İçeriğe geç
Sinema 9 dk okuma

CEM YILMAZ’ın 7 Filminin Fena Hâlde Sübjektif Bir Sıralaması

Yiğitcan Erdoğan
G.O.R.A.
Görsel: G.O.R.A., tanıtım görseli (TMDB)

Şimdi öncelikle; bu listeyi başlatmadan ve ilerletmeden önce Cem Yılmaz filmi dediğimiz şeyin ne olduğunu netleştirmemiz gerekiyor. Cem Yılmaz’ın kariyeri hem form hem de fonksiyon olarak çok farklı kimliklerde duran projelerle dolu. Teknik olarak sinemalarda gösterime girdiği için CM101MMXI Fundamentals‘ı da bir Cem Yılmaz filmi olarak saymak mümkün, hakeza arkadaş arası dilinde çoğu zaman Cem Yılmaz’ın önemli bir rol oynadığı filmleri de bu kategoride anlatılırken duymak olası.

Ancak musluğu bir yerden tıkamamız, sınırları bir yerden çizmemiz gerekiyor. O bakımdan da yapılabilecek en anlamlı daraltma, listeyi Cem Yılmaz’ın yazdığı filmlerle sınırlı tutmak. Bu da -yeni çıkan Arif v 216’yı çıkartınca- elimize 1998’deki Her Şey Çok Güzel Olacak‘tan 2015’teki Ali Baba ve 7 Cüceler‘e kadar yedi film koyuyor. Müsaade ve müsaitliğiniz varsa, bu yedi filmi fena hâlde sübjektif bir biçimde sıralamak isteriz.

Altını çiziyorum, bu liste -diğer aynı başlıklı listeler gibi- yazarın şahsi kanaatlerinin nesnel film grameriyle harman olduğu sıralamalar içermektedir. Sizin sıralamanız şüphesiz farklı olacaktır, onlar için de aşağıda kapı gibi Muhit bulunmaktadır. Anlaştıysak, geçelim mi?

Buyurun!

 

7. Ali Baba Ve 7 Cüceler

Lafı uzatmaya ya da dolandırmaya gerek yok: Ali Baba ve 7 Cüceler hayal kırıklığı yaratan bir filmdi. Bu hayal kırıklığını ortaya çıkartan faktörlerden en önemlisi şüphesiz Yılmaz’ın önceden yaptığı işlerin büyüklüğüydü. Ama onun da ötesinde bir durağanlık vardı filmin anlattığı hikayede. Cem Yılmaz’ın performansında bir problem yoktu, hikaye de o kadar kötü değildi; ancak daha önce gördüklerimizi gördükten sonra ekrandakinin büyüsü ister istemez soluyordu biraz. Yıllar sonra Cem Yılmaz’ın altın çetelesini açıp baktığımızda çok da iyi hatırlamayacağımızdan emin gibiyiz.

 

6. A.R.O.G.

Yanlış anlamayın, A.R.O.G.‘da çok iyi şakalar ve sekanslar var. Cem Yılmaz görsel tutarlılık ve kalite olarak komedi filmlerinden beklenmeyecek standartları kendi filmlerine uygulayan bir adam olduğu için filmin efektleri, makyajı, kostümleri ve görüntü yönetmenliği de inanılmaz üst seviyede. Ancak A.R.O.G. kendi başına var olabilen bir film değil. A.R.O.G., Türkiye sinemasını kökten değiştiren filmin devamı. Bu yüzden de onunla mukayese ediyorsunuz izlerken; isteseniz de istemeseniz de. Ve isteseniz de, istemeseniz de; filmin “GORA’nın dinozorlusu” olması bu mukayeseden muzaffer çıkmasını imkansız kılıyor.

 

5. Pek Yakında

https://www.youtube.com/watch?v=R9R88kuGlsk

Çoğu kişinin listesinde Pek Yakında daha da düşük olacaktır, eminim. Ancak bir drama olarak ele alındığında Pek Yakında’nın yaptığı şey epey enteresan bir noktada duruyor. Film Yılmaz’ın hürmet göstermeyi çok sevdiği o eski Yeşilçam insanlarının, filmin çıktığı döneme damga vuran süper kahraman tipi bir film çekmesini konu alıyor ve bu kontrastı çoğu yerde usulca, ustaca işliyor. Pek Yakında Yılmaz’ın diğer dramaları kadar vurucu, unutulmaz sahneler içermiyor, ama yine de üretiyor olma hâlinin duygusal bağlantılar üzerindeki etkisini tatlı bir biçimde işliyor.

4. G.O.R.A.

Çüüüş… Değil mi? Bunu demek istiyor insan. İnanın roller değişse ve bir Cem Yılmaz filmleri listesinde G.O.R.A.’yı ben dördüncü sırada görsem, ben de benzer bir tepki verirken bulurdum kendimi. Ama umarım ilk üç madde ilerledikçe, taşları yerine oturtabileceğim sizin için; nasıl düşündüğümü aktarabileceğim. Şimdilik G.O.R.A.’nın kıymetinin altını heves ve şevk ile çizdiğim şu yazıyı özetlesem yeterli zannederim: G.O.R.A., Türkiye’nin en iyi bilim kurgu filmi. Bu konuda rakibi yok. Çıkmadı. Olmayacak. Mümkün de değil zaten. Çünkü Türkiye’nin en iyi yaptığı şey mizah, mizahını en iyi yapan adam bu, bu adamın da yaptığı bilim kurgu filminin adı G.O.R.A. Denklem basit.

 

3. Hokkabaz

Hokkabaz’ın sonunda –spoiler olacak ama– şu yukarıdaki sahne var. Mazhar Alanson’un karakterinin cilalı bir karavan ile çıkageldiği, Tuna Orhan’ın karakterinin gözlüklerden kurtulmuş olmasına dair mutluluğunu paylaştığı ve en nihayetinde Cem Yılmaz’ın karakterinin hareketsiz bedeninin, Alanson’un kollarında uzanmasıyla biten bir sahne. O sahnenin finali İskender‘in uyanmasıyla biter ve ben hep düşünmüşümdür; uyanmasaydı İskender, kıysaydı Yılmaz bize, daha iyi olur muydu film? Daha derine işler miydi?

Yıllar geçti ama, en sonunda bu sorunun cevabını verebiliyorum. Hayır. Daha iyi olmazdı. Çünkü Hokkabaz bir ümit filmi. Bir kalp filmi. Saflığı öven bir film. Yılmaz’ın esasında şüpheciliğe ve aşınmış kalplere karşı daimi bir ufka bakma hâlini savunduğu filmini performans sanatlarının en eskisi olan sihirbazlık etrafında kurması tesadüfi değil. Çünkü Yılmaz –her büyük sanatçı gibi– kendisini anlatıyor aslında bu kontrastın içerisinde. Kararı bu yüzden doğru. Olmaz diyenlere, kalbini kıranlara, rızkına niyetlenenlere ve bütün kalbi katılaşmış baba figürlerine karşı hokkabazlar vazgeçemez çünkü. Vazgeçmemeli.

Yani Cem Yılmaz nasıl film çekmeyi bırakmamalıysa şu ömrü hayatında, üretimindeki o çocuksu hayali bozmamalıysa; Hokkabaz İskender de babasının kollarında can vermemeli. Çünkü o babaların da kalbi yumuşar, Maradona’ların gözleri çizilir ve her şeyin bir yolu bulunur bu hayatta; hayaller temiz kaldığı oranda…

 

2. Her Şey Çok Güzel Olacak

Yirmi yıl geçti Her Şey Çok Güzel Olacak‘ın üzerinden. İnanabiliyor musunuz? Altan ve Nuri kardeşlerin, mafya belasına bulaştırdıkları başlarını alıp gittikleri filmin cümlemizin gönlünde taht kurmasının üzerinden yirmi yıl geçti. Yılmaz yirmi üç yaşındaydı bu filmi yazıp, başrolünde oynadığında. Pek çok kişi için LeMan’da karikatür çizen, standup’ları hakkında da çok güzel şeyler söylenen bir adamdı. Hakeza Mazhar Alanson’da MFÖ’de bir harften ibaretti. Kimse ikisinin de oyunculuğa kadir olduğunu bilmiyordu.

Kadirlik yanlış kelime aslında. Hem Yılmaz, hem de Alanson kadir olarak açıklayabileceğimizden çok daha büyük bir ustalık sahibi olduklarını gösterdiler kamera arasından his aktarma konusunda. İkisinin oynadığı Altan ve Nuri kardeşler pek çoğumuz kadar gerçekti. Ömer Vargı’nın yönetimi de onları gerçek kılıyordu ve şüphesiz ki Yılmaz, Haksun ve Vargı’nın kaleme aldığı senaryonun da çok büyük payı vardı. Ama onlar yolda giderken bütün filmi sanki bir arkadaşınızın hasbelkader aldığı video kayıt gibi hissettiren şey, iki aktörün kimyası ve kudretiydi.

Eğer siz de filmi hatırlayıp duygulanıyorsanız eğer, müjdeyi de verelim son paragrafta: Yılmaz geçtiğimiz sene, Her Şey Çok Güzel Olacak‘ın 20. yılı şerefine kırk dakikalık bir orta metraj film yapacağını duyurmuştu sosyal medyadan. Yani en güzel Bilemiyorum Altan şakalarınızı hazırlayın, bu yıl tekrar değerlenecekler.

 

1. Yahşi Batı

Evet evet. Biliyorum.

Listeyi o yüzden sübjektif olduğunu bağıra çağıra hazırlıyorum. Yahşi Batı nesnel olarak bu listenin tepesini vurabilecek bir film değil. Filmin ana kurgusu yer yer bini bir para göndermeler için parça pinçik ediliyor. Öykünün gidişatında sıkıntı yaratacak kopukluklar var. Gördüğümüz lokasyonlar çoğu zaman insanda bir süreklilik hissi uyandırmakta güçlük çekiyor ve filmin asıl konusu acayip bir şekilde Cannonball kasabasına gelene kadar başlamamakta ısrar ediyor.

Fakat seviyorum hakim bey, ne yapayım?

Çok seviyorum hem de. Gerçekten anlatsam benim adıma utanırsınız. Yahşi Batı’nın 19. yüzyıl Osmanlı’sından kopmuş gelmiş bir bürokrat ve gizli ajanın, Vahşi Batı’da yaşadıkları macerayı anlatıyor olması kafadan beni ihya ediyor. Kelimeleri, özellikle de eski kelimeleri çok seven bir insan olarak Yılmaz’ın elini hiç korkak alıştırmadan “Cereyanı tehlike-i vuku, emanetlerin mabada duhulü. Sarih!” gibi şakalar yapıyor olmasına eşit oranda hayranlık ve huşu ile coşuyorum. Filmin esasında büyük bir göndermeler kitabı olması çok hoşuma gidiyor.

Çünkü katmanlarla dolu bir komedi şekli var Yahşi Batı’da. Mesela bir sahnede Cem Yılmaz’ın karakteri Aziz Vefa, bir papaza yaklaşıyor. “Merhaba birader” diyor. Papaz onu düzeltiyor, “Birader değil,” diyor, “peder“. Bu şaka ilk katmanında Hıristiyan ruhban sınıfının isimlendirilmesinin, Türk seslenme alışkanlıklarıyla çakışmasına gönderme yapıyor. Sonra fark ediyorsunuz ki, o papazı Cem Yılmaz’ın abisi oynuyor. Yani aslında Aziz Vefa’ın ilk söylediği doğru, papazın düzeltmesi yanlış. Affı var mı şakanın? Yok. Otobüse binen binsin, binmeyen varsa taşıt her şekilde kendi kalkıyor. Ama işte yakaladıysanız da insan acayip mutlu oluyor.

Yahşi Batı böylesi göndermelerle, şakalarla, akıllıca kurgulanmış sahnelerle dolu. Ve gerçekten de bazı alıntıları yıllardır kafamdan gitmiyor. “Alayınızın amına korum lan” ile başlayıp, “Şef, bir büsküvüt müsküvüt var mı?” ile devam ettikten sonra finalini “Folklorik olarak sana saygım var ama sana tapamam totem” ile bitiren barış çubuğu sahnesini en az üç ayda bir YouTube’dan izleme ihtiyacı hissediyorum. Samimiyetle “Bıyıkların çok enteresan” – “Senin de yavrum” diyalogunun Türkiye sinema tarihinin en romantik laf takaslarından biri olduğunu düşünüyorum. Ve inanın, Zafer Algöz’ün performansını evde tek başına çok taklit etmeye çalışıyor, hep de başarısız oluyorum.

O yüzden benim listemde Yahşi Batı bir numarada.

Sizin liste peki, o ne havalarda?

Yiğitcan Erdoğan

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Tüm yazıları (2655)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.