İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Geek Yaşam 6 dk okuma

East of Eden’ın Yönetmeni ELIA KAZAN: Anadolu’dan Hollywood’a Uzanan Bir Serüven

Berke Kadam Berke Kadam
elia kazan kimdir

John Steinbeck’in romanından uyarlanan ve yılın en çok ses getiren dizilerinden biri olan East of Eden’ın (Cennetin Doğusu) başında tek bir isim var: Zoe Kazan. Kamera önünden tanıyabileceğiniz Zoe, aslında tiyatro oyunları ve film senaryoları da yazıyor – hatta Wildlife filmini 2 çocuğunun babası Paul Dano ile yazmış. Ama bugün bu yazıda bunları konuşmayacağız; Zoe Kazan’ın yeteneğini taşıdığı mirasa, East of Eden’ın ilk beyaz perde uyarlamasını çeken dedesi Elia Kazan’a ve Elia’nın Anadolu’dan Amerika’ya göç hikayesine bakacağız. Yani evet anlayacağınız o Kazan, bildiğimiz kazan.

Elia Kazan, 1909’da Elias Kazantzoglou ismiyle dönemin Konstantinopolis Kalkedon’unda, bugünün İstanbul Kadıköy’ünde dünyaya geliyor. Soyadını Kazancıoğlu’dan alan bu aile aslında bir Kapadokya Rumu. Kayseri’den İstanbul’a göçen aile, Elia 4 yaşındayken de Amerika’ya gidiyor. Burada ufak bir parantez açmak isterim, çünkü bu araştırma öncesinde Orta Anadolu’daki Hristiyan nüfustan bihaberdim. Mübadele sadece ülkesinin Batı’sını veya Doğu Karadeniz’i etkilememiş; Konya, Kayseri, Nevşehir civarından da birçok kişi Yunanistan’a göçmüş. Bölgenin geçmişi ve mübadele etkisini daha çok irdelemek isterseniz şu yazıya göz atmanızı öneririm.

zoe kazan elia kazan
Zoe Kazan’ın kendi Twitter/X hesabından

Amerika’daki gençlik yıllarında arkadaşlarının “utangaç” ve “yalnız” olarak tanımladığı Elia’nın akademik kariyeri, Williams College’da üstün başarıdan Yale Üniversitesi’nde tiyatro öğrenimi görmeye kadar ilerliyor. Sonrasında New York’a gelip oyunculuk yapmaya başlayan Elia’nın ilk yönetmenlik deneyimi ise tiyatrolarda oluyor. 31 yaşındayken yönettiği The Skin of Our Teeth, oyunun yazarına Pulitzer ödülü getirirken kendisine ise New York Drama Critics Award’dan en iyi yönetmen ödülü geliyor. Kariyer basamaklarını ufak ufak tırmanan Kazan’ın asıl yükselişi ise oyuncu yetiştirmek adına kurduğu The Actors Studio ile başlıyor.

Yani bu öyle bir stüdyo ki, ilk öğrencilerden biri Marlon Brando. Elia Kazan, Hollywood’a odaklanmak için stüdyoyu bıraksa da Brando’yla çalışmayı bırakmıyor; zaten Brando’nun en büyük patlaması, ilk Oscar’ını da aldığı Kazan yönetmenliğindeki On the Waterfront ile oluyor. İkili daha öncesinde A Streetcar Named Desire’ın hem tiyatrosunda hem de sinema uyarlamasında birlikte çalışmıştı.

Kariyerinde ikisi en iyi yönetmen, biri onur ödülü olmak üzere 3 Oscar bulunan Elia Kazan’ın alametifarikalarından biri bu zaten: yıldız oyuncu yaratmak. İyi bir “uyarlamacı” da olan Kazan, Steinbeck’in East of Eden’ını uyarlarken James Dean’le çalışıyor. Evet, koskoca James Dean’e ilk başrolünü veren kişi Elia Kazan’dan başkası değil.

elia kazan east of eden james dean

Kısaca “Hollywood’a damga vurmuş” diyebileceğimiz yönetmen, İstanbul’dan henüz 4 yaşında ayrılmasına rağmen Türkiye’yi hiç unutmuyor, hatta bol bol ziyaret ediyor. Amerika macerasından çok bahsettik, gelin biraz da “The Anatolian” diye bir kitap yazmış olan bu adamın Anadolu maceralarına bakalım.

Elia Kazan, 1970’lerden itibaren sık sık Türkiye’ye geliyor. Hatta ilk olarak Türkiye’de çekmek istediği, sonra rotayı Yunanistan’a kırdığı America America filmi ülkemizi “kötü göstereceği” gerekçesiyle yasaklandığı dönemde bile gizli gizli Türkiye’ye geliyor. Bu dönemde, 1974 senesinde gelip Yaşar Kemal ve gazeteci Zeynep Oral’la İstanbul’dan başlayıp Çanakkale, Ayvalık, Bergama, İzmir rotasında seyahat etmişliği bile var.

elia kazan kayseri

1988’de İstanbul Film Festivali’nde jüri başkanlığı yapan, 97’de ise Onur Ödülü almak için yine festivale katılan Kazan, Kayseri Germir’deki köyünü ziyaret etmeyi ihmal etmiyor. Bu yolculuklarından birinde kendisine Zülfü Livaneli eşlik ediyor, buradaki anılarını kaleme aldığı ve M.K. Perker’in resmettiği “Elia ile Yolculuk” isminde bir kitabı da mevcut. Hatta Elia Kazan, Livaneli’nin Sis filminde ufak bir rol de almakta.

Zeynep Oral’ın aktardığına göre yaşlandıkça daha çok Türkçe konuşmaya başlıyor, Türkçe’yi bu kadar hatırlıyor olmasına da şaşırıyormuş Kazan. Amerika’da yaşadıkları dönemde bile Türkçe dışında başka bir dil konuşmayan büyükannesinin bunda etkisi vardır herhalde. Ayrıca Fransa’da Duvar filminin setinde ziyaret ettiği Yılmaz Güney’in yanında Türkçe konuştuğunu da duyabiliyoruz Kazan’ın.

Oynatınca video YouTube’dan yüklenir.

Peki nasıl oluyor da ülkemizin solcu sanatçılarıyla bu kadar iyi anlaşabilen bir isim, Amerika’da “muhbir” ve “gammazcı” olarak biliniyor? Evet, gelin biraz da madalyonun öteki yüzüne bakalım. 1930’lu yıllarda Komünist Parti üyesi olan Elia, sonradan partiden ayrılıyor. Senatör McCarthy döneminde komünist sanatçılar için başlatılan tabiri caizse “cadı avı” dahilinde ise eskiden birlikte çalıştığı arkadaşlarının ismini veriyor. Bu ispiyonculuğu, Kazan’ın hikayesinde unutulmayacak bir kara leke oluyor.

Öyle ki, 99 yılında Onursal Oscar’ını Martin Scorsese (kendisi bir Elia Kazan hayranıdır, A Letter to Elia adında bir belgesel çekmiştir) ve Robert De Niro’nun ellerinden almaya giderken salondan tepki görmüş; Jack Nicholson, Ed Harris ve Ian McKellen’ın da olduğu bazı isimler kendisini alkışlamamıştır. Orson Welles, kendisini bir hain olarak görmektedir.

Kazan, yaptıklarından pişman olduğunu hiç söylemedi. Verdiği ifadeden sonra yaptığı açıklamalarda Komünist Parti’yi eleştirmiş, bu görüşlerden uzaklaştığını ve ülkesi için doğru olanı yaptığını belirtmiştir. Uğur Vardan’ın Hürriyet’teki yazısında Kazan’ın ağzından alıntılanan şu cümleler durduğu yeri çok daha iyi anlatıyor: “Ailem kaç nesil boyunca büyük haksızlıklar ve güçlüklerle karşı karşıya kaldı. Amerika’ya göç etmek için büyük mücadele verdiler. Ben 12 yaşımda gelebildim Amerika’ya. Bana devlet her türlü imkânı sağladı. Devlet imkânlarıyla en iyi okullarda okudum ve adam oldum. Beni Elia Kazan yaptılar. İçimdeki hırsı alevlendirdiler. Çok çalıştım ve neticesini aldım. Başka hiçbir ülke sana bu imkânı sağlamaz. Hayalini gerçekleştirebiliyorsun Amerika’da. Kendimi borçlu hissettim.”

elia kazan

Kazan, “Amerikan rüyasını” tam anlamıyla yaşayan isimlerden biri. Amerika’ya göçen ve halı satarak geçimini sağlamaya çalışan Rum/Türk ailenin Hollywood yıldızı çocuğu oldu sonuçta. Şimdi bu rüya kendisi gibi Yale mezunu, hem oyuncu hem senarist torunu Zoe Swicord Kazan ile devam ediyor. Dünya üzerine kaç kişi dedesinin sinemaya uyarladığı romanın yıllar sonra dizi uyarlamasını çekebilir ki? Kim bilir, belki de Amerikan rüyası gerçektir ha, ne dersiniz 🙂

Elia Kazan hakkında okumaya doyamadım diyenlere (hem de kaynakça mahiyetinde):

Berke Kadam

Genellikle popüler kültür evrenlerinde yaşıyorum çünkü Thanos'un da dediği gibi "Reality is often disappointing." İnternetin geri kalanında @farklievrenn

Tüm yazıları (86)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.