfes eserler verecekmiş gibi geliyor mu?
İstanbul'da yaşıyor, buraya yazacak havalı bir şey de bulamadı. @charles_bourbaki
Tüm yazıları (127)



Yorum Yap