İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Sinema 10 dk okuma

Sinemanın Çehresini Değiştiren Adam – Marlon Brando’nun Tarihe Geçmiş 13 Unutulmaz Rolü

Yiğitcan Erdoğan
Sinemanın Çehresini Değiştiren Adam - Marlon Brando'nun Tarihe Geçmiş 13 Unutulmaz Rolü

Annelerimizin, hatta anneannelerimizin gözlerinin buğulanmasının sebebiydi Marlon Brando. Ne zaman bahsi geçse, onlar şöyle bir iç çekerdi. Önce ne kadar iyi bir oyuncu olduğu söylenir, yeteneğine vurgu yapılırdı; sonra da ne kadar yakışıklı olduğu belirtilirdi illa ki. Sonraki nesiller ise ağırlıklı olarak üç filmle tanıdılar kendisini: Baba, Süpermen ve Kıyamet. Onlar için Brando’nun yeteneği tartışılacak bir şey değildi, ama yakışıklı bir adam olarak hayal edemiyorlardı usta aktörü…

Oysa ki Brando’nun kariyeri aynen öyle başladı. İlk filmi The Men buna pek vurgu yapmıyordu fakat ikinci işinden sonra Brando bir anda tarihin gördüğü en önemli erkek seks sembollerinden biri hâline geldi. Stanley Kowalski’nin, New Orleans’taki o küçük eve girip, Vivien Leigh tarafından canladırılan Blanche DuBuois ile tanıştığı ilk an çok şeyi değiştirdi Amerikan sinemasında.

Gelin bu sefer farklı bir çeşit liste yapalım. Brando’nun kariyerindeki kilit anları, kronolojik olarak, liste şeklinde inceleyelim. Ortaya güzel bir Brando biyografisi çıksın. Ne dersiniz? Tamamsanız, şimdi başlayalım derim ben. Buyurun!

 

1. A Streetcar Named Desire / Arzu Travmayı (1951)

Tennesse Williams’ın aynı adlı oyunundan uyarlanan film, Broadway’de büyük başarı elde eden kadroyu çoğunlukla muhafaza ederek taşınmıştı beyaz ekrana. Sadece Blanche rolü için Jessica Tandy yerine rolü West End’de canlandıran Vivian Leigh getirilmişti. Brando’nun ilk büyük başarısıydı Arzu Tramvayı’nın tiyatro versiyonu. Rolü yazar Tennesse Williams’ın evine gidip, Williams için özel bir deneme performansı sergileyip, yazarı etkileyerek kapmıştı.

Buna diğerlerinden fazla yer ayıracağız, çünkü Brando’nun sinemayı değiştirdiği an tam da buydu aslında. Dönemin oyuncuları, rollerini kasten “büyük” oynuyorlardı, tıpkı bir sahnede yapacakları gibi. Duygular şelaleydi, eller fırıldak gibi sallanıyordu, oynanırken bütün vücut kullanılıyordu. Brando, Stella Adler’dan aldığı eğitimle şimdilerde norm kabul edilen “metod” oyunculuğu kullanmak istiyordu. O, karakterini olabildiğine minimal oynadı.

Brando’nun performansı film yapımcılarına çok garip gelmişti, zira genç aktör repliklerini söylerken cümleleri ağzında yuvarlıyor, mimiklerini kontrol altında tutuyordu. Bunu canlı izleyen yapımcılar ilk başta isyan ettiler, fakat filmi ekranda görünce, genç aktörün yaptıklarının ne kadar gerçekçi durduğu ortaya çıktı. Onun Stanley Kowalski’si bir sahne karakteri değildi. Onun Stanley Kowalski’si gerçek bir insandı.

 

2. Viva Zapata! / Viva Zapata! (1952)

Brando Arzu Travmayı ile büyük sükse getirdikten sonra filmin yönetmeni Elia Kazan ile bir defa daha çalıştı. Brando’nun “hayatımda çalıştığım en iyi yönetmen” dediği Kazan, Brando’yu kullanmasını çok iyi biliyordu. Viva Zapata, çıktığında ortalama eleştiriler aldı, fakat içinde şöyle de ilginç bir şey barındırıyordu. Filmin iki başrolü Marlon Brando ve Anthony Quinn’di. Quinn, Brando rolü bıraktıktan sonra Broadway’de Stanley Kowalski rolünü devralmıştı. İkilinin karakterleri arasında bir gerilim yaratmak isteyen Kazan, Quinn’e Brando’nun kendisini Kowalski olarak hiç beğenmediğini söylemiş, bu yüzden Quinn çekimler boyunca Brando’ya soğuk davranmıştı. İşin acayibi şu, Kazan bu yanlışı düzeltme zahmetine hiç katlanmadı ve gerçeği iki aktör yıllar yıllar sonra bir araya geldiklerinde filmi konuşurken fark ettiler!

 

3. Julius Caesar / Jül Sezar (1953)

Tam manasıyla sahne oyunculuğuna zıt bir performans güden Brando’nun tutup da bir Shakespeare filminde rol almış olması, o dönemin püritan sinemacı ve tiyatrocularını acayip sinirlendirmişti. Filmin kendisinden çok, Brando’nun performansı merak ediliyordu. Fakat Brando formunun zirvesindeydi. Markus Antonyus olarak hemen hemen herkesi büyüleyen aktör, klasik bir role de kendi yorumunu katabileceğini kanıtlamıştı.

 

4. The Wild One / Kanlı Hücum (1953)

Bu filme daha önce motosiklet filmleri yazımızda da yer vermiştik. Brando’nun beşinci filmi olan The Wild One, aslında pek iyi bir film değildi. Döneminde çok iyi eleştiriler alsa da, zaman geçtikçe filmin pek iyi yaşlanmadığı fark edildi. Fakat bu filmin önemi, kalitesini aşmıştı bir kere. Brando’nun deri ceketli, motosiklet üstündeki pozu kendisinin en bilinen karelerinden biri oldu ve James Dean ile birlikte Brando, Amerika’da etkisi çok uzun yıllar hissedilecek “genç isyanının” fitilini alevlendirmişti.

 

5. On the Waterfront / Rıhtımlar Üstünde (1954)

Brando ilk beş filmini yapıp kenara çekilse de bugün “1950’lerdeki o iyi aktör” olarak hatırlanırdı, hiçbir şey değilse Arzu Tramvayı bunu garantilemişti zaten. Ama yetinmedi bununla genç adam. Tekrar Elia Kazan’la çalıştığı Rıhtımlar Üstünde filminde harikalar yarattı ve ilk Akademi ödülüne kavuştu. Filmin finalindeki o meşhur “Önemli birisi olabilirdim” konuşması, Brando’nun oyunculuğunun en güzel temsillerinden biriydi. Film boyunca sert bir çocuk pozu kesmiş olan Terry Malloy’un o tiradı namluya karşı atması bekleniyordu aslında. Fakat Brando onun yerine Kazan’dan sahnede doğaçlama yapmak için izin istedi. Kameralar çalıştı, Brando kardeşinin kendisine doğrulttuğu silahı yavaşça itip, “Oh Charley…” dedi. Sonrası, sinema tarihinin en epik sahnelerinden biriydi…

 

6. Sayonara / Elveda (1957)

http://www.youtube.com/watch?v=fw8CVU19Fvc

Teahouse ve Sayonara, Marlon Brando’nun sosyal meselelere kafa yormaya başladığı dönemlerin işleriydiler. Hem eleştirel anlamda, hem de gişe anlamında inanılmaz yüksek seviyelerde gezen Brando, pek çok davanın peşinden koşmaktaydı o dönemlerde. Sayonara, o dönem tabu olan ırklar arası evlilik konusunu işleyerek, 10 Oscar adaylığına yürüdü. O sırada Brando, Afro-Amerikan hakları için para, vakit ve emek harcıyor, kimsenin dilinin dönmediği zamanlarda “Benim de eşcinsel deneyimlerim oldu, bunda utanılacak bir şey görmüyorum” açıklamaları yapıyordu.

7. One-Eyed Jacks / Aşk ve İntikam (1961)

http://www.youtube.com/watch?v=MokwDAIH5fQ

E sıra yönetmeye gelmişti haliyle. Bazen tarih tesadüflerle yazılır. Rıhtımlar Üstünde’den önce Elia Kazan ile (siyasi) görüş farklılıkları yüzünden ilk başta çalışmayı reddeden Brando kararında diretse, rolü Frank Sinatra oynayacaktı. Burada Brando’nun ilk ve tek yönetmenlik deneyimini yaşamasına da Stanley Kubrick’in Paramount ile yaşadığı (sanatsal) görüş ayrılıkları sebep oldu. Film çıktığında Brando stüdyo sisteminden illallah etmiş vaziyetteydi, fakat zaman geçtikçe Aşk ve İntikam, değerini arttırdı.

 

8. Burn! / İsyan (1969)

http://www.youtube.com/watch?v=dH436x5WAjs

Bu filmin adını hiç duymamış olabilirsiniz. Gayet doğal. İsyan, çıktığı sene içerisinde de çok sükse yapamamış bir filmdi. Brando’nun Portekiz’in sömürgesi bir adaya gidip karmaşa yaratmayı amaçlayan bir İngiliz ajanını canlandırdığı film, çoğu tarih kitabında yerini alan bir eser değil. Tek biri haricinde: Brando’nun kendi biyografisi. Brando açık ve net bir şekilde, Burn için “Yaptığım filmler arasında benim şahsi favorim” ifadesini kullanıyor ve ona göre, sergilediği en iyi oyunculuklardan biri bu filmde.

 

9. The Godfather / Baba (1972)

http://www.youtube.com/watch?v=DQ9-wNAfTSY

Fakat ona Baba’daki ikonik rolünü getiren şey Burn değil. Hatta bilakis, Burn gibi 60’larda gişede başarısız olmuş pek çok Brando filmi yüzünden Vito Corleone rolünü oynamasına yasak geliyor stüdyo yöneticilerinden. Zira Brando artık “bu işten sanatsal bir tatmin alacağına dair umudunu” gömüp para için çalışmaya, bu yüzden de devamlı iş alıp kaytarma yoluna başlayalı çok olmuş. Coppola’ya da çok çektiriyor Brando. Ama Vito Corleone’de bir şeyler onu çekiyor ve neticesinde, ortaya tarihin en unutulmaz filmlerinden biri çıkıyor…

 

10. Last Tango in Paris / Paris’te Son Tango (1972)

http://www.youtube.com/watch?v=wh4XkC0-_Zc

Aynı sene bir de Paris’te Son Tango çıktığı için, 1972 Brando’nun geri dönüş senesi oluyor bir anlamda. Ama bu filmin çekim hikayesi, tam anlamıyla bir korku filmi. Filmin iki başrolü -özellikle önceden haber verilmeden bir tecavüz sahnesi çekmek zorunda bırakılan Maria Schneider- defalarca Bertolucci’nin kendilerini kullandığını hissettiklerini söylüyorlar. Sonuç olarak sinema tarihinin en önemli erotik işlerinden biri çıkıyor ortaya, ama film genel olarak sanatsal yapısıyla değil, arkasındaki skandallarla anılıyor.

Bu başarılı seneden bir sene sonra, Brando 1973’te yakın arkadaşı, dostu Wally Cox’u kaybediyor. Brando’nun Cox’un küllerini karısından aldığı, küller için kadınla kelimenin tam anlamıyla kavga ettiği söylenir. Denilene göre Cox’un karısı küller için dava açmayı düşünmüştür, fakat sonra Brando’nun o küllere kendisinden daha çok ihtiyacı olduğuna kanaat getirip, vazgeçmiştir… Bu, Brando için büyük bir yıkım olur. Yıllar sonra, usta aktör vefat ettiğinde, kendi külleri de Cox’unkilerin üzerine serpilecektir.

 

11. Superman / Süpermen (1978)

http://www.youtube.com/watch?v=HbOR1NJdJfE

Ve sonrasında Brando’nun umursamazlık yılları başlıyor. Superman’de Kal-El’in babası Jor-El’i oynamak için üç şart koyuyor Brando. Birincisi, çok kısa bir süreliğine rol yapacak olması ön gerekliliği. İkincisi, kendisine filmin gişesinden belli bir pay verilmesi. Üçüncüsü de repliklerini ezberlemek zorunda bırakılmaması. Üç şart da kabul edilir ve Brando iki haftalık bir iş için yaklaşık 4 milyon dolar para kazanır. Ki unutulmasın, 78 senesinden söz ediyoruz. Şimdi başrol oynadığı filmlerden 4 milyon kazanmayan oyuncular var…

 

12. Apocalypse Now / Kıyamet (1979)

http://www.youtube.com/watch?v=BIsKmAWhPIc

Brando ne mesleğini, ne de kendisini pek umursamamaktadır, ama yine de ölüsüyle bile klasik bir performans sergiler Coppola’nın ikinci klasiğinde. Role fit geleceğine söz veren Brando, çekimlerin yapıldığı Filipinlere daha da kilolu bir vaziyette, repliklerini hiç öğrenmemiş bir vaziyette gelir. Coppola Brando’ya uyum sağlayacağım diye binbir şekle girer, üstelik kitabı hiç okumamış olan Brando, kaytarmak adına Coppola’yla uzun uzun karakteri konuşur, filmin çekimlerini geciktirir. Sonuç? Kendine göre uyduruk bir performansı bile tarihin en unutulmaz sahnelerinden birini yaratmıştır…

 

13. A Dry White Season / Kuru Beyaz Bir Mevsim (1989)

Brando’nun belki de son önemli filmi. Yönetmenin filme bağlılığını gördüğü için dokuz senelik emekliliğinden çıkan Brando, filmde ücretsiz olarak yer alır. Her ne kadar sonraları filmin montajlanmasıyla ilgili kaygıları olduğu için filmi eleştirse de, Dry White Season ona son Oscar adaylığını getirir. Usta aktörün fiziksel kondisyonu çok büyük bir şok yaratır, ama performansını kimse tartışmaz, pek çok festivalden de ödüllerle döner.

Sonra? Sonra Brando birkaç film daha çeker. Bunların arasında The Freshman ile Don Juan DeMarco önemli yerler taşırlar, fakat usta aktör sonradan kendisi de itiraf edecektir ki, son pek çok filmini ağırlıklı olarak para için yapmıştır. Son olarak 2001’de Robert De Niro ile birlikte Score’da oynayan Brando, 2004’te solunum yetmezliğinden vefat eder. Çok ilginç bir şekilde, son rolü, EA’in geliştirdiği The Godfather oyunu için tekrar Vito Corleone’yi seslendirmek olur. Her ne kadar artık oksijen tankıyla dolaşan Brando replikleri tam anlamıyla söyleyemediği için diyalogların çoğu kullanılmadıysa da, bu şekilde aktör, tam çember dönmüş, hayata en ikonik rolüyle veda etmiştir…

 

Yiğitcan Erdoğan

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Tüm yazıları (2655)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.