2 Şubat 1959’u, 3 Şubat 1959’a bağlayan gece, Amerika’nın Iowa eyaletinin Clear Lake kasabasının yakınlarında bir uçak düştü. Beechcraft Bonanza tipi bir uçaktı, Roger Peterson tarafından pilot ediliyordu. Gece 1 gibi tüm kontaktlar kesildi uçakla. Sabah dokuz buçukta, havalimanının 10 kilometre yakınında enkaz bulundu. Uçağın üç yolcusu vardı. Buddy Holly, Ritchie Valens ve J.P. “The Big Bopper” Richardson. Rock ‘n’ roll müzisyenleriydi üçü de. Çok sonraları, 1971 yılında, Don McLean isimli bir müzisyen The Day The Music Died diye kaydetti günü şarkısında. Bu yazı, işte o şarkının, American Pie’ın hikayesi.

8 dakikalık şarkı, çok hafif bir piyano melodisinin üzerine şu sözlerle açılır:

plane-crash-richie-valens0buddy-holly-big-bopper

Bir varmış, bir yokmuş / Anımsıyorum hâlâ müziğin beni nasıl gülümsettiğini / Ve biliyordum, eğer bir gün fırsatım olsaydı / Dans ettirebilirdim o insanları / Ve belki de bir süreliğine mutlu olurlardı

McLean burada kendisi gençken, dinlediği müziklerin kendisine nasıl ilham verdiğini anlatır. Her müzisyenin geçtiği bir yoldur aslında. Büyük müzisyenleri idolize etmek, onları dinleyerek, onların sende yarattığı hisleri başkalarında yaşatmayı arzulamak. McLean böyle kurar sahneyi. Ve bir sonraki kıtada, 3 Şubat’a getirir lafı.

Ama Şubat bir ürperti verdi bana / Yaptığım her gazete teslimatında / Kötü haberler kapıda / Atamıyordum bir adım daha”

McLean, kendisi gazete teslimatı yapan bir “paperboy” iken, kötü haberi alışından bahsediyor. Ve sonra da mühür lafı koyuyor zaten. Şöyle:

Anımsamıyorum ağladım mı / Okuyunca onun dul kalmış karısını / Ama bir şey dokundu bana derinlerde / Müziğin öldüğü o günde”

McLean için bu şarkı, rock ‘n’ roll müziğin tertemiz, huzurlu olduğu günlerden, tepetaklak aşağı gittiği döneme geçişi anlatır. Onun için; Holly, Valens ve Bopper’ın ölümü o günlerin bitiminin sembolüdür. Sonrasında rock bambaşka bir şey olmuştur. McLean de o bambaşka bir şeyi anlatmaya başlar Amerikan folk müziğinin en naif hikaye anlatma eğilimiyle. American Pie, McLean’in gözünden, Amerikan rock tarihini ve o rock tarihinin, McLean tarafından “saf” gözüken Amerikanlığını kaybedişini anlatır. Nakaratı da buna delalettir zaten, üçüncü kıtadan sonra girer.

Öyleyse elveda Bayan Amerikan turtası / Chevy’mi rıhtıma sürdüm, ama rıhtım kuruydu / Bizim çocuklar çavdar viskisi içiyordu / Ve söylüyorlardı: ‘Bugün benim öldüğüm gün olacak’ / Bugün benim öldüğüm gün olacak.”

Şarkı bu noktada hız kazanmaya başlar. Çünkü anlatacak bir hikayesi vardır, ve tempoyu arttırır yavaş girişten sonra. İlk etapta McLean kendi gençliğiyle bağdaştırır bir sonraki üç kıtada. Müziğin öldüğü günden önce, rock müziğin sorduğu ve sahip olduğu soruları koyar ortaya. Niyet ettiği şey, sonradan bir kıyaslama yapmaktır.

50s-dance

Sen mi yazdın aşkın kitabını / Yukarıdaki Tanrı’ya inancın var mı / İncil sana öyle emrediyorsa? / Rock ‘n’ roll’a inandın mı? / Müzik fani ruhunu kurtarabilir mi? / Ve öğretebilir misin bana dans etmeyi, gerçekten yavaşça?”

“Biliyorum ona aşık olduğunu / Çünkü gördüm sizi salonda dans ederken / İkiniz de çıkarttınız pabuçları / Ah ne seviyorum ritm ve blues tınılarını!”

“Dalyan bir delikanlıydım / Pembe karanfilim, ve kamyonetimle / Ama biliyordum, bitmişti şansım / Müziğin öldüğü o günde”

McLean kıyas için kendisinin tertemiz ve huzurlu gördüğü, öykündüğü o günlerin bir portresini çizmiştir size. Örneğin “aşkın kitabı”, 1958 tarihli bir Monotones şarkısıdır. Tempo artarken nakarat bir kez daha girer. Artık müzik ölmüştür, hikaye ona göre yokuş aşağıya inmeye başlamıştır. On yıl sonraya atar hikayeyi. Ve ona göre yozlaşan rock müziğini aktarmaya başlar.

On yıldır kendi başımızayız şimdi / Ve yuvarlanan taş yosun tuttu / Ama işler hep böyle değildi”

McLean’in burada lafı çaktığı grup The Rolling Stones. İngilizce’de olan “yuvarlanan taş yosun tutmaz”, yani bizdeki “işleyen demir ışıldar” anlamına gelen deyime gönderme yaparak, çok amiyane tabirle, Rolling Stones’u da hedef göstererek “boku çıktı bu işin” demeye çalışıyor McLean. Tek sembolizmi de bu değil.

cf8523a51cc4a20ce01277a5a9883

Soytarı kral ve kraliçe için şarkı söyledi / James Dean’den çaldığı bir ceketle / Ve senden, benden gelen bir sesle”

Buradaki soytarı, Bob Dylan. Kral da Elvis. McLean’in burada tasvir ettiği şey, Dylan’ın klasik olarak “iyi” görülmeyen bir sesle ortaya çıkıp başarı elde etmesi. Dylan’ın geleneksel olmayan, ancak halkı ve gerçek hisleri aktarabildiği, temsil edebildiği için başarılı olan sesi, rock müzikte pek çok standardı yıkıp geçmişti. Pek çok müzisyenin, “Dylan çıkıp söyleyebiliyorsa, biz de söyleyebiliriz” diye başladığı söylenir. Rock müzikte artık “iyi” olmak değil, “gerçek” olmak önemli oluyordu. McLean de bu devir teslimi anlatıyor zaten.

Ve kral aşağıya bakarken / Soytarı çaldı onun dikenli tacını / Mahkeme toplandı / Bir karar çıkmadı.”

Dylan tacı almıştır Elvis’ten. Ancak biri daha gelecektir sahneye. Onu da şöyle anlatır McLean.

Ve Lennon Marx üzerine bir kitap okudu / Dörtlü parkta alıştırma yaptı / Biz de ağıtlar okuduk karanlıkta / Müziğin öldüğü o günde”

McLean burada müthiş bir kelime oyunu daha yapar. Lennon’ı kasti olarak Lenin’e yakın olarak söyler, böylece 60’ların ortalarına geçtiğini aktarır okuyucuya Lenin ve Marx gibi iki komünist ikona gönderme yaparak. Dominant hissiyat komünizm tarafından şekillenmektedir bir veya öteki şekilde. Öte yandan, parkta alıştırma yapan dörtlü kelimesi ve Beatles’ın sosyal farkındalık sahibi eğilimleri ile birleşince, aynı zamanda Beatles’a da bir göndermedir bu. Zaten nakarattan sonraki kıtada, iyice altını çizer bunun.

beatlespepper

Yaz sıcaklarında palas pandıras / Kuşlar uçtu nükleer sığınaklara / Sekiz mil yüksekte ve hızlı düşüşte / Yere yanlış indi / Oyuncular bir ileri pas denedi / Soytarı kenarda alçılıyken”

Palas pandıras’ı, Helter Skelter’ın bir çevirisi olarak aldım. Beatles göndermesi elbette. Ardından gelenler biraz daha gizemli. McLean burada The Byrds grubuna üç gönderme yapıyor. İlki elbette “The birds flew off” cümlesinde. İkincisi “Eight miles high” tabirinde, zira bu Byrds’ün meşhur bir şarkısı. Sonuncusu ise nükleer sığınak.

McLean burada bir yandan yine 60’lardaki atmosfere çifte atıfta bulunuyor. Bir yandan dönemin nükleer korkusunu çağrıştırıyor bu tabir. Öte yandan da, nükleer sığınak “rehabilitasyon merkezi” yerine kullanılan bir argo. Bir Byrds üyesinin, rehabilitasyona girmesi üzerinden, McLean bir yandan da rock müzikte madde etkilerinin artışına göndermede bulunuyor.

Devre arası havası, güzel bir kokuydu / Çavuşlar bir marş melodisi tutturdu / Hepimiz kalktık dans etmeye / Ama fırsatımız hiç olmadı”

“Çünkü oyuncular sahayı ele geçirmeye çalıştı / Bando geri adım atmadı / Hatırlıyor musun neyin ortaya çıktığını / Müziğin öldüğü o gece?”

Ve 68’e geliyor McLean. “Çavuşlar” olarak kast ettiği yine Beatles. Bu sefer onların 68 öğrenci hareketleri üzerindeki etkilerine dem vuruyor. “Oyuncular sahayı ele geçirmeye çalıştı” ibaresi, o ayaklanmaları konu alıyor. Bir tutam da müzikle, müziği dinleyenlerin kopuşu aslında. McLean burada rock müzik dinleyicisinin, en azından kendi neslindekilerin, yalnızlaşmasını anlatıyor. Bu sonraki kıtada iyice bariz.

maxresdefault (1)

İşte oradaydık hepimiz / Bir nesil, fezada kayıp / Yoktu baştan başlayacak vaktimiz”

Ve sonra McLean, gerçekten kendi inancını yitirdiği anı anlatmaya başlar.

 

Hadi o hâlde, çevik ol Jack / çabuk ol Jack / Mumun üzerine oturdu Flaş Jack / Çünkü ateş, Şeytan’ın tek kardeşi”

“Onu sahnede izlerken / Yumruklarım sıkılıydı sinirden / Hangi melek gelse cehennemden / Kurtaramazdı o Şeytan’ın büyüsünden”

Ve alevler yükselirken gecenin içine / Alevlendirmek için kurbanlık ayinini / Şeytan’ı gördüm gülerken keyifle / Müziğin öldüğü o gece”

McLean, Meredith Hunter’ın Rolling Stones konserinde öldürülüşüne atıfta bulunmakta burada. Hunter, 18 yaşında bir öğrenci. Bir konser esnasında, Stones’un güvenlik elemanı olarak tuttuğu Hell’s Angels çetesinin bir mensubu tarafından öldürülüyor. Burada buna pek çok gönderme var zaten. İki Stones şarkısı direkt geçiyor neredeyse, Jumpin’ Jack Flash ve Sympathy for the Devil. O şarkıda Jagger bildiğiniz gibi şarkıyı birinci kişi perspektifinden, kendisini Şeytan olarak tanıtarak başlıyor. McLean de oradan devam edip, Şeytan diye hitap ediyor Jagger’a. Ve onun için, rock müziğin yozlaşması tamamlanıyor.

141023-6582MeredithHunter

Sonra şarkı yavaşlıyor, ve McLean hikayesini bitiriyor usulca.

Bir kız tanıdım Blues okuyan / Biraz mutlu haber istedim ondan / O ise gülümsedi, ve döndü yüzünü / O kutsal dükkana gittim ben de / O müziği duyduğum yere, yıllar önce / Ama oradaki adam müzik çalmıyor artık dedi”

“Ve sokaklarda çocuklar çığlık attılar / Şairler hayal kurdu ve aşıklar ağladılar / Ama tek bir kelime bile konuşulmadı / Kırıktı kilisenin çanları”

“Ve en saygı duyduğum üç adam / Kutsal Ruh, Baba ve Oğlan / Kıyıya giden son treni yakaladılar / Müziğin öldüğü o gece”

Sonrasında iki kez daha nakaratı söyler, ve bitirir hikayesini McLean. Kendi şahsi perspektifiyle başladığı hikayeyi, gençliğinden alıp, mevcut gününde yine şahsi perspektifiyle bitirir. İlk defa Holly, Valens ve Bopper’ın müziklerini duyduğu o “kutsal mağazaya” gider, ancak artık o müzikler çalmamaktadır orada. O da son kez saygısını verir, şarkıyı bitirir.

McLean Amerikan rock müziğinin tarihini, böyle anlatır.

Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.