İçeriğe geç
Sinema 10 dk okuma

21. Yüzyılın Renklerine Karşı Koymuş 6 Başka MODERN SİYAH-BEYAZ Film! [’09-’17]

Ozan Cem Yılmaztürk
21. Yüzyılın Renklerine Karşı Koymuş 6 Başka MODERN SİYAH-BEYAZ Film! ['09-'17]

Renkli filmler; 1950’li yıllarda yeni bir şey olmayı bırakmış, 1980’e doğru neredeyse standart bir film formatı halini almıştı. Hareketli görüntünün kabul edilir bir eğlence aracı olduğu ilk günden bu yana geliştirilmeye uğraşılan renkli filmler, hiç şüphesiz sinema tarihinin yönünü değiştiren en önemli buluşlardan biriydi. Fakat renkli film oranının yüzde doksan dokuzu aştığı seksenlerden sonra bile sinemanın ilk halinin yani siyah-beyaz formatın nostaljik ve estetik cazibesi kimi yönetmenleri kendine çekiyordu.

Bu yüzden popüler sinema; Lynch’in The Elephant Man’i, Spielberg’in Shindler’s List’i, Burton’ın Ed Wood’u, Allen’ın Celebrity’si gibi siyah-beyaz formattaki mühür filmlere ev sahipliği yapabildi. Elbette bu filmlerdeki siyah-beyaz tercihinin arkasında nostalji ve estetik arayışı kadar etkili bir etken daha vardı: Bu yönetmenler çocukluklarını siyah ve beyazın sinemaya hakim olduğu yıllarda geçirmişti ve usta kabul ettikleri isimler sinema sanatını çoğunlukla renksiz icra etmişlerdi. Yani nostaljiden daha etkili bir geçmiş zaman etkisi olan alışkanlık, yönetmenlerin tercihlerine kayda değer bir neden olabiliyordu.

Yeni milenyumdan itibaren ise renksiz sinemanın yaygın bir alışkanlık olamayacak kadar eskide kaldığını kabul edebiliriz. Renge direnen birtakım istisnalar haricinde 80’lerin ve 90’ların sineması, rengin avantajını kullanabildiği kadar kullandı. Sinema izleyicisinin gözleri, siyah ve beyaza olduğu kadar onların arasına konuşlanmış tüm renklere de aşina hale geldi. Fakat buna rağmen çağsama, estetik ve algı oluşturma gibi etkenler yeni milenyumda bile siyah-beyaz filmlerin aramızdan tamamen ayrılmamasını sağladı.

Düzenli okuyucularımız fark edecektir ki yukarıdaki paragrafları ilk sarf edişim değil. Daha önce; hala siyah-beyaz formatın tercih edildiği 2000 ile 2009 ylları arasında çekilmiş 6 filme ve bu tercihin sebeplerine göz atarken bu açıklamayı yazmış, yeni milenyumun ilk on yılından sonra günümüze kadar kalan yıllarda çekilmiş 6 filme daha göz atacağımızı belirtmiştim. Şimdi o belirttiğim noktadayız. Ayrıca aşağıda bulacağınız her bir filmi, zamanınızı keyifli geçirmenize yardımcı olacak tavsiyeler olarak kabul edebilirsiniz. Zira bu -ilk listeyle beraber- 12 film, ortalama 100 filmden oluşan bir listeden ayrılan 25 harika film arasından itinayla seçilerek Geekyapar sayfalarında yerini alıyor:

FRANCES HA (2012)

Frances, New York’ta yaşayan ama bir türlü yaşayacağı bir apartman bulamayan biri. O 27 yaşında fakat büyüyememiş, esasında bunu en başından beri çok da istemeyen bir kadın. Dans kumpanyasında çalışan ancak dans etmeyi bilmeyen bir çırak. Tüm bunların yanında çok iyimser bir hayalperest lakin hayallerini karşılayacak imkanlara sahip değil. Tasfirinde karşıtlık bağlaçlarından geçilemeyen Frances; New York’la, sorumluluklarıyla, kendisiyle çatışmak zorunda.

Büyüyememek ve ait hissedememek durumlarınının en iyi anlatımlarından Frances Ha, samimiyetle ortaya konmuş bir iş. Yönetmen koltuğundaki Noah Braumach’ın da Frances’ı canlandırarak festivalde dev ilgi gören aktris Greta Gerwig’in de isimleri Frances Ha’nın senarist künyesinde yazıyor. Filmi seyrettikten sonra bu isimlerin tek görevle yetinememesinin bencillik ya da cesaret göstergesi değil, yaptıklarına duydukları heyecan olduğunu anlayabiliyorsunuz. Bense bu heyecanı hikayenin özdeşleşilebilirliğine bağlıyorum. Filmi izlerken, hayatlarında en azından bir kez kendi ayakları üzerinde durmayı deneyen her seyirci, bir anda Frances oluveriyor. Filmin temposunun ve müziğin Frances’ın savrukluğuna eşlik etmesiyle ve Gerwig’in doğal oyunuyla kolaylaşan bu empati sayesinde, karakterin olaylara tepkisini görme ihtiyacı hissetmeden benzer tepkiler verebiliyorsunuz.

Neden siyah-beyaz?: Frances kadar delidolu bir kadının hiç istemeden, renksiz bulduğu durumlara düşmesine harika bir paralellik oluşturuyor bu görsel tercih. Aynı zamanda Braumach sanki, sadece şimdi izleyenler değil de çok sonra izleyenler bile Frances’a empati geliştirebilsin diye filmi zamansız göstermeye çalışıyor.

Menşei: Amerika Birleşik Devletleri

SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ (2013)


Onur Ünlü’nün çağladığı filmlerinden Sen Aydınlatırsın Geceyi, sıradanlığın en sıradışı anlatımlarından biri. Manisa’nın Akhisar kasabasının halkı olağanüstü sıradanlıkta hayatlar yaşarlar. Kasaba halkı birbirinden farklı doğaüstü güçlere sahiptir fakat bu onlar için oldukça sıradanlaşmış bir durumdur. Film, böylesi bir kasabada yaşanan trajikomik bir aşkın çevresinde dönüyor. Aşkın bir tarafında herkes gibi düşünemeyen -ayrıca objeleri içinden geçebilen- Cemal, diğer tarafında yediği dayaklara ses çıkaramayan -aynı zamanda telekinetik olan- Yasemin duruyor.

Türk sinemasında kişisel favorilerimdendir Sen Aydınlatırsın Geceyi. Onur Ünlü, daha önceki işleriyle de kurcalamayı sevdiğini gösterdiği, doğaüstü durumları basit hayatlara yedirme tarzını olabilecek en Anadolulu şekle ve en üst seviyeye getirmiş bu filmle beraber. Hikayenin yanısıra Ünlü, teknik açılardan da işini nihayet ciddiye alan bir sinema ortaya çıkarmış. Bunun yanı sıra yönetmenin gayretine uyum sağlamayan bir oyuncu dahi sette yer almamış. Sen Aydınlatırsın Geceyi sonuçta, basit hayatların kimse aksi için gayret göstermediği sürece, en sıradışı imkanlarda bile basit kalacağına ikna eden bir film olmuş.

Neden siyah-beyaz?: Günümüz sinemasında özel güçler ve olağanüstü olaylar en cafcaflı sunumlarla karşımıza çıkarken Onur Ünlü sunumunu en sade biçimde yapmasa olmazdı. Oluşturduğu tezatın yanında kasabanın ve insanının sıradanlığına da bir destekçi oluyor siyah ve beyaz.

Menşei: Türkiye

IDA (2013)

Pawel Pawlikovski yönetmenliğindeki Ida, 1960’lar Polonya’sında bir kasabada rahibelik yeminini etmek üzere olan Anna’nın hayatını değiştirecek, onu Ida yapacak aile sırlarını öğrenmesiyle beraber teyzesiyle şehre olan yolculuğu ve sonrasını konu alan bir yolculuk filmi. İkinci Dünya Savaşı öncesi, sırası ve sonrası yapılan, birbiriyle örtüşmeyen baskıların yıprattığı toplumun ödediği bedellere örnek bir hikayeye sahip Ida. Vuruculuğunun kanıtı olarak, Oscar örnek olmak üzere birçok prestijli festivalden dolu ellerle dönmüş.

Hikayesinin derinliği bir yana, Ida kompozisyonlarıyla da öne çıkan bir film. Başta yolculuk sahneleri olmak üzere filmin her anında ekran muhteşem bir görüntüyle dolduruluyor. Hareketli fotoğrafları andıran bu görüntüler zaman zaman alışıldık komposiyonların dışına çıkıp hikayeyi destekleyecek şekilde kuralsızlaşıyor. Polonya sinemasının başyapıtlarından sayılan Ida, her ne kadar izlemesi sükunet ve sabır gerektirdiğinden zor olsa da yolculuktan, döneme; psikolojikten, festivale bu film tarzlarına ilgi duyan herkesi memnun edecek bir film.

Neden siyah-beyaz?: Atmosferin depresifliğini de yansıtan siyah-beyaz çekim, daha çok estetik bir tercih. Bahsettiğimiz fotografik görüntüler siyah ve beyaz kuşağında oldukça vurucu gözüküyor.

Menşei: Polonya

NEBRASKA (2013)

Bir yol filmiyle daha devam ediyoruz. Fakat Nebraska’nın tarzı çok daha farklı. İyice yaşlanmış ve huysuzlaşmış Woody Grant’in, onu milyoner edecek bir piyango tutturduğu iddiasıyla Montana’dan Nebraska’ya uzunca bir yolculuğa çıktığı bir drama-komedi filmi Nebraska. Çevresinde kimsenin Woody’nin iddiasına ve yolu sapasağlam tamamlayacağına inancı yoktur ama o aklına bunu bir kere koymuştur bile. Nihayetinde oğlu isteksizce ona eşlik etmeye karar verir.

Nebraska, yönetmen Alexander Payne’in çabalarıyla sabırla ve itinayla oluşturulan bir proje. Payne, filme karşı daha taze bir bakış açısı oluşturabilmek için daha önce yönettiği bir başka yol filmi olan Sideway’in üzerine farklı bir janrada film çekene kadar Nebraska’yı askıda tutmuş. Böylelikle Nebraska yolculuğuna, üzerinde yol yorgunluğu olmadan çıkabilmiş. Payne’in film için gösterdiği gayret sadece sabır göstermekle sınırlı kalmamış, yönetmen yapımcılarla film uğruna çok kavga etmiş. Aşağıda değineceğimiz görsel tercihlerin yanı sıra Payne ve Paramount başrol konusunda da anlaşmazlığa düşmüş. Paramount; De Niro, Nicholson gibi dev isimleri seçerek garantici davranmaya çalışırken Payne filmi tasarlama aşamasında kafasına oturan isimde, Bruce Dern’de diretmiş. Nihayet, iyi ki de Payne bu kavgada galip gelmiş ve Dern inanılmaz bir performansla Nebraska’nın en değerli parçası olmuş.

Neden siyah-beyaz?: Yönetmen Payne ve sinematograf Papamichael’in yapımcılarla güreşerek kazandığı bir tercih olmuş siyah-beyaz format. Payne filmin ikonik ve arketip bir görüntü istediğini Papamichael’e anlatmış ve beraber, filmin siyah-beyaz olmasının yolculuk sırasında göreceğimiz mekanlarla düet yaparak şiirsel bir güç edineceği fikrine varmışlar. Yapımcı itiraz etmiş, sanatçılar savaşmış ve ortaya çıkan siyah-beyaz filmin göz alıcılığı fark edilince kazanan sanat olmuş.

Menşei: Amerika Birleşik Devletleri

A GIRL WALKS HOME ALONE AT NIGHT (2014)

Modern siyah-beyaz filmleri listelemeye ilk karar verdiğimde listede fantastik bir film olacağını düşünmemiştim. Şimdi, Sen Aydınlatırsın Geceyi’nin ardından ikinci fantastik filmi yazıyorum. Üstelik bu film de aynı Tükiye gibi fantazyanın unutulduğu Orta Doğu topraklarından, İran’dan Ana Amirpour yönetmenliğinde gelip listeye giriyor.

İran’nın -kurgusal- hayalet kasabası Bad City’de ölüm, yalnızlık, kötülük alışılagelmiş şeylerdir. Bu kasabanın insanları beladan kaçarak yaşamaya çalışırken kaçamayacakları bir belanın, gece yarısı sokakta tek başına dolaşan bir kızın sessizce onları takip ettiğinin farkında değillerdir. Kendi gibi geceleyin yalnız dolaşan insanları avlayan bu vampir kızın farkında olmadığı şey ise aşık olabileceğidir.

İran’ın ilk vampir filmi A Girl Walks Home Alone At Night, Sen Aydınlatırsın Geceyi’nin yerelleştirme çabasına ortak olmak yerine ortaya bir sentez koyuyor. Çok klişe sayılabilecek Batılı bir vampir hikayesini İran kültürünün göbeğine koyuyor ve karışmalarını bekliyor. Karışıyorlar da. Ve hatta ortaya herhangi bir Amerikan kasabasından çok daha estetik, Avrupa’da bulabileceğiniz kadar çekici homojen karışımlı harika bir vampir filmi çıkıyor.

Neden siyah-beyaz?: Puslu, tehlikeli bir kurgusal İran kasabasında geçen felsefeyle, romansla süslenmiş bir vampir filmi… Başka nasıl olabilirdi ki? Başka temele ihtiyaç duymayan bir estetik seçim.

Menşei: İran

FRANTZ (2016)

François Ozon’un 1932 tarihli Amerikan filmi Broken Lullaby’den esinlenerek yazdığı ve sonrasında yönettiği Frantz, 1919 Almanya’sına konuşlanmış bir Birinci Dünya Savaşı sonrası dönem filmi. Anna, nişanlısı Frantz’ı Fransız cephesinde kaybetmiş bir Alman. Henüz yası tazeyken nişanlsının mezarını Frantz’ın dostu olduğunu söyleyen bir Fransız,  Adrien Rivoire ziyaret etmeye başlar. Adrien Frantz’la ilgili hikayeler anlatarak Anna’ın ve Frantz’ın geri kalan ailesinin kalbini yumuşatır. Kısa sürede Anna’nın kalbine, ailenin aklına yatan Adrien’in sakladığı gerçekler ortaya çıkınca yıkılmayan kimse kalmayacaktır.

Oldukça yavaş işleyen hikayesiyle Frantz, karakterlerini tanıtmak ve sempati oluşturacak vakti kendine tanıyor. Bu ağırdan alış sayesinde bazı şeyler çatırdamaya başladığında seyircinin reaksiyon göstermek için daha geniş alanı oluyor. Ayrıca çoğunlukla kadın karakterler üzerine filmler çekerek birçok aktristi dünyaya tanıtan Ozon, Frantz sayesinde Paula Beer’in ilgi kürsüsüne çıkmasına olanak yaratıyor.

Neden siyah-beyaz?: Filmin karakteristik özelliklerinden biri de Frantz’dan bahsedilen belli anlarda ekranını renklerle dolup taşması. Filmin genelinde kullanılan siyah-beyaz, Frantz’la beraber ekran renklendiğinde onun karakterlere renk veren bir kişilik olduğunun altını çiziyor.

Menşei: Almanya-Fransa

Ozan Cem Yılmaztürk

Lord olmak için yola çıkan gariban geek kendini bir anda yazar olarak buldu. Geek kültürüyle küçük şakalaşmalarını, sinemayla flörtlerini yazıya dökmek için burada. Muhitte Geek_Lord olarak bulabilirsiniz.

Tüm yazıları (267)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.