The 1975, on dört yaşımda pop-rock batağına düştüğümde keşfettiğim ve o günden beri severek takip ettiğim bir grup. Pop-rock batağı dedim de bunu kötü bir eleştiri olarak algılamanızı istemem, yirmi yaşındayım ve hala pop-rock dinleyen bir insanım. Anlatmak istediğim şey, The 1975’ın bendeki yerinin çok büyük ve onlara duyduğum sevginin de kalbimde bayağı derinlerde olması.

Ben keşfettiğimde yaşım nispeten küçük olsa da on dört yaşımın üzerinden yedi yıl geçti ve bu grup hala müzik yapıyor fakat birçok kişinin böyle bir grubun varlığından haberdar olmadığını görüyorum. Bu da beni bir miktar üzüyor anlayacağınız, çok çok değer verdiğim grubun hak ettiği kadar ilgi görmediğini düşünüyorum. Bugün de buraya tam olarak bu yüzden, sizlere The 1975 misyonerliği yapmaya geldim. Bu yazıda sizler için küçük bir The 1975 çalma listesi oluşturacağım, sizi belki de çok seveceğiniz bir grupla tanıştıracağım. Yani en azından bunu hedefliyorum diyelim.

Diğer gruplara kıyasla daha yeni kurulmuş, bebek bir grup olan The 1975’ın ekibi, ilk defa 2002 yılında bir araya geliyor. Kurulduğundan beri hemen hemen aynı ekiple devam ediyorlar: Matty Healy, Ross MacDonalds, Adam Hann. Bu ekip birbiriyle lisede tanışıyor ve lise boyunca beraber çalıyorlar, bazen punk kulüplerinde şarkılar söylüyorlar. Kendilerini şarkılarını yazana kadar bildikleri ve sevdikleri şarkıları çalarak ilerliyorlar. En başta bateride Matty Healy olsa da daha sonra o dönemki vokalistin grubu terk etmesiyle beraber bateriye George Daniel geçiyor, vokalistimiz de Matty Healy oluyor. Böylece The 1975 ekibi, son halini alıyor.

Şanslılar biraz, diğer pop-rock grupları gibi değiller. Daha ilk albümlerinden başarıyı yakalıyorlar. İsmi, grubun ismiyle aynı olan bu albüm sayesinde kendilerine sadık bir hayran kitlesi kazanmayı başarıyorlar. Ben de bu dönemde hayran oldum, oradan biliyorum. Tabii ki bunda başarılı bir kampanya gütmelerinin rolü de büyük. Albüm çıkmadan önce bir sürü EP çıkıyor, ayrıca albümün tanıtımı için tek başlarına turlamaktan ziyade Muse, The Rolling Stones ve The Neighbourhood gibi büyük isimlerin turlarında açılışı yapmak üzere yer alıyorlar.

İlk albümden size önerebileceğim şarkılar arasında Robbers var mesela, biraz ondan bahsedeyim. Toksik bir ilişkiyi anlatan bir şarkı bu esasında, birbirlerine iyi gelmeyen bir çiftin nasıl birbirinin sonunu getirdiğini anlatıyorlar burada. Sakince başlayan sözler ve enstrümanlar, şarkı ilerledikçe yerini kaosa bırakıyor. Dinlediğim şarkıların bana bir şeyler hissettirmesine bayılıyorum ve bu şarkı da bana anlatılan çalkantılı ilişkinin dinamiğinin ne denli kaotik olduğunu hissettirdiği için sanırım bu şarkıya aşığım. “I’ll give you one more time, we’ll give you one more fight, I said one more line, there’ll be a riot cause I know you” gibi sözlerle birbirine değil de uyuşturucuya bağımlı bir çiftin kavgalarını anlıyor, Matty’nin vokalleriyle de aralarındaki gerilimi hissediyoruz.

Yine aynı albümden olan Fallingforyou aslında albümün standart halinde değil de deluxe versiyonunda olan bir şarkı fakat Matty Healy bile bu şarkıyı albüme koymadığı için pişman olduğunu belirtmiş, o yüzden önermekte bir sakınca göremiyorum. Yazdığı en iyi şarkı olduğunu söylemiş, buna katılıyor muyum katılmıyor muyum ben de bilmiyorum açıkçası ama yazdığı en iyi şarkılardan birisi olduğu kesin. Robbers’ta ne yaptıklarının farkında olan yetişkin bir çiftten bahsediyorduk, kaos hakimdi şarkıya. Fallingforyou’da ise daha sakin ve daha masum bir arzuya bırakıyor bu yerini. “You said someday we might, when I’m closer to your height” gibi bir söz var mesela, Robbers’ta bunu göremezsiniz. Şarkının bir noktasına kadar genç bir aşık gibi konuyu dolandırıyor, dolandırıyor, dolandırıyor. Sonunda da “I don’t want to be your friend, I want to kiss your neck!” diye haykırarak niyetini belli ediyor. Seni seviyorum, diyor. Anlasana!

I know you’re looking for salvation in the secular age
But, girl, I’m not your saviour.

The 1975, Girls

Bu albümden önereceğim diğer şarkılardan böyle bahsedersem yazının sonunu getiremeyeceğiz anlaşılan, kısa kesiyorum o halde. Yazının sonuna ekleyeceğim oynatma listesinde diğer önerilerim de olacak, bunu hatırlatayım ve grubun ikinci albümüne geçeyim.

The 1975’ın ilk albümünü yayınlamasının üzerinden üç yıl geçiyor. 2016 yılında ikinci albümü duyurduklarında tam da tarzlarına uygun şekilde ortalığı ateşe vermeden geçmiyorlar: Grup ayrılacak sanıyoruz, teoriler üretiyoruz, grubun sosyal medyası ortalıktan kayboluyor, şifreli mesajlar bırakılıyor… Sonunda grubun ayrılmayacağını ve durumun aslında tam tersi olduğunu, ikinci albümün geleceğini öğreniyoruz. İsmini duymaya hazır mısınız? Albümün adı şu: I Like It When You Sleep, for You Are So Beautiful yet So Unaware of It. Evet, bu komple bir albüm ismi.

Albümün estetik seçimleri, artık grupla bütünleşmiş olan dikdörtgen tasarımı onurlandırıyor. Önceki albüm ne kadar karanlıksa bu albüm o kadar parlak, önceki albüm ne kadar siyahsa bu albüm o kadar pembe! Albümün sound’ı size bu konuda bir ipucu vermiyorsa şu magazinsel ayrıntıyı da vermiş olayım: Matty bir kötü alışkanlık batağında. Zaten önceki albümün turları boyunca sahneye içki şişeleriyle çıkmış, kafası bir milyon bir şekilde şarkılar söylemişti- Bu albümde de durum pek farklı değil. Bu detay biraz önemli çünkü ileride tekrar karşımıza gelecek.

Bu albümden önerilerim de nerede başlıyor nerede bitiyor belirsiz ama elimden gelenin en iyisini yapacağım sizler için. Love Me dinlediniz mi hiç? Love Me dinleyin. “You look famous, let’s be friends” tarzında tatlı sözleri olan, gerçekten eğlenceli bir şarkı. Yok eğer duygu durumunuz buna uymuyorsa biraz daha sakin bir şarkı olan A Change Of Heart’ı önereceğim. Birine karşı hissettiğiniz aşkın bitişini betimleyen bir şarkı bu. “You smashed a glass into pieces / That’s around the time I left / And you were coming across as clever / Then you lit the wrong end of your cigarette” şeklinde kalp kırıcı ve vurucu sözleri var. Love Me’den biraz sert bir geçiş oldu, değil mi?

İkinci albüm, ilkine kıyasla biraz daha derin sözler ve altı doldurulmuş sosyal mesajlar içeriyor. Yalan söylemiyorum, albümün birçok şarkısı internet kültürüne bir eleştiri aslında. Bu temadan vazgeçmediklerini göreceksiniz, sonraki albümlerinde de devamlı olarak modern dönemi eleştiriyorlar. Loving Someone şarkısında “Holding up the status quo instead of showing the kids that they matter, who are they gonna batter next?” dediğinde bu eleştiriyi hissediyorsunuz aslında. Nakaratta “You should be loving someone,” diyor fakat bu yalnızca aşktan bahsetmiyor, bu biraz da bize “Aşk hikâyeleri satar, o yüzden birini sevmelisin” manasına gelen bir öğüt.

Yeni albüme geçmeden önce biraz duraklıyoruz çünkü Matty’nin bağımlılıkları birçok şeyin önüne geçiyor. Matty de memnun değil bu durumdan, grup arkadaşları da memnun değil. Bu yüzden ikinci albümün ardından yaptıkları tur biter bitmez rehabilitasyon merkezinde buluyor kendini. Şarkılar da burada yazılıyor, o yüzden çok daha sağlıklı bir bakış açısı görüyoruz. The 1975 bu yeni albümde bize yanlış şeyleri romantize ettiğimizi ve internet kültürünün bizi nasıl yoldan çıkarttığını anlatıyor. Diğerlerine kıyasla daha pop ve nerede durduğu belli bir albüm bizi bekliyor.

Modernity has failed us.

The 1975 – Love It If We Made It

A Brief Inquiry Into Online Relationships albümünde grup, dikdörtgen logosundan kurtuluyor. Matty, bunu sadelik istediğini söyleyerek anlatıyor. “Rehabilitasyondan daha yeni çıkmıştım. Uzun süredir sahneye çıkmıyordum, nerede olduğumu ve ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Sadece mükemmel bir albüm kaydettiğimi biliyordum ve bunu nasıl sunmam gerektiğine kafa yormak istemedim,” şeklinde bir açıklama yapıyor BBC’ye. Önceki albümler ve EP’lerde, grubun estetiği üzerine fazlaca düşüldüğü belliydi. Bu albümde ise grubun tarz değişikliklerinden sonra estetiklerini yeniden oluşturmaları gerekiyor ve sadeleştirme kararı alıyorlar. Neonlardan kurtuluyorlar, grubu bir müzikal topluluktan ziyade bir marka gibi gösteren dikdörtgen, tam anlamıyla yok olmasa da grubu artık tanımlamıyor.

Brief Inquiry albümü, biraz Radiohead’in OK Computer albümünü anımsatıyor bana. Tarz olarak değil, konsept olarak. Bunu söylüyorum çünkü konsept olarak benzeseler de tarz olarak alakaları yok fakat Radiohead’in konseptini beğendiyseniz bu albüme de bir şans vermenizi öneriyorum. Brief Inquiry, tarz konusunda biraz karışık. Pop, rock, punk esintileri, synth… Ne ararsanız var. Albümün en farklı şarkılarından birisinin, örneğin, I Like America & America Likes Me olduğunu düşünüyorum. Bir dinleyin de kendiniz karar verin. Böyle söyleyince karışık geliyor ve “Neresi oturaklı bunun?” dedirtiyor, biliyorum fakat toplu bir halde baktığımızda ne olduğunu ve nerede duracağını bilen bir albüm. Diğerlerinden daha yetişkin hissettiriyor. Sanki grup sonunda aradığı o ilhamı yakalamış gibi.

Bu albümün bir de politik bir yanı var. Matty Healy, zaten politik anlamda duruşunu her zaman belli eden birisiydi ve hatta grup olarak nerede durduklarını konserlerde de belli etmekten kaçınmıyorlardı fakat bu albüm ile bunu biraz daha öne çıkarttılar diyebiliriz. Love It If We Made It diye bir şarkı mevcut mesela bu albümde, içinde Donald Trump’tan alıntılar yapılıyor, Black Lives Matter protestolarındaki söylemlere yer veriliyor, sosyal medya bile eleştiriliyor. Hatta “Modernity has failed us!” şeklinde sözleri var. Böylesine bir şarkının melodisi ise modernitenin bizi uğrattığı hayal kırıklığına inat, hareketli, umutlu.

And why would you believe you could control how you’re perceived
When at your best you’re intermediately versed in your own feelings?

The 1975 – Sincerity Is Scary

Give Yourself A Try şarkısı da yine diğer albümlerin yanında daha yetişkin temalara yer veren bir şarkı. Zaten bu şarkı “You learn a couple things when you get to my age” cümlesiyle açılıyor, resmen “Ah ah, bizim zamanlarımızda…” dermiş gibi! Benim gerçekten duyduğum anda vurulduğum bir şarkı, bunun asıl sebebi de şarkının alttan alta hissettirdiği punk esintileri olabilir. Joy Division göndermesi bile mevcut bu şarkıda: Disorder şarkısını dinlediyseniz iki şarkının gitar riff’leri arasındaki benzerliği fark edeceksiniz. Çok sevdiğim iki grup!

Bütün bunların yanında aşk şarkıları da yok değil tabii, hatta Be My Mistake diye bir şarkı var ki her dinlediğimde uzun uzun duvarı izlerken buluyorum kendimi. Birini arzulamak ve birine aşık olmak arasındaki farkı anlatıyor. Arzuladığı birisiyle beraberken aslında aşık olduğu insanın hayalini kuran bir karakter var bu şarkıda. Harika bir akustik parça, ne kadar önersem az.

Save all the jokes you’re going to make
Whilst I see how much drink I can take
Then be my mistake

The 1975 – Be My Mistake

Bu yazı uzuyor gidiyor, ben burada kısa kesiyorum. The 1975’ı dinlediniz mi bilmiyorum, dinlemediyseniz de umarım sizi bu tatlı grupla tanıştırmayı başarmışımdır. Aşağıda önerilerimden oluşan bir playlist bırakıyorum, bakmak isterseniz lütfen çekinmeyin! Şimdi izninizle, ortadan kaybolup bu grubu bir kez daha dinleyeceğim. Ah, kaybolmadan, eğer siz de bu grubu seviyorsanız duymak isterim, sizin favori The 1975 albümü nedir?   

Yazar

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.