İçeriğe geç
Sinema 6 dk okuma

Önceki HUNGER GAMES Filmlerinin Yapamayıp, MOCKINGJAY Pt. 1’ın Başardığı 4 Kritik Şey

Yiğitcan Erdoğan
Önceki HUNGER GAMES Filmlerinin Yapamayıp, MOCKINGJAY Pt. 1'ın Başardığı 4 Kritik Şey

Partiye biraz geç kaldığımın farkındayım. Hunger Games: Mockingjay Part 1 (ki lütfen artık şu son kitapları iki filme böleceksek Part 1 ibaresinden kurtulalım, bunlara başka isimler bulalım bu nedir?) çıkalı birkaç ay oldu. Sinemada vizyona girdiği an yazabilirdim bu yazıyı. Ama o zaman izlemedim filmi. Uğruna günümü bölüp, popomu kaldırıp sinemaya gidilecek bir seri değildi Hunger Games, benim için hâlâ “çıksın evde izleriz” kıvamındaydı.

Çünkü çok kötü başladık Hunger Games’le münasebetimize. Birinci filmi ilk izlediğimde seyrettiğim şeyin tam bir rezalet olduğu kanaatindeydim. Ortada bir Açlık Oyunları vardı şüphesiz; ama bunun ne niye‘si, ne de nasıl‘ı çok anlatılmıyor; daha ziyade mesele aksiyon ve üzgün kaslı ile duygusal bodur arasında Katniss’in yaşadığı aşk buhranına odaklanıyordu. O zamanlar bu seriyi –kitapları da okumadığımdan– “Twilight olmak isteyenler” klasörüne kaydetmiş; en yakın trene atlayıp “Hunger Games’ten ümidi olanlar” diyarını hızla terk etmiştim.

Sonra ne hikmetse boş bir vaktimde Hunger Games: Catching Fire’ı izleme kararı aldım. Bilmiyorum, yine kitaplara hâkim olmadığımdan her şey bende ciddi bir yeniden yapım havası uyandırdı. Hani bir işi zamanının teknolojik ve sanatsal daraltmalarından ayırıp daha derin ve daha güzel bir şekilde tekrar yapmaya koyulursunuz ya? Sanki Catching Fire’da orijinal Hunger Games’e onu yapıyordu. Çünkü konu çok aynı gözükmüştü gözüme; tek farkı bu sefer ortada daha somut bir nasıl ve çok daha somut bir niye vardı.

Yine de Mockingjay Part 1’a şüpheyle yaklaştım. İlk filmin aksine, ikinci film gibi Francis Lawrence tarafından yönetilmesi bir artıydı; ama yine de Hunger Games serisi şaibeliydi gözüme. Dürüst olayım, bu şüphelerimi doğruladı film ilk on dakikası boyunca. Ama sonra, muhtemelen şu ana kadar yapılmış en sağlam Hunger Games filmini izlediğimi fark ettim. Zira bu sefer, şu dört kritik şeyi hiç şüpheye yer bırakmadan gerçekleştirebiliyordu film.

 

Dünyayı Gerçekten Tasvir Etmek

Hunger Games Mockingjay 1

İlk öncelik vermemiz gerekeni ve belki de en önemlisi bu. Önceki iki Hunger Games filminde gördüğümüz eserin adındaki şeyden ibaretti: Açlık Oyunları. İkinci film bu konuda biraz daha kıpırdanmaya çalışmıştı; biraz Capitol vermeye, iki District göstermeye uğraşmıştı ama en nihayetinde izlediğimiz şey Capitol vatandaşlarının izlediği şeyden farklı değildi. Bizim gördüğümüz dünya Force Field’larla çevrili bir savaş alanıydı; fazlası değildi.

Bu konuda Hunger Games’i takiben çıkmış olmasına rağmen ondan daha başarılı olan filmler (örn: Divergent) çıkınca, türün ağa babasının world-building dediğimiz meziyeti çok sınıfta kalır hâle gelecekti eğer Mockingjay bunu başarmasaydı. Ama başardı işte. İlk defa filmlerde Capitol ve arenanın dışını cidden tanıma imkanı bulduk. Sadece District 13 üzerinden değil; aynı zamanda verilen mücadele üzerinden; araya atılan bilgiler üzerinden; serpiştirilen direniş sahneleri üzerinden. Karşımıza ilk defa ciddi bir Panem tasviri sunuldu ve biz ilk defa burasının insanların komik isimlere ve komik giysilere sahip olduğu bir alternatif gelecek değil; bir distopya olduğuna ikna olduk.

 

Sembolizmi Netleştirmek

Hunger Games Mockingjay 2

Bu dakikaya kadar çok konuşuldu; çok edildi bu. Hunger Games’in sembolizmi üzerine çok kelam edildiğini gördüm sağda solda. Dürüst olayım, bunların hiçbiri benim için pek bir şey ifade etmedi. Özellikle de “mockingjay” kelimesi. Ortada kocaman kocaman adamlar kocaman kocaman kelimelerle reality TV diyorlardı, propaganda diyorlardı; ama ben dürüst olmak gerekirse bunu hiçbir zaman sembollerle bağdaştıramıyordum.

Mockingjay, ilk önce Suzanne Collins’e saygımı bir arttırdı. Zira bu romana verilebilecek belki de en doğru, en zekice isimdi bu. Denileni tekrar ederek geniş bir alana yayan kuş; tabii ki bu romanın adı olmalıydı. Daha önce hiç altı çizilmemişti bunun. Belki de daha da önemlisi; Hunger Games oyunları da böylelikle gerçekten manalı bir sembol anlatımına döndü Mockingjay Part 1’in başarısıyla. Aynı şekilde Peeta – Katniss ilişkisi de; Katniss – Gale ilişkisi de ve belki de en önemlisi; Coin – District 13 ilişkisini de…

Anlamlı Bir Politik Mesaj Vermek

Hunger Games Mockingjay 3

Şimdi eğer sembolizmin önceki iki filmde zayıf olduğu konusunda mutabıksak; bir şeyi daha aradan çıkartmamız gerekiyor: Hunger Games’in mesajı önceki filmlerde bana saçma sapan bir şeymiş gibi geliyordu. Yani nedir, çok mu televizyon izlediğimizi ima etmek istiyorlardı? Çok mu televizyona kıymet veriyoruz diyordu? Kitle iletişim araçlarına çok mu hipnotik derecede bağlanıyorduk? Bunu bir filmle mi söylüyorlardı gerçekten?

Ama ne zamanki Katniss isyancıların üssüne geçti ve onların çalışma biçimlerini gözlemleme imkânı bulduk; işte o an gerçekten anlamlı bir hâle büründü Hunger Games serisinin mesajı. Mockingjay metaforu birden çok ciddi bir yere oturdu ve dürüst olmak gerekirse, tüm Hunger Games serisi çok da dile getirilmeyen bir şeyi söyleme şerefine erişti. Bir anda sadece oğlunun ekrana çok bakmasından muzdarip bir anne olmaktan çıkıp, liderlerin politik kıymetleriyle değil, etraflarında oluşturdukları kişilik kültleriyle güç kazandıklarına ilişkin konuşmaya başladı. Bu çok güçlü bir söylemdi ve tüm seriyi de retroaktif olarak güçlendiriyordu.

 

Hikayeye Odaklanmak

Hunger Games Mockingjay 4

Son büyük başarısı da bu oldu Hunger Games: Mockingjay Pt. 1’in. Daha önce de söyledim; ilk iki filmde çok da anlamlandıramadığım; kafamda oturaklı bir yere yerleştiremediğim bir “hmm, üzgün kaslıyı mı seçsem yoksa duygusal boduru mu; aman Allah’ım onu seviyorum ama ona da boş değilim” alt konusu vardı. Açık konuşayım, bu filmde de var. Özellikle bir isyan döner ve bir dünyanın kaderi belirlenirken “peki ya Peeta” diye hönküren bir Katniss’e sempati duymak hâlâ pek mümkün değil.

Bu anladığım kadarıyla filmin hitap ettiği Twilight kitlesini ellerinde tutmak için yerleştirdikleri bir şey; ama neyse ki filmin ana odak noktası değil. Bundan çok uzak hatta. Film karakterleri itinayla halının altına süpürmüş. Artık daha önemli şeyler var ve çoğunu yukarıda saydım. Panem, Katniss’ten daha ön planda. Semboller, Peeta vs. Gale’den daha ön planda. Ve filmin anlatmaya çalıştığı mesaj kesinlikle bu karakterlerin iç motivasyonlarından ön sıralarda. Artık en yukarıda akan şey, filmin hikayesi. Ve bu da, Mockingjay Part 1’i iyi yapan şeylerden biri.

 

Velhasıl kelam; ben pek sevdim bu sefer Hunger Games serisini. Catching Fire’dan sonra hâlâ şüphelerim vardı; ama pek yok. Francis Lawrence’ın seriyle yaptıklarına dair güvenim tam. Son filmi de onun çekmiş olması içimi rahatlatıyor. Sanıyorum, arkadaşlar; bu sefer cidden pılı pırtıyı toplayıp, ilk gün sinemada izleyeceğim filmi. Hunger Games: Mockingjay Part 2 bu sene, 20 Kasım’da vizyona girecek. O gün için sözleşelim mi? Siz ne diyorsunuz seriyle ilgili?

Yiğitcan Erdoğan

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Tüm yazıları (2655)

Bunlar da ilgini çekebilir

6 yorum

  1. SPOILER

    işin ilginç yanı şu ki diğer filmleri sevenler bunu pek sevmedi. kendi adıma ikinci filmi daha çok sevdiğimi itiraf etmem gerek (aksiyon olarak biraz geri kaldı sanki), ama şu da bir gerçek ki dünyayı gerçekten de resmî olarak tanıttılar. hatta, bu son filmi sevmememe yol açan şey aslında orada insanlar ölmüşken milletin Katniss’in ağzından laf almaya çalıştığı sahnelerin verdiği rahatsızlık olabilir, ve aslında rahatsız hissetmemiz gerektiğine göre evet, bu film başarılı.

  2. Susanne ablanın kitaplarda yaptığı şeyi, filmler de yapıyor aslında. serinin ilk iki kitabını alın bir yere koyun, Mockingjay’i ayrı bir yere koyun. ilk iki kitap, Mockingjay’deki devrime insanları hazırlamaktan başka bir işe yaramıyor. tüm seriye hakim olan “devrim ateşi” konseptini ilk iki kitap kıvılcım çaka çaka yürütüyor ve seri birden bire alevleniyor son kitapta. hatta okurken “n’oluyo lan?!” olduğumu hatırlıyorum. filmler de aynı hesaptan ilerliyor aslında. bile isteye yapılan şeyler diye düşünüyorum. ilk filmler aşk meşk bilerek çoğaltılmış işler gibi geldi mesela bana. çok küçük kıvılcımlar vardı serinin sonuna hazırlık için. seriyi okumayıp, filmi izleyen tanıdıklarıma zorla filmi izletmiştim, “bakın o oyunlar öyle değil” diyerek. ki evet o işler öyle değildi gerçekten.

    ayrıca son kitabın iki parçaya bölünmüş olması bu film için zarardan çok yarar sağladı diye düşünüyorum. çünkü ilk iki filmde işin devrime hazırlık kısmı bilerek ya da bilmeyerek atlanmıştı. bu fimi ikiye bölerek o atlanılan devrim kıvılcımları geniş geniş insanlara verilebilir. filmlerin seyircisi henüz bir devrime hazır değil çünkü.

  3. yazıya katılıyorum gerçekten yararlı buldum

    Pek çok okurun/hayranın yakalayamadığını düşündüğüm noktalara da değinilmiş

  4. Sinema sitelerinde yerden yere vurmuşlardı bu filmi. O yüzden izlememiştim. Şimdi 2. bölümden önce bi göz atarım :d

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.