Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Arcade Yarış Oyunu
Son güncelleme: 25 Nisan 2014
Bu paragrafı genelde geçiyorsunuz, biliyorum, o yüzden boldla yazacağım. Geekyapar’ın daimi kriteri (seri başına bir oyun) sabit, fakat bu liste için altı çizilmesi gereken bir ekstra kriter var. Hazır mısınız? Söylüyorum: Bu liste için sadece ARCADE yarış oyunlarını ele alıyoruz, GRAN TURISMO, FORZA MOTORSPORT gibi simülasyonlar; GRID, PROJECT GOTHAM RACING gibi semi-simülasyonlar; F1, COLIN MCRAE/DIRT, MOTOGP gibi yarışma oyunları KONUMUZ DEĞİLDİR. Bir gün başka bir listede onları da ele alacağız, söz, fakat bugünlük bizim aradığımız oyunlar elimizi gazdan çektirtmeyen, fren tuşu nedir bilmeyen, hızlı, aksiyonlu yarış oyunları. Tamam değil mi? Anlaştık? İyi o halde, buyurun efendim!
10. F-Zero GX
F-Zero GX, tehlikeli bir oyundu. Sega’nın geliştirip, Nintendo’ya teslim ettiği GameCube’a münhasır oyun, can almaya, saç yolmaya, çığlık attırmaya yürüyordu. Dürüst olmak gerekirse biz de onu bu şekilde sevdik. Hayatımızda oynadığımız belki de en zor oyunlardan biriydi, bunun sebebi de çıkabildiğimiz insan üstü hızların, uzayda korkuluksuz bir şekilde asılı duran pistlerde vuku buluyor olmasıydı. Düşmeden yarışmak büyük ustalık istiyordu ama, bir kere çıraklık dönemini atlattınız mı, ekranda tam bir görsel şölen yaşanıyordu arkadaş.
9. Pure
Listemizdeki dört teker dominasyonunu Pure kırar diye bekliyorduk ama sonra anımsadık: Pure’da dört tekerlekli motorsikletlerle oynanıyordu. Talihsiz bir şekilde erken kapanan Black Rock’ın yeni ismiyle ilk oyunu hakikaten harikaydı. Muhteşem grafikler, büyüleyici tasarlanmış off-road pistlerle birleşince zaten insan bir keyfe geliyor, bir de o pistlerde insan üstü yüksekliklere uçmak, özel hareketler yapmaya kasmak apayrı bir histi. İnsana hakikaten kendini uçuyormuş gibi hissettiriyordu.
8. Mario Kart DS
Arcade yarış oyunları denince, Nintendo için artık online çağı kabullenme sebebi olmuş Mario Kart’a en azından yedinci sırayı ayıracağımız baştan belliydi, sadece serinin bizce en iyi iki oyunu arasında gittik geldik. Bir tarafta muhteşem pistleriyle Mario Kart 64, diğer tarafta ise online özellikleriyle Mario Kart DS vardı. En nihayetinde DS’imizin başında, internete bağlı vaziyette yarışarak geçirdiğimiz saatler ağır bastı. Eğer DS’iniz varsa, bir yerlerde tozlanıyorsa ve Mario Kart DS’e bir el atmadıysanız, bize güvenin, deneyip pişman olmanız mümkün değil.
7. TrackMania United
TrackMania’nın oyunları arasında çok da ciddi bir fark yok aslında. İlk TrackMania’dan sonra gelen Sunrise, grafikleri körüklemiş, Nations ise işe biraz “Milli Mücadele” kıvamı getirip, ücretsiz çıkarak milyonlara erişmişti. Üç oyun da temelinde aynı prensibi işliyordu: Dilediğin pisti yarat, çılgın gibi araba kullanarak, boost’ları kaparak yarış, milletin skorlarını geç. O yüzden biz, bu formül üç oyunda da muhteşem işlendiğinden, üçünün de özelliklerini birleştirip, bir nevi TrackMania’nın ilk nesline antolojilik yapan United’ı alıp listeye koyalım dedik. İyi de oldu.
6. Split/Second
Pure’u yapan, eski adı Climax, yeni adı Black Rock olan stüdyonun kapanışına sebep olan oyun işte bu. Split/Second, satmadı. Niye bilmiyorum, bana sormayın, satmadı işte. Oysa ki bir yarış oyunu için muhteşem yeni fikirleri vardı. Listenin yukarısındaki Mario Kart’ın ve ikinci sayfadaki bir başka oyunun (Spoiler yok!) kullandığı “Power-up’larla rakip dövme” mantığını epik bir skalaya taşıyor, rakibinizin kafasına köprü falan indirebiliyordunuz. Bir yarış diğerini tutmadığı gibi, eğlencenin de dozu hiç düşmüyordu. Keşke sataydı da, Disney tasfiye etmeyeydi Black Rock’ı…
5. Midnight Club 3: DUB Edition
Sonra çıkan Midnight Club: Los Angeles da iyiydi, ama dürüst olmak gerekirse bizim aklımız Midnight Club 3’te kaldı. Dönemi için harika sayılacak estetiği, Rockstar’ın genlerinde mevcut bulunan kaosla birleşince ortaya oynaması acayip keyifli, saatlerini gömmesi ise korkunç derecede mümkün bir oyun çıkmıştı. NFS: Underground’un izinden Midnight Club 3’te modifikasyonlara sardırmış, oyunu iyiden iyiye bağımlılık yapıcı bir hâle getirmişti. Elinizde bir yerde PSP versiyonu varsa, o da oynanır.
4. Blur
Split/Second Black Rock’ın, Blur da Bizarre’ın sonu oldu ama, bize göre bu Split/Second’dan daha anlamsız. Blur’un tek bir gayesi vardı, Mario Kart mekanikleriyle, Need for Speed’in sokak yarışı mentalitesini birleştirmek. Bu gayeye ulaşmakla kalmadı, daha fazlası da oldu Blur. Tek kişilik modunu hatırlamıyoruz, ama eğri oturup doğru konuşalım, zaten Blur tek başına oynanmak için yapılmadı. Blur’un parladığı anlar, arkadaşlarınızla aynı koltukta multi atarken ortaya çıkıyordu. Bizarre batmadan önce ülkemizde popüler olaydı, sırf PES kafelerin alımları bile kurtarırdı firmayı.
3. Need for Speed: Most Wanted (2012)
Son, en son dakikaya kadar, hatta sıra bu maddeye gelene kadar üçüncü sırada Need for Speed: Underground oturuyordu. Hak ettiğini de düşünmüyor değildik, en nihayetinde Underground, Need for Speed serisinin en popüler oyunuydu ve belki de modifikasyon belasını başımıza saran yegane oyundu. Ama son saniyede bir şeyi fark ettik: Underground’un yarış oyunu olarak iskeleti, tüm o havasına ve cakasına rağmen Most Wanted’dan iyi değildi. Criterion nasıl bir yarış oyunu yapılacağını çok iyi biliyor. Hot Pursuit yeniden yapımları çok iyiydi, ama Most Wanted’la, bize göre gelmiş geçmiş en iyi yarış oyunlarından birine imza attılar.
2. Wipeout 2097
Buyurun listenin sürprizine. Daha doğrusu, eğer Wipeout 2097’yi oynamadıysanız, elinizi hiç sürmediyseniz en şaşırtıcı gelecek girdisine. PlayStation dergisinin 1997’de gelmiş geçmiş en iyi beşinci PS1 oyunu seçtiği oyundan söz ediyoruz. IGN’in 2002’de, PS1 tüm kozlarını oynayıp, tarihin sayfalarına doğru olan yolculuğuna çıktıktan sonra yaptığı en iyi PS1 oyunları listesinde 13. olan oyun bu. Kimilerine göre PS1’in en iyi yarış oyunu. Bize göre hızıyla, muhteşem görselliğiyle, harika ayarlanmış dengeli yapısıyla gelmiş geçmiş en iyi ikinci yarış oyunu. Zorluğu o kadar iyi ayarlanmıştı ki, bugün bile başına otursak, en iyi bilen ve hiç bilmeyen iki insan olsak, dibine kadar eğleniriz. Bir yarış oyununun kaliteli olduğunun delaleti de budur.
1. Burnout 3: Takedown
Burnout 3 uğruna PS2 alan tanıdıklarım var. Evet, var, bunu burayı abartmak için söylemiyorum. Bugüne bugün Burnout 3 PC’ye çıkmadığı için içinde dev uktelerle dolaşan insanlar var. Bir de şunlar var, yıllardır Burnout 3’ü unutamayanlar, hâlâ evdeki PS2’yi açıp, iki üç yarış atanlar. Ya da şunu mu söylesem acaba sizi Burnout 3’ü muazzamlığına ikna etmek için, EA resmi online sunucularını oyun çıktıktan neredeyse tam 6 yıl sonra, 2010 senesinde ancak kapatma ihtiyacı hissetti. Bu hem Burnout Revenge, hem de Burnout Paradise’ın çıkışları, Burnout 3 oynayan insanları etkilemedi demek. Belki de şunu söylemek gerek, oyunun Metacritic notu 94, GameRankings notu 93.
Ama sanıyoruz en çok şunu belirtmek lazım: Burnout 3: Takedown, kusursuzdu. Çıkışının üzerinden on yıl geçti belki, artık grafikleri o kadar güzel gözükmüyor ve Takedown mekaniği o kadar etkileyici gelmiyor, evet, ama bugün hâlâ kolu elinize aldığınızda mükemmel bir şeyi oynadığınızı hissedebiliyorsunuz. Criterion eğer yarış oyunlarının Leonardo Da Vinci’si ise, Burnout 3 de onların Mona Lisa’sıydı. Jeff Gerstmann’ın vaktinde dediği gibi, “nabzı olan herkes bu oyunu sever”. Doğru söze ne denir Jeff!
Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.
Tüm yazıları (2655)









Outrun unutuldu galiba