Yeni nesil teknolojiler, yeni nesil tedaviler, yeni nesil arabalar ve bittabi yeni nesil üniversiteler arasında şu ‘nesil’ tabirini ne çok kullanır olduk değil mi? Kelimenin kullanımı artınca, e dosya konumuzun teması da nesil olunca, duruma bir açıklık getirmek amacıyla yeni yazımızın başına oturmayı boynumun borcu bildim sevgili geekler. Tabii siz üzerime alındığımı da iddia edebilirsiniz, bilemiyorum.

Nesiller temalı ilk yazımızda Full House (Bizim Ev) dizisinin tamı tamına üç nesle denk geldiğini söylemiştik. Söz konusu yazıyı yazarken de birkaç kez sorgulamak için çeşitli mecralara başvurunca artık bu konuda yazmak şart olmuştu zaten.

Nesil Nedir, Ne İçin Kullanılır?

gettyimages-5517061491

Arapça ‘nesl’ kökünden gelen bu ismi, Türkçe kuşak yahut Fransızca jenerasyon şekliyle de kullanıyoruz. Tabii neslin, yazımızın başında birkaç tanesine değindiğimiz kullanım sahalarına göre farklılaşan anlamları var. Yazımız özelinde bunlardan toplum bilimlerinin kullandığı şekline odaklanacağız.

Hayatımızın hiçbir kısmını, bir diğer kısmından tamamen bağımsız olarak düşünemeyiz. Hâliyle bir kavramın kullanımları için de aynı şeyi söylemek durumundayız. Bu yüzden nesil kavramı açıklamak ve anlamak için diğer kullanımlarından da biraz bahsetmezsek olmaz değil mi? Farzı misal, teknolojide nesil veya kuşak, “Bir ürünün, bir aygıtın teknolojideki ve bilimdeki gelişmeye göre üretilen yeni biçimleri” anlamını taşırken; gök bilimi için bu anlam “Yeryüzünde veya herhangi bir gök cisminde belli şartları sağlayan bölge” hâline geliyor. Matematikte “Bir küre yüzeyi, paralel iki düzlemle kesildiğinde iki kesitin arasında kalan bölüm”e kuşak ismi verilirken; sinema ve televizyon için kuşak kavramı “Televizyonda programlar için ayrılmış özel zaman dilimi” olarak kullanılıyor.

Farklı alan ve disiplinlerde nesil kavramının kullanımına baktığınızda, kavramın en önemli özelliği sizin de dikkatinizi çekecektir diye düşünüyorum. Bu kavram hemen her zaman belirli, sınırları çizilmiş bir bölgeyi veya zamanı ifade ediyor.

Yazımız özelinde üzerine konuşacağımız toplum bilimlerinde neslin anlamı da yukarıda birkaç tanesinden örnek verdiğimiz tanımlarla ortaklık taşıyor: Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu.

Sizinki Hangi Nesil?

Efendim, elimizde 20. yüzyılın başlarından itibaren isimlendirilen bir sürü nesil var. Bunların her birinin de aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını yaşamış ve birbirine benzer sıkıntılar paylaşmış olduğunu düşünürsek; benzer karakter ve davranış özellikleri var.

Sessiz Kuşak (1925 – 1945)

london teddy_boys

Farklı kaynaklarda Gelenekselciler olarak da adlandırılan bu kuşağı çağımızın en yaşlı üyelerini oluşturuyor. Dünya genelinde yaşanan büyük savaşlardan kaynaklı açlık, kıtlık, ekonomik bunalım ve işsizlik gibi zorlayıcı yaşam koşullarını paylaşıyorlar. Geniş aileler, yerel sosyal gruplar ve yoğun komşuluk ilişkileri içerisinde büyümüşler. Bunların da bir etkisiyle bu kuşak dengeyi, düzeni korumayı öncelikli görüyor ve otoriteye itaat eden ve sadakate büyük önem veren bir yapıları var.

Patlama Kuşağı (1946 – 1964)

BlameBoomersRuinFuturePhoto_02

Patlama kuşağına bu ismin verilmesinin sebebi, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında doğmaları. Malumunuz olduğu üzere kısa zaman dilimleri arasında oldukça büyük iki dünya savaşı yaşandığı için, nüfus da hemen bütün coğrafyalarda bayağı bir azalmış. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülkede de bu sebeple vatandaşları aile sahibi olmaya yönlendiren ve nüfusu artırma amacı taşıyan politikalar yoğunlaşmış; bu amaçlı yardım kampanyaları ve imtiyazlar düzenlenmiş. Hâliyle de dünya genelinde bir nüfus patlaması yaşanmış. Bu dönemde dünyada büyüyen insan haklarına yönelik hareketler var ve radyonun altın çağı yaşanıyor; Türkiye’de ise çok partili rejimin sancıları yaşanıyor. Bunların da etkisiyle ülkece büyümeye, refaha ve hizmetlere yönelik bir özlemin filizlendiğini söyleyebiliriz. Çalışkanlık ve kuralcılıklarıyla ön plana çıkan bu neslin çoğunlukla idealist ve kanaatkâr olduğunu da belirtmemiz gerekir. Farklı kaynaklarda bu kuşağa Soğuk Savaş Çocukları da deniyor.

X Kuşağı (1965 – 1979)

Marketing-for-Generation-X-1000x480

Dünya genelinde cinsiyet eşitliği ile ilk kez tanışan bu kuşağa “Ara Nesil” yahut “Geçiş Nesli” gibi isimler de veriliyor. Bu isimlendirmelerin temel nedeni ise doğumlarının gerçekten de dünyanın bir geçiş dönemine rast gelmesi. İlk kişisel bilgisayarın satışı bu yıllara rastlıyor, bilgi ve iletişim teknolojileri de bu kuşakla birlikte hızlı bir şekilde ilerliyor. Hâliyle önceki iki nesille aralarında köklü değişimler de yaşanıyor. Ebeveynleri olan Patlama Kuşağı’na göre çok daha iyi imkânlara sahip olarak yetiştikleri için, bu imkânları korumaya ve genişletmeye yönelik çabayı ön planda tutuyorlar. Yaşamdan ve yaptıkları işten keyif almak istiyorlar, erkekler kadar kadınlar da iş yaşamında aktif olmaya başlıyor. Hem imkânları korumak ve daha refah şartlara ulaşmak hem de kadın – erkek olarak çalışma hayatında bulunmak ve kariyere önem vermek gibi sebeplerle, önceki nesillerin aksine daha az çocuk sahibi oluyorlar ve çekirdek aileler oluşmaya başlıyor. Diğer ortak özellikleri arasında da otorite ve kurallara saygılı olmaları, işleri sadeleştirip sonuç odaklı düşünmeleri, rekabetçilikleri, bireysellikleri ve kendi sorunlarını kendileri çözmeye alışmaları sayılabilir.

Y Kuşağı (1980 – 2000)

0_JZRk2A8VbqHU04qv

Parantez içerisinde Y Kuşağı için bir yıl aralığı verdik ama bazı araştırmalarda bunun şiddetle reddedildiğini, Y Kuşağı’nın doğum yıllarının herhangi bir ölçüt ile sınırlandırılmadığını da belirtmek isterim. Günlük hayatta kuşaklardan bahsederken en çok birbirine karıştırdığımız yahut üzerine en çok tartıştığımız kuşakların Y ve Z olmasının sebebi de budur. Bu kuşak, ebeveynlerinin kurduğu çekirdek ailelerde, genele bakıldığında iyi şartlarda büyüyen bireylerden oluşuyor. Aynı zamanda sosyal medya gerçeği ile karşılaşan ilk kuşak da bunlar. Araştırmalarda bazen tartışmalı olarak Milenyum Kuşağı da denilebilen bu kuşağın ayırıcı özellikleri olarak farklılık arayışları, otoriteye karşı görece saldırgan bir tutumda olmaları, sabırsız olmaları ve yenilikçi olmaları sayılıyor.

Z Kuşağı ( 2000 – 2020)

z-kuşağı

İnternet Kuşağı olarak da belirtebileceğimiz bu kuşağın üyeleri gelişen ve gelişmekte olan bütün teknolojiler ile bir arada ve iç içe büyüyorlar. Tam teknoloji çağının çocukları olan Z kuşağına bazı yerlerde Dijital Yerliler de deniliyor. Sürekli olarak kullandıkları farklı elektronik alet ve donanımlar sebebiyle insanlık tarihinin motor becerileri en yüksek olan neslini oluşturuyorlar, birden fazla işle aynı anda uğraşabiliyorlar, yaratıcılığa önem veriyorlar ve yalnız yaşamayı tercih ediyorlar. Diğer ortak özellikleri arasında ise tatminsizlik, kararsızlık, doğuştan tüketicilik ve materyalistlik yer alıyor.

Alfa Kuşağı (?)

z_jenerasyonu-770x459

Z kuşağından sonra gelecek olan kuşağın Alfa Kuşağı olarak adlandırılması son zamanlarda üzerine konuşulan ve tartışılan bir konu.  Ancak bu kuşağın üyeleri ya doğmadıkları ya da en yaşlıları henüz 3 – 4 yaşında oldukları için, dünya da çok kısa zamanlarda çok fazla değişim yaşamakta olduğu için, bunların özellikleri hakkında bilgimiz yok. Daha ziyade birtakım tahminler üzerine konuşuluyor yani. Genel itibariyle bu tahminler sanal gerçekliğin ilerlemesi, iş imkânlarının çoğalması ama çalışan nüfusun azalması, mesafelerin öneminin artık hiç kalmaması ve dolayısıyla bu kuşakta aile ve arkadaşlıkların fiziksellikten tamamen kopuk olarak oluşması gibi noktalar üzerine şekilleniyor.

Herkesin Nesline Kimse Karışamaz!

Nesil derken neyi kastettiğimizi ve nesillerin genel özelliklerinin neler olduğunu elimizden geldiğince açıkladık. Gelelim biraz da zurnanın o malum sesi çıkarttığı noktalara.

Şimdi, öncelikle nesil adlandırmalarının sadece 20. yüzyıl ve sonrasını kapsadığı dikkatinizi çekmiştir diye tahmin ediyorum. Bunun sebebinin, toplum bilimlerinin ve özellikle ekonomiyi dert edinen disiplinlerin bu dönem üzerine çıkarım yapmaları veya en yoğun kaynağa, belgeye bu dönemde ulaşmaya başlamaları olduğunu söyleyebiliriz. Haklarını teslim etmekle birlikte, gözden kaçırılan birtakım noktalar olduğunu ve bu sebeple de bazen yanlış çıkarımlara ulaşılabileceğini de belirtmek gerekir.

Nesil veya kuşak kavramının tanımlarından bahsederken dikkatinizi bir ortak noktaya çekmeye çalışmıştım; bunların hepsi, alanları farklı olsa da sınırlı ve belirli özel alan veya zamanlardan bahsediyorlardı. Ancak son dönemde, özellikle kültür çalışmalarında dikkat çekilmesi gereken bir durum var burada; kuşakları sadece doğdukları zaman dilimleri göz önünde tutularak sınıflandırmak doğru değil. Evet, nesil derken, yaklaşık yirmi beş otuz yıllık yaş kümelerini kastediyoruz ama tek ölçüt bu olmamalı yani. Kuşakları oluşturan toplumun düşünceleri, hisleri, deneyimleri, yaşam şartları da dikkate alınmak zorunda.

woburn-67-ferdinand-and-friend

Nesiller hakkında okumalar yaptığımızda, nesillerin özelliklerinin ve şartlarının tekrar edebildiğini görüyoruz. Bu da hâliyle aralarında yüzyıllar, belki de bin yıllar bulunan nesillerin aynı veya benzer düşünceleri, hisleri, deneyimleri yaşadıklarını veya aynı toplumsal tepkileri verebildiklerini fark etmemizi sağlıyor. Mesela 70’lerin Hippi’lerini, Çiçek Çocuklar’ını duymuşsunuzdur; bunlar ile Maniheist Keşişler arasında büyük ortak noktalar bulunuyor. İçine doğdukları dünya ve yaşam şartları kesinlikle aynı değil, bin yıl farkla içinde yaşadıkları fiziki coğrafya bile farklı ancak her iki topluluğun üyeleri de kendi dönemlerinin şartlarından bunalıp bütün medeniyet nimetlerinden ve kurallardan uzakta; serbest, bağımsız, barışçıl bir hayat sürebilmek için dağ başlarına yerleşiyorlar. Bu noktadan itibaren hatta kendilerine seçtikleri yaşam koşulları bile neredeyse aynı oluyor.

Tarihin tekerrürü bitmiyor, dolayısıyla nesillerde de tekerrürü izleyebileceğimizi düşünüyorum. Bu konuda başka kanıtlarımız da var. Bundan yaklaşık iki bin üç yüz yıl önce Aristotales, milattan önce üç yüz elli yılında gençlerin kontrolden çıktığını, kabalaştığını, yetişkinlere karşı çıktığını ve öğretmenlerini sinirlendirdiğini söylemiş. On yüzyıl önce Yusuf Has Hacib, on birinci yüzyılda kaleme aldığı Kutadgu Bilig’de ‘yeni’ neslin kıymet bilmediğinden, emanet verecek adam bulunamadığından, açları doyuran, yetimleri giydiren olmadığından dem vurmuş. Örnekleri çoğaltırız, çoğalttıkça da haklı çıkarız diyerek; toplamda dörde tamamlayacağımız yazı serimizin ikinci yazısına son veriyorum. Bu yazı için yorumlarınızı, sonraki yazılar için de fikirlerinizi dört gözle bekliyorum. Siz yaz deyin, biz yazalım!

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.