Doğal manzaralar hiç şüphesiz insanın seyir zevkinin en yüksek seviyeye ulaştığı görsel şölenler. Bir belgesel açtığınızda ya da doğal bir ortamda bulunduğunuzda, her bir sahne insanı etkilemeye yetecek kadar büyüleyici olabiliyor.

Her ne kadar yıllarca gelişen insanlık doğaya zarar vermiş olsa da, hem geniş hem de dar ölçekte büyülü bir düzen olduğu âşikar. Sanki bütün doğa bir büyü sayesinde ayakta duruyormuş gibi. Çünkü dünya çapında bunca olayı, bunca kötü niyetli girişimi ve bunlara rağmen ayakta duran doğayı düşündüğünüz zaman “Nasıl?” sorusunu sormadan edemiyorsunuz. Nasıl oluyor da bütün bu ormanlar, bitkiler, denizler, hayvanlar ve doğanın insan dışındaki bütün üyeleri ayakta kalabiliyor? Bütün dünyayı saran bir büyü sayesinde elbette.

Not: Yazıya oturduğunu düşündüğüm için çekerken doğanın mucizevi güzelliği karşısında ağzımın açık kaldığı birkaç fotoğrafı da ekliyorum.

Öyle bir büyü ki dünyanın bir köşesinde bulunan bir ağaç, bambaşka yerdeki bir bitkiyle aynı ruh içerisinde dimdik ayakta kalabiliyor. Afrika’da yaşayan bir kaplan, Muğla’da çiçekten çiçeğe konan bir arıyla aynı motivasyon içinde hayatta kalabiliyor. Doğanın bütün üyeleri sanki aralarında bir şekilde iletişim kurabiliyor ve bu sayede yaşadıkları zorluklara rağmen serüvenlerine devam edebiliyorlar. Sizce de çok yüce bir düzen yok mu ortada? Çünkü bütün imkânlara sahip olan insanlık henüz ortak bir iradeyle hareket etmeyi başaramamışken, bizim sahip olduğumuz imkânların hiçbirine sahip olmayan doğa, bunu çok uzun yıllardır başarılı bir şekilde yürütebiliyor.

Bu büyüye şahit olmak için gidip Amazon yağmur ormanlarını ziyaret etmek ya da bir National Geographic belgeseli izlemek zorunda değilsiniz. Sokağınızdaki kaldırım taşının arasından çıkıveren bir çimen, bir ağacın dalında açan çiçek de bu büyüye şahit olmanıza yeter. Ama eğer diyorsanız ki yok ben tatmin olmuyorum ve daha büyük ve daha detaylı bir manzara görmek istiyorum, o zaman en yakınınızdaki parka bir gitmeniz yeterli. Ancak bütün bu büyüye kapılmak için tek bir şart var, o da baktığınız şeyin farkında olmak.

Bir parkta oturduğunuz zaman, etrafınıza detaylıca bir bakın. Ağaçların nasıl da güçlü bir şekilde toprağa bağlanıdığını, küçücük böceklerden güvercinlere kadar her şeyin nasıl da bir uyum içerisinde bu düzeni devam ettirdiğini seyredin. Bir ormana gittiğinizde koca koca ağaçların aynı ortamda oluşunu, renk renk bitkilerin bir arada bulunmasını bir düşünün. İnsanlığa kıyasla ne kadar ters bir davranış değil mi? Koca dünya tarihinde ufacık bir nokta kadar yer kaplayan biz, bütün bu teknoloji ve iletişime rağmen bu bütünlüğü sağlayamazken; yüz binlerce yıldır aynı teknoloji ile kendini devam ettiren doğa bu bütünlüğü sağlayabiliyor. Üstelik onu yıkıma uğratan, daha doğrusu uğratmaya çalışan insanlığa rağmen bunu yapıyor.

Uğratmaya çalışan diyorum çünkü doğa eninde sonunda kontrolü ele alır. İnsan istediği kadar kendini güçlü ve yenilmez hissetsin, bir şekilde doğa insanı mutlaka yener. The Last of Us oyununu oynayanlar, doğanın her şeyi ele geçirdiği manzaralara bolca şahit olmuştur. Terk edilmiş bir binayı kaplayan sarmaşıklar, sokaklara kadar uzayan ağaç kökleri ve yıkık bir marketin parkelerinin arasından fırlamış bir çiçek. Bunlar hep doğanın büyülü düzeninin bir göstergesidir. Her şeye rağmen doğa, kendi döngüsünü devam ettirmektedir. Her şeye rağmen, bir yerlerde çiçekler açmaktadır.

Yazdıklarıma cevaben “Peki ya birbirini yok eden canlılara ne demeli?” diye bir soru yöneltecek olursanız, ben de size doğadaki üretim ve tüketim döngüsünün mucizevi bir şekilde dengeli olduğunu söylerim. Üretim için örneğin; bir kaplumbağa eğer yüz tane yumurta yumurtuyorsa, bu yumurtalardan en fazla beş tanesi yavru kaplumbağa olarak hayatlarına başlayabilir. Kalan yumurtalar ya diğer canlılara yemek olur ya da çevre koşullarına ayak uyduramaz. Tüketim için de örneğin; Kuzey Afrika bölgesinde yırtıcı bir hayvanın avlanmasını düşünün. Hayatını devam ettirmek için beslenmek zorunda ve koca bir geyik sürüsüne değil, yalnızca bir geyiğe ihtiyacı var.

Bu açıdan baktığınız zaman canlılar arasındaki etkileşimin insanlara kıyasla daha zaruri ve dengeli olduğunu görmek mümkün. Ayrıca işin bir diğer boyutu da her geçen gün yeni türler keşfedilmesi. Bir düzen düşünün ki zarar gördükçe genişlesin ve bizleri şaşırtmaya devam etsin. Neresinden bakarsanız bakın, ortaya büyüleyici bir tablo çıkıyor.

Her zaman doğanın kendi içinde bambaşka bir dil ile iletişim kurduğunu ve bilge bir ruha sahip olduğunu düşünmüşümdür. Doğanın her üyesini birbirine bağlayan bir büyü, bir bağ varmış gibi gelmiştir bana. İşte o yüzden doğaya bir seslenişle yazımı noktalıyorum: Ey Doğa, sen ne yüce bir düzensin!

Yazar

Tasarım, fotoğraf, oyun, teknoloji, müzik, edebiyat, sanat, mutfak ve daha birçok şeyle ilgili insan. Soundtrack delisi. Sosyal medya: @mfurkanakyuz

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.