İçeriğe geç
Dizi 9 dk okuma

AMERICAN GODS 1×02 Değerlendirmesi – SEMBOLE Doyamadık!

Berna Ece Gündüz

Son güncelleme: 11 Mayıs 2017

Edebiyat dünyasının en önemli adamlarından biri tarafından yazılmış American Gods’ın, Starz tarafından dizi uyarlamasını izlemeyen hala var mı? (Adet edindim şu soruyu sormayı) Son derece etkileyici, sürükleyici ve çarpıcı şekilde devam eden American Gods hem sitemizde hem de YouTube kanalımızda haftalık olarak incelenmeye devam ediyor! İkinci bölümüyle ekranlara gelen American Gods için bu hafta da güzel bir inceleme yapalım mı, ne dersiniz?

Giriş Sahnesi: Amerika’ya Geliş

1

Bir önceki bölüm değerlendirmesinde ve de videoda anlattığımız üzere, dizimiz geriye kalan her bölümde bu “soğuk açılış” diye adlandırılan sekansları kullanacak. Hikaye ile doğrudan bağlantılı olsun ya da olmasın, bu sahneler illa ki yer alacak. Bu da her bir mitolojik, paganistik ve bilimum inanışın ilahisi olan tanrıların, aslında Amerika kıtasına ne yollarla, ne tip inanç ve insani güdülerle geldiklerini anlatıyor olacak demek oluyor. İlk bölümde Vikingler’in gelişi ve Odin’in bu kıtada nasıl etkili olmaya başladığını görmüştük, peki bu bölümde hangi tanrıyla karşılaşıyoruz acaba?: Elbette Anansi.

Anansi neyin nesi kimin fesi diye soranlara hemen kısa bir özet geçelim öncelikle. Kendisi Afrika’nın halk hikayelerinden gelme bir kişilik. Çoğunlukla bir örümcek formunda tanıdığımız Anansi, aynı zamanda Karayip kültüründe de yer almakta. İsminin birçok telaffuz ve yazılış şekli mevcut; Güney Amerika’nın yerel kültüründe kendisine Aunt Nancy (Nancy Teyze gibi bir çevirisi oluyor Türkçe’ye) denmekte mesela.

Anansi denildiğinde bu halk hikayelerinde akla ilk gelen olgu, didaktik hikayelerin (öğretici, bilgi veren) ruhu olmasıdır. Günümüzde Gana olarak bilinen toprakların Ashanti diye tabir edilen eski yerel insanlarından geliyor Anansi hikayeleri aslında. Zaten bu yerli toplumlar sayesinde “Ananse” olarak konulan isminin anlamı da “örümcek” kelimesine karşılık gelmekte: Yani, şeklini aldığı hayvanın bizzat hitap şekli.

7

Anansi direnişin ve hayatta kalmanın bir simgesi aynı zamanda. Kurnazlığı ve hileleriyle olayları lehine çevirmekte de üstüne yok. Kölelerin hayatında da simgelediği olgular bakımından önemli bir yere sahip; onları taktik ve direniş konularında cesaretlendirmekte. Birçok Afrika toplumu kendi benliklerinde kapana kısılmalarına rağmen, Anansi hikayeleri sayesinde tutunacak bir umut ve geçmişleriyle barışık olmalarına makul sebepler bulabildiler. Bir bakıma bu halk hikayesi ilahisi, onlara umut oldu.

Bölümün girişinde de gördüğümüz bir gemi dolusu siyahi adamın çaresiz bakışlarını izliyoruz. İçlerinden birinin ise Anansi’ye yakarışlarına şahit olduktan sonra bizzat örümcek olarak, sonrasında ise yetişkin bir insan formunda Anansi görmemiz mümkün oluyor. Burada Anansi’nin yaptığı konuşma, aslında kimliğine ve de amacına en büyük kanıt sanırsam. Zira yukarıda belirttiğim tüm özet bilginin temelini bu sahneden alabiliyoruz. Sonuç olarak da siyahi insanların gördükleri muamele sonrası, onlara bir çeşit destek olmak için varlığını gördüğümüz Anansi’nin de Amerika’ya ayak basış hikayesi böyle gerçekleşiyor.

 

Sit-Com Yıldızı Maskesiyle: Medya

3

Bölüm içerisinde Shadow’un markette olduğu sahneleri hatırlıyor musunuz: Hani onlarca televizyonda gördüğü, o siyah-beyaz şovun yıldızı olan kadınla konuştuğu kısımlar? İşte bu sekanslar bizim bu bölümümüzün Yeni Tanrılar’ın sahneye çıktığı yegane yerlerden biri. Birinci bölümde VR teknolojisinin tillahı gibiymiş gibi koltukları kabarık şekilde oturan Technical Boy’un temsil ettiği teknoloji yerine bu sefer insanları yozlaşmaya iten diğer Yeni Tanrılar kadrosu üyesi Medya yer alıyordu.

Yalnız tam burada, bu saniyede övmezsem rahat etmeyeceğim: Ele alınan teknoloji ve medya unsurlarının, insanları yozlaşmaya iten ögelerin tanrısal bünyelere aktarılıp bunları inanılmaz bir mitolojisi ile harmanlayan Neil Gaiman’ın önünde sahiden de eğiliyorum. Zira kuru kuru “bu teknoloji, şu medya, toplumlara zararları daha fazla bıkbık” diye anlatılmamış bunlar; bölümleri izlerken atmosfere girebiliyorsanız demek istediğimi çok rahat anlayacaksınız.

Amerika’nın 1940’lı yıllarında popüler olmuş olan Lucille Ball isimli bir komedyenin sit-comunu taklit ederek bölümümüze giriş yapıyor Medya. Ne kadar da sinsi ama etkili değil mi? Siyah-beyaz bir görüntüyle konuşmaya başlayan kadın, Shadow’a yanında yer alması için birtakım sözlerde bulunuyor. Onu manipüle ederek tarafına çekmek ve de Wednesday’in vaat ettiği her şeyi iki katına katlama vaadinde bulunuyor. Eğer Wednesday onu yanında istiyorsa elbette ki önemli biridir diye düşünüyor bir de. Bir bakıma haklı da sanki?

Tabii bu korkutucu ve birçok televizyonda yankılanan Lucille Ball çakması Medya’nın sesi, sonunda son buluyor elbette. Yine de her türlü medya sistemiyle Shadow’a ulaşabilecek olan Medya’nın, en az diğer denkleri kadar güçlü ve etkili olduğu gerçeğini de çöpe atmamak lazım. Bir de gerçek Amerikan sit-comu olan I Love Lucy‘deki Lucille Ball’un sahip olduğu kızıl saç detayını da atlamamaları çok güzel bir ayrıntı olmuş, onu da söylemek istedim. Aktrisin gerçek saç rengi kumral olsa da, şov için kullanılan kızıl rengin detayı yakalanmış, güzel olmuş.

Şehvetkarın Mumu Bilquis’e Kadar Yanarmış

6

İlk bölümde de oldukça çarpıcı bir sekansla tanıdığımız Bilquis’in bu bölümde yaptığı bir şey çok dikkatimi çekti aslında: Her bir kurbanını bünyesinde sindirdikten sonra, onlar için yaktığı mumu söndürüyor. Bunun mitolojik anlamda Bilquis’in gücüne herhangi bir referansı var mı diye çok arandım ama ne yazık ki elim boş döndüm. Bu sahneyi yalnızca “hayatları sona erdi” diye yorumlayabildim. Yani bir bakıma mumun yanan ucu, Bilquis ile ilişkiye giren her bir kurbanın o sıradaki hissettiği şehvet dolu duygulara işaret ediyor. Kaçınılmaz son gerçekleştiğinde ise, ortada ne kurban ne de şehveti kalmadığından ötürü hepsini yutmuş olan Bilquis, mumu üfleyerek yaşamlarını sembolik anlamda sonlandırıyor. Ne dersiniz, çok mu uzak bir referans?

Bilquis’in mitolojilerde ve dinlerde karşılık geldiği kişilik olan Saba Melikesi Belkıs ile aslında dizimizin çok fazla bağlantısı yok gibi gözüküyor ne yazık ki. Nerdist’te okuduğum bir makale sayesinde de bunu onaylamak çok zor olmuyor; Kral Süleyman ile fazlasıyla büyük bağdaşıklıkları bulunan Belkıs’ın yaşadığı krallığın, gerçekten de var olup olmadığına dair büyük tartışmalar bile var ortada. Muhtemelen bir cin olduğundan şüphenilen ve de başka kaynaklarda da Lilith olarak isimlendirilen Belkıs’ın buradaki yansıması, ciddi anlamda değişik bir uyarlama olacak gibi. Ne dersiniz?

 

Zorya Kardeşler Derken?

2

Wednesday ve Shadow’un evlerine gittikleri üç kız kardeşin kim olduğuna gelelim bu sefer. Oldukça zor telaffuzu olan isimlere sahip olan kardeşler Zorya Vechernyaya, Zorya Polunochnaya ve Zorya Utrennyaya olarak sıralanmakta. Üç kız kardeş denilince aklınıza “Kaderler” geliyorsa üzülmeyin; ama ne yazık ki tam anlamıyla doğru bir tahmin değil bu. Yalnızca ikisini görebilme imkanına erişebildiğimiz bu bölümde, hepsinin birer ilahi varlık olduğunu anlamamız zor olmuyor. Elbette bu zor isimlerin karşılığı “şafak tanrıçaları” şeklinde ve Slav mitolojisinden gelmekteler.

Çoğunlukla Morning Star / Sabah Yıldızı (Zorya Utrennyaya, Roma mitolojisinde karşılığı Venüs) ve Evening Star / Akşam Yıldızı (Zorya Vechernyaya, Roma mitolojisinde karşılığı Merkür) olarak hitap edilen gökyüzünün koruyucu tanrıçaları, Küçük Ayı’yı (Ursa Minor) Kutup Yıldızı’na (Polaris) zincirlenmiş bir tazıdan (Simargl) korumayı amaç edinmişler. Öte yandan Cennet’in kapılarını açıp kapama gibi görevleri de bulunmakta.

Tabii dizide sahip oldukları üçüncü kız kardeş, ki onu henüz göremedik, Midnight Star / Gece Yarısı Yıldızı (Zorya Polunochnaya) ise daha farklı bir görev ile karşımıza gelecek. Hatta öyle ki, üç kız kardeşe de birer hediye getiren Wednesday’in bu en geç Zorya için aldığı dürbünün de kendi çapında bir anlamı var. Polunochnaya, yani bu kısımda yamulmuyorsam, yalnızca geceleri uyanan ve devamlı olarak gökyüzünü gelecek herhangi bir tehdide karşı gözlemek zorunda olan biri. Bu da onun neden iyi bir uyku çekmesi gerektiğini ve de bir dürbünü hediye olarak aldığını bizlere açıklıyor.

4

Dizide sayıları üçe çıkan Zorya kardeşleri ise bilgi kaynağım Nerdist şöyle yorumlamış: Bakire, Anne ve Kocakarı. Bunları eğer her bir Zorya kardeşine dağıtırsak sırasıyla Polunochnaya, Utrennyaya ve Vechernyaya şeklinde bir netlik getirebiliriz, değil mi? Fakat dizide çizdikleri portre, biraz da kehanetten anladıklarına işaret ediyor. Her ne kadar “Kaderler” değil desek de, tam anlamıyla da Slav mitolojisinde yer aldıkları gibi de anlatılmamışlar. İnanılmaz bir harmanlamayla her ikisini de kapatıyorlar sanırsam, ne dersiniz? Ha bu arada evlerindeki o Czernobog denilen adamın da kim olduğunu bilmek ister miydiniz?

Czernobog, mitolojideki ismiyle Dazbog, yıldızsal bir ilah. Yunan mitolojisinde Hephaistus ve Nors mitolojinde de Heimdall’a karşılık gelen Dazbog, Zorya Kardeşler’in hizmet ettiği biri. Hatta bazı mitlerde kendisi bu kardeşlerin babası olarak da yer alabilmekte. Fakat Kuzey Slav halk hikayelerine göre ise “kötülüklerin tanrısı” minvalinde yer almakta. Dizide bahsettiği “ben karayım, kardeşim beyaz” muhabbeti de, Belobog ismindeki kardeşinin güneşi, ışığı ve beyazlığı temsil etmesinden kaynaklanıyor. Yin ve Yang gibi, iyilik ve kötülük olgularının ilahileşmiş halleri yani bir bakıma.

 

Son Söz – Dahası İçin Sabırsızlanalım Hadi!

8

Bir bölümden yalnızca birkaç unsuru ele alıp konuşunca bile oldukça uzun şeyler çıkarabiliyoruz, öyle değil mi? Bunca sembol ve göndermeyle dolu olan Amerikan Tanrıları dizisi için izlemeye tam gaz devam ey mitoloji geekleri! Yazıda belirtmediğim ve bir sonraki bölümde de karşılaşırsak daha net bahsetmek istediğim bir konu olan kartal, ya da thunderbird karşılığı olan gök gürültüsü kuşu, meselesini de videoya saklayıp Ömercan ile Aybike’nin düşünceleriyle harmanlamak istiyorum, eğer darılmazsanız. Eğer tatmin edici yorumlar alırsam düşüncelerim hakkında, bunun üzerine daha derin bir şeyler yazarım belki, ister misiniz? O vakte kadar, videoyu bekleye durun; gelecek bölüme kadar da heyecandan ölmemeye çalışın! Ah mitoloji, sen ne güzel şeysin yahu!

Berna Ece Gündüz

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Tüm yazıları (523)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.